·184 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ocak 2025 00:00 Ahh Zezé, ahh Portuga… Bu kitaba layık bir alıntı yazamam bunu biliyorum ama yine de naçizane hislerimi aktarmak istiyorum. Okumakta çok geç kaldığım, ama aynı zamanda bu kadar geç kalmaktan pişmanlık duymadığım bir kitap oldu “Şeker Portakalı”. İyi ki yıllar önce kitabı elime alıp birkaç sayfa okuduğumda “şimdi değil” diyerek kapatıp sonraya saklamışım. Çünkü öyle bir kitap ki, bu kitabı tamamen hissetmek için bu yaşa gelmiş olmam gerekiyordu sanki. Zezé’yi iliklerime kadar anladım, duygularını iliklerime kadar hissettim, onunla beraber ağlayıp, onunla birlikte acı çektim. Çoğumuz bir Zezé’yiz aslında. Kitabın içine girdim ve sürüklendim gittim. Her ne kadar popülaritesi beklentimi arttırsa da o beklentilerimi bile dolu dolu karşıladı hatta üstüne bile çıktı. Kitap hakkında ne söylenir inanın hiç bilmiyorum. Yıllarca yazsam her sene bir inceleme bile yazsam bu kitabı anlatmama yetmez, kelimeler kifayetsiz kalır. Hayatımda okuduğum en güzel kitaplar arasında ilk sıralarda yerini aldı. Bu kitaptan sonra bir kere daha anladım ki tek dileğim Zezé’lerin bu kadar acı çekmemesi. Sevilmesi ve daha da önemlisi “sevgi gösterilmesi”, “değer görmesi”. Gösterilmeyen sevgi, sevgi değildir. Hayattaki en önemli sevgi anne baba tarafından sevilmektir. Çocuklukta alınmayan sevgi hiçbir zaman telafi edilemez, kimse onu iyileştiremez, yerini dolduramaz ve ömür boyu derin bir yara olarak kalır. Birini gerçekten sevmek, ona bunu göstererek, hissettirerek sağlanır. Diğer türlü “kendi içimizde” ne kadar seversek sevelim o sevgi yine “kendi içimizde” kalakalır, karşı tarafa iletilemez. Sevginin iletilmesi gereken yerde daima bir boşluk kalır. Bir gün o boşluğu ansızın biri doldurur ve o dolduran kişi dünyamız olur. O kişi gittiğinde de dünyamız kararır, tutunacak dalımız kalmaz, tıpkı Zezé’de olduğu gibi.
Hoşça kal Zezé!
Daima bizimlesin
Sevgilerle
(Bu kitabı gerçekten anlama yüreği olan okurların okuması gerektiğini düşünüyorum <3)