Kitabın yavaş ilerlemesi ve yazarın bakış açısıyla ilgili önemli noktalara değinmek isterim. Kitabın akışının yavaş olması, bazen daha derinlemesine düşünmeyi sağlasa da, bazı okuyucular için bağlanmak zor olabiliyor. Bu durumun, özellikle karakterlerin tanıtılması ve olayların çözülmesi açısından zaman alması, okumanın içine girmeyi engelliyor.
Yazarın kadın karakterlerin basitleştirilmesi ve erkek karakterlerin daha karmaşık bir şekilde sunulması, gerçekten de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda rahatsız edici bir izlenim ortaya çıkarıyor. Ayrıca, aşkın ve takıntının romantize edilmesi, bu tür hikayelerde sıklıkla karşımıza çıkan bir durum olsada, bu bakış açısıyla yaklaşan okurlar için bu tür temalar, ciddiyetle ele alınmadığında rahatsız edici olabilir.
Sonuçta, her okur kitaptan farklı bir deneyim alır. Kitabın olay örgüsüne girmek yerine, yazarın bakış açısı ve üslubundan rahatsız olmak da gayet anlaşılabilir bir durum. Bazen bir kitap, yazarıyla veya anlatımıyla uyumsuz olabilir. Aşk tanımının uyuşmaması da tamamen doğal, çünkü her bireyin aşkı ve ilişkileri algılayışı farklıdır.
Bende bıraktığı etki, kurgunun parçaları arasında normal olmayan geçişler daha gerçekçi, akışının karakterine uygun olabilirdi.
Kitapta ilgimi çeken, belki de üzerine basıla basıla vurgulanan aşkı ve adını söylememekteki çekilen ızdırap.
Şöyle ki;
"Ağır akan su kayayı oymuş, kardelen çiçeği donuk toprağı delip başını çıkarmış, zarafet kalabalığı yenmiş, dişilik bir kez daha erkek üzerindeki yumuşak zaferini sessizce ilan etmişti"
Acaba gözleri görmeyen bir Mehmet'in Olga'ya tutkusu ile yanıbaşında her şeyini konuşup paylaştığı "Gazeteci Kız" a olan hislerin hangisi samimi?
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli