Tanzimat Dönemi Edebiyatı deyince aklımıza gelen bir çok yazar vardır muhakkak. Fakat içlerinde birkaç tanesiyle özel bir bağ, farklı bir samimiyet hissederiz.
İşte benim için Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Mithat Efendi o birkaç yazarın içerisinde olan yazarlardan birisidir ve her ikisi de listenin üst sırasında yerini bulur
Ahmet Mithat Efendi ile bazen anlaşamayız, çünkü cümleleri yer yer ağdalı olduğu için bir paragrafı sadece tek cümle olabilir. Bazen küserim kendisine ama gene dayanamaz hemen elime yeni bir kitabını alırım
Eğer kendinizin hafiyelik tutkunu olduğunu düşünüyorsanız kitaplarına şans verin özellikle "Esrar-ı Cinâyât" romanı muntazam bir romandır 🩷
Gelelim Dürdane Hanım'a...
Dürdane Hanım romanında roman okumayı pek bir seven, gerçek hayatta da okuduğu romanlardan izler yakalamaya çalışan tabiri caizse hafiyelik yapan Ulviye Hanım ve komşusu Dürdane Hanım'ın hayatını okuyoruz.
Bir şekilde Dürdane Hanım'ın hayatında romanlara konu olacak olayın vuku bulduğunu öğrenen Ulviye Hanım, Dürdane Hanım'ın haberi bile olmaksızın Dürdane Hanım'a gizliden gizliye yardım eder.
Kitabın dili, kurgusu, ters köşeleri (herkes için geçerli değil tabiki), akıcılığı çok güzeldi.
İçerisinde çok güzel alıntılar mevcuttu.
Ulviye Hanım adeta tek başına dev bir kadro gibiydi
Kadınların isterse üstesinden gelemeyeceği hiçbir şeyin olmadığını o kadar güzel anlatmış ki bu roman üzerinden Ahmet Mithat Efendi...
Kitaba hayran kaldım
Kitap hakkında verebileceğim tek spoiler kitabın ortalarında biraz şaşırıyorsunuz, en azından ben çok şaşırmıştım
Gerisi hafiyelikten hoşlanan okuyuculara kalmış
Okuyun, hiç pişman olmazsınız
#alıntılar
"Ama ben öyle içi boş lakırdılara kulak vermem. İnsan verdiği sözün eri olmalıdır." Syf. 14
"Dünyada benim için bir kadını sevmek mümkün olsaydı emin olun ki sizi severdim." Syf. 56
"Görünüşte çocuk, hakikatte yaşlı sayılırdı." Syf.98
"Barışla görülen işlerden hayır beklenir. Zordan hiçbir menfaat beklenmez." Syf. 142
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi