Puan vermedi·112 syf.··
2025 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2025 04:49
Her şeyi okuyup anlayabilmek ve rahatça ya da rahatça olmasa da birazcık uğraşarak çözümleyebilmek bir yetenektir. Bir kitabı ortalama bir okuyucuyu yıldıracak, üç sayfalık imkansız bir betimlemeyle başlatmaksa düpedüz cesarettir. Daha ilk sayfadan bıraktırmaya bir davetiyedir. "Sen okumasan da olur." demenin ta kendisidir. "Kendim için yazıyorum, eşlik etmek isteyen buyursun gelsin." demektir. Sonra biraz açılır gibi oluyor, aslında son derece güzel bir üslupla kişisel olarak da çok önemsediğim bir konunun anlatıldığı bölümler başlıyor. Fakat her anlaşılır bölümden sonra ilk üç sayfadakine benzer çözümlemesi zor metaforik uyku betimlemeleri yer alıyor. Bu da okumayı bir hayli zorlaştırıp, zaman konusunda sizi sıkıntıya düşürüyor ve bir anlamda sizi esir alıyor, çoğu yerde anlatım nerdeyse kilitleniyor. Çok tekrar var, belki 50 sayfayı geçmemesi gerekirdi. Burada yaşamdan vazgeçmiş bir adamın hikayesini okuyoruz. Daha doğrusu hayatın keşmekeşini, bir şeyleri elde etmek için sürekli olarak bir yerlerden bir yereleri gitmeyi elinin tersiyle iterek eylemsizliği seçmiş bir adamın "sen dili"yle aktarılan izlenimlerine ve ruh dünyasına tanık oluyoruz. Bir romandan çok uzun bir şiir. Kapalı ve sembolik ya da metaforik anlatımın yoğunlaştığı yerlerde şiirsellik de artıyor. Karamsar bir metin. Ama hayatın genel yapısı, kimyası, özellikleri göz önüne alındığında bana göre gerçekçi-gerçek bir metin. Melankolik ve depresif. Yaşamın sınırlılığının verdiği ağırlığın karşısında küçük kaçış noktaları bulmaya çalışılan bir katlanışın romanı bu kitap. Kahramanımız bu katlanışı gece yürüyüşlerine, şehirlerden uzak kır gezintilerine ve en çok da uykuya sarılarak sağlamaya çalışıyor. Bir yerden sonra kayıtsızlığı öyle bir noktaya geliyor ki yediği yemekleri izlediği filmleri okuduğu kitapları bile seçmiyor, kendini önünde sürüklendiği bir akışa bırakıyor. Bariz bir Katip Bartleby etkisi var. Oradaki felsefenin ve konunun yeniden yazımı gibi bir şey. Yazarın bir yerde bu öyküye isim vermeden telmihte bulunması, bu konudaki düşüncemden emin olmamı sağladı. Katip Bartleby daha az ve öz bir yapıya sahipken Uyuyan Adam uzatılmaya çalışılmış gibi. Bununla birlikte sanki özellikle ve bilinçli bir şekilde anlaşılmaz anlatım teknikleri kullanılmış. İki kitap arasındaki bir başka fark da şu ki Katip Bartleby karakteri, yaşam karşısındaki tavrından asla taviz vermiyor ama Uyuyan Adam, yaşam karşısında benimsediği tavrı sürdürse de bu benimseyişi ve eylemsizlik kararıyla ilgili olarak bir tereddüdün içine giriyor. Fikrimce Katip Bartleby, yaşamla arasındaki edilgen savaşımında bir bakıma kazanan taraf oluyor ama Uyuyan Adam’daki karakter, kendi edilgen mücadelesinin hiçbir şekilde hiçbir şey üzerinde etki uyandırmadığını itiraf ederek yaşamın büyüklüğünün ve gücünün karşısında zayıflığını kabul ediyor. Çok beğenmeme rağmen muhtemelen George Perec’le ilk ve son karşılaşmam olacak çünkü hem anlatım tarzıyla hem de içeriğiyle kaldırılması zor, ağır bir yük bu kitap. Üstüne bir de iyi bir okur olmayışım ve hatta anlatılanların benzerini benim de deneyimliyor oluşum eklenince bu zorluk katbekat artıyor. Oysa ben kendi gerçeklerimi üstelik de çözümlemesi zor bir üslupla yüzüme çarpan bir okumadan çok yüzüme serpilen serin su damlaları gibi bir ferahlık sunacak okumalar tercih ediyorum. Varoluşun yükünü hafifletecek dinlendirici okumalar. Ki biliyorum ki her şeyin son derece karanlık ve kötü olduğu, kimseye rahatça soluklanacak bir zaman dilimi verilmediği ya da yaşama hakkının bile tanınmadığı bir göğün altında bu bile lüks. Yazılacak her şeyin basılabileceğini, her şeyin bir alıcısı ve okuyucusu olabileceğini, başına "roman" ibaresi eklenince her şeyin romandan sayılabileceğini kanıtlayan bir kitap. Bir kitabın iyi ya da kötü (aynı şey yazar için de geçerli) olmasını, o kitabın özelliklerinden çok, okuyucuya nasıl ulaştığının, okuyucuyu nasıl etkilediğinin daha önemli olduğunu küçük çapta da olsa bana hissettiren kitaplardan birisi. Nedense genelde isimlerine ve konularına ve biraz da sayfa sayılarına aldanarak alıp okuduğum kitaplara denk geliyorum epey bir zamandır. Evet hepsinde mükemmelliğe varan taraflar var ama yazarın bütün metne yaydığı boğuculuktan dolayı onlara karşı duyarsızlaşıyorsun. Dünyanın en mükemmel düşüncesini, felsefesini de dile getirse en güzel hikayesini de anlatsa bir yerden sonra bunları önemsemiyor ve okuduğun şeye tam anlamıyla bir zaman hırsızı gözüyle bakmaya başlıyorsun, okuduğun şeyin atmosferinden ve özünden uzaklaşıp artık sadece bitirmek için okuyorsun. Tek amacın bu oluyor. Yarım bırakmamak gibi bir takıntın varsa elindeki bitmeden başkasına geçememek gibi bir ruh hastalığın varsa kitaba esir oluyor, bu esaretin günlerini ve gecelerini emdiğini görüyor ama bir şey yapamadan öylece izliyorsun.
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma
·
81 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.