·192 syf.····Okunma: 30 Ocak 2025 00:35 Aylak Adam, Yusuf Atılgan’ın (1921-1989) ilk romanı. 1959 yılında yayımlanan roman, aradan geçen onca yılda edebiyatımızda üzerine en fazla konuşulan romanlardan biri. Acımasız eleştirilerle birlikte övgülerle de anılmaya devam ediyor.
Bilinç Akışı tekniğiyle yazılan eser, Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz olmak üzere dört ana bölümden oluşuyor. İlk mevsim olarak Kış’ın seçilmesi, okuru, daha başlangıçta olağandışı bir hikaye olduğu bilgisiyle selamlıyor.
Romanlarında sanatçı aydın kişilerin bunalımlı yaşamlarını konu edindiği bilinen Yusuf Atılgan, modernleşme ile birlikte bütün dünya edebiyatında benzerlerine sık rastlayabileceğimiz bir tipin, aylak bir adamın, bir isim bile kazanamamış Bay C.nin topluma yabancılaşmasını ve dibine kadar yaşadığı aile kaynaklı yalnızlığı konu alıyor. Eseri benzerlerinden ayıran en güçlü yön ise galiba ustalık. Bir ilk roman için müthiş bir psiko-sosyolojik derinliğe sahip bir ustalık. Gelişigüzel yazılmış bir tek cümlesi bile yok denilse abartılmış sayılmayacak kadar her sayfasına emek harcanmış, kitapta geçtiği şekliyle, bütün değerlerini yitirmiş, dayanacak bir şey, bir tutamak arayan Aylak Adam portresini eksiksiz çizen bir ustalık.
Peki kimdir bu Bay C.? Anne şefkatinden mahrum edilmiş bir öksüz? Kadın düşkünü bir babanın, ruhunda sürekli kanayan yara açtığı zavallı bir oğul? Bir çocuğun anne özlemini dindirmek samimiyeti ve fedakarlığını gösteren bir teyzenin kutsiyetine tutunan salt çocuk? Mutsuz bir çocukluğun üstesinden gelemeyen, olamayan ve kendini gerçekleştiremeyen bir genç? Geçim kaygısından azat edilmiş bir şehirli zampara? Babasından nefret eden ama babası gibi kadın düşkünü olan biri? Toplumun iğrenç yönleriyle her gün karşılaşan ve o toplumun fertlerine benzememek için her zeminde müthiş bir mücadele azminde olan bir aykırı kahraman? İki yüzlülükten, sahtelikten, yalan sevgilerden tiksinen ve gerçek sevgiyi arayan bir entelektüel? Hangisi? Hepsi mi? Etrafımızdan binlercesi mi var yoksa bulunmaz hint kumaşı mı bu soruların cevabı okurun takdirine bırakılacak kadar göreceli. Yalnız, romanda annenin ölü olmasının ve teyze figürünün çok incelikli bir bir tercihle anne yerine konulmasının altında yatan sebep bana kalırsa kişisel bir saklanma değil toplumsal bir baskıya karşı geliştirilen bir savunma. Kitabın tamamında topluma karşı bir direnç geliştiren aylak için yazarın böyle bir olasılık dahilinde bize ölü bir anneden bahsetmesi belki sadece kurgu icabıdır fakat Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna kitabında Maria’ya bu özel ve evrensel durumu açık açık söyletir. Raif Efendinin bir resme dalması karşısında Maria ona “Annenizi mi özlediniz?” diye sorar. Atılgan ise farklı bir yol tercih ederek bu özlemi okuyucuya Bay C. Nin kitap boyunca Zehra Teyze’sini araması ile anlatır.
Daha derine inmeye lüzum yok. Ortada, bir kayıp meselesi vardır. Travmaya neden olan, kişiliği bu travmayla şekillenen ve bütün dünya görüşü bu travma üzerine bina edilen yapayalnız bir hasta adamın zihnini ve kalbini en ince ayrıntısına varana kadar ustaca ele almış bir yazarın, yabancılaşmayı harka anlattığı bir kitap okumak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitabı bütün yönleriyle incelemeye kalkışmak için birkaç cilt kitap yazmak bile yetersiz kalacaktır. Kaldı ki Aylak Adamlarla dolu bir dünyanın gerçekliğinde nefes alıp veriyoruz. Hatta öyle haberler öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki aylaklık masum kalıyor. Sahi dünyayı kimler mahvediyor ve günahsız doğan insana günahı ve kötülüğü kimler öğretiyor? Babam adamsa ben adam olmayacaktım diyen, Aylak olarak yaratılmadığı halde Aylak Adam’lığa mahkum edilen Bay C’yi o mutsuz hayata mecbur eden sistemin tasarımcısı kim? Vesselam.
Beğendim ve tavsiye ediyorum. İyi okumalar.