9/10
·96 syf.··
2024 120. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2024 00:00
Kemal Sayar hikaye gibi şiir yazacağına şiir gibi hikaye yazmış ve iyi ki de öyle yapmış. Hayatın boşluğunda savrulup giden insanları; şiirsel, zaman zaman da ironik bir dille öykülerine misafir etmiş. Huzur veren bir akıcılığı var… Akıntıya kapılıp gerçekle rüyanın kesiştiği, ironiyle hakikatin sert yüzünü gösterdiği, çocukluk hatıralarının ortaya çıkardığı kabuğu sıyrılmış yaralar, insanın tüm hücrelerinde hissettiği bir yalnızlık, yer yer tasavvufi göndermeler ve biraz da psikanaliz (psikiyatristtir kendileri) ile kendi dünyanızdaki yolculuğunuzda kısa bir mola vermenizi sağlayacak müthiş bir kitap. Kısacık öykülerle insanın içini ısıtmakla kalmıyor, bazen kalbinizi acıtsa da huzurlu bir dinginlik sağlıyor. O nedenle benim için bir kitaptan daha fazlası. İlk olarak 2013’te okumuştum ama kaybedince son Türkiye ziyaretimde yeniden edinmiştim. Bugün birkaç sayfa okuyayım derken tamamını okurken bulduğum kendimi. Birazdan birkaç alıntı paylaşacağım ilaç niyetine. Spoiler olabileceğini düşünenlerin devam etmemesini öneririrken şahsen spoiler olduğunu düşünmediğim için açıkça paylaşmakta beis görmedim. "Bruce bunu anlamıyordu, uçsuz bucaksız şu yeryüzünde insanlar neden yalnız kalmaktan korkar ve sığır sürüleri gibi emniyeti birbirlerine sokulmakta bulurlardı? İş ki, sessizce kaybolmayı becerebilmekte. Uyuyan hiç bir canlıyı uyandırmadan, kuşları rüyalarından seslendirmeden… Birden!" Kitapta “Bir Uykuyu Cananla” isimli bir öyküsü vardır ki enfestir. İsmini Yahya Kemal’in Vuslat isimli şiirin ilk sözcüklerinden alır… Aşağıdaki cümle ile başlar sonrası akar gider... “Sıvı, akışkan bir karanlık giderek genişleyip üreyerek yüreğimin çeperlerine yapışıyor, yo kaçmak imkansız, iyisi arka bahçeye sığınmak, arka bahçenin o eğri büğrü aşmasına tırmanarak seksek oynayan çocukları seyretmek, ilk gençliğimin o yoksul açılan gökyüzüne savrulan kırlangıçlar gibi üşüşüyorlar zihnime, nerdeyim ben, yo o korkunç hastanelerin ıslak kokusu değil bu koku…” Beni en çok etkileyen yerlerden birisi de “Terk-i Terk” isimli öyküdür: “Yenilmek hayatın arka sokaklarında sessizce kaybolmayı becerememek değilse nedir? Kişinin kendisiyle yüzleşmesi var olmanın o eşsiz bunaltısını arttırmaktan başka ne işe yarar ki? Ruhun sıfası teslimiyettedir…” “Aşkın da, asksizliğin da zehirli bir kimyası var ve ikindinin usulca martılara dokunduğu şu zamanda, umarsızca geçip giden mevsimlerin söylediği bir şey var: 'Kalp fenerini söndürme.’ eve dönmek için ona ihtiyacın var’” “Sesimi bana çağır. Ölümün renkleri nedir? Siyah… belki sarı. ben bütün hayatlardan geri kaldım doktor bey. ilaçlarınız, şoklarınız düzeltmiyor karnemdeki kırıkları. ben aşk-i bekâlardan sınıfta kaldım. ve onların yüreğinde ne merhamet, ne aşklar. bilmiyorlar onlar kalbi kırık bir çocuğun tarihi nerden başlar.” Günümüz insanına dair enfes bir tespit: “Bu dünyaya hırslı abanan insanlar görüyor, şişmiş benlikler; onları hep mutlu ve kendinden emin görüyor.Onlar fotoğrafta çıkmayı seviyorlar, ekranın bir ucundan görünmeyi, gazetenin bir köşesini işgal etmeyi seviyorlar. Belki de bu insanlar kalabalıktan aldığı besinle ayakta duruyor, o yüzden fotoğrafta mutlu ve mutmain bir aile babası gibi duruyorlar.” ve son olarak menzil niyetine: “Güzergahlarını kendilerine menzil kılanlar ne mutludur!” 2024 Update: Yine okudum, hala harika
Otoyol UykusuM. Kemal Sayar · Timaş Yayınları · 2012864 okunma
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.