Türk Edebiyatı Klasikleri - 77

Dürdane Hanım

Ahmet Mithat Efendi

Yorumlar ve İncelemeler

Bayıldımm!
10/10
·149 syf.··
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 13:44
Ahmet Mithat Efendi’nin kalemini çok severim. Felatun Bey ile Rakım Efendi, Çingene, Şeytankaya Tılsımı, Dolaptan Temaşa, Henüz 17 Yaşında, Esrar-ı Cinayat daha önceden okuduğum kitaplarıydı ve hepsini de çok sevmiştim fakat aralarında Henüz 17 Yaşında favorimdi. Şimdi Dürdane Hanım’ı da favorilerim arasına ekliyorum. Gerçekten çok ama çok beğendiğimi söyleyerek yorumuma başlayayım. Telefonun yeni yeni kullanılmaya başlandığı bir zamanda geçiyor kitabımız. Dürdane Hanım, duygularına yenik düşerek bir erkekle ilişki yaşamaya başlıyor ve hamile kalıyor. Fakat âşık olduğu adam düşündüğü gibi onu sahiplenmiyor ve tüm bu yaşadıklarına tanık olan komşusu Ulviye Hanım’la yaşananlar anlatılıyor kitapta. Ahmet Mithat’ın kalemi bu kitapta da yine çok güzeldi, çok akıcıydı. Türk Edebiyatı Klasikleri’ne başlamaya korkanlar sakın korkmasın. Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Mithat Efendi üslupları o kadar sade ve eğlenceli ki size Türk Edebiyatı Klasikleri’ni sevdirir. Başlangıç olarak da bu kitapla başlayabilirsiniz, gerçekten çok eğlendim okurken ama bir yandan da hüzünlendim. Ulviye Hanım’ı çok sevdim, erkek kılığına girip de erkeklerin bile yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri yapmasını çok takdir ettim. Çoğu Türk klasiğinde olduğu gibi bu kitapta da yine kadının toplumdaki yeri çok güzel işlenmişti. Namus ve ahlak anlayışından tutun, erkeklerin sorumsuzluğuna kadar birçok konuya değinilmiş. Ben Ulviye Hanım’ı çok sevdim, kitapta daha çok ön planda olmasına rağmen kitaba Dürdane Hanım’ın adını veren Ahmet Mithat’a kızmadım değil. Bence Ulviye Hanım olmalıydı kitabın adı… Neyse… çok güzeldi dediğim gibi, mutlaka okuyun.
Edebiyat & Roman
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
7/10
·149 syf.··
2025 77. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2025 23:58
ⓘ Sürprizbozan cümleler içerir. Çok fazla ters köşe yapıldı bu kitapta ve şahsen bu durum hoşuma gitmedi. Beğenmemekten değil; heveslerimin kursağımda kalmasından kaynaklanıyor. Erkek bir karakterin erkeklerden hoşlandığını düşündürttü bana ve Türk edebiyatında böyle bir karakterin yer almasının nasıl bir his yaratacağını merak ettim, fakat beklediğim adım atılmadı. Lakin Sohbet Bey’in çocukluğu ve gençliğini kapsayan dönemde bir erkeğin onun güzelliğini bir kadına benzetip sevdiğini açıkça ifade ettiği sahne vardı sadece. Biraz uçuk bir fikre dayanıyor tüm hikaye aslında. Telefonun yeni yeni icat edildiği vakit Ulviye Hanım adında zengin bir hanımefendinin romanlarda gerçekleşen olaylarla yetinmeyip biraz da gerçek hayata yönelmek istemesiyle komşunun evine yerleştirdiği telefon etrafında dönüyor kitap. Ahmet Mithat'ın kitapları hüzünle bitirmesi tam benim zevkime hitap eden bir hareket olduğu için kendisini cidden çok seviyorum. Lakin bu sefer üzülmedim. Bir intihar söz konusu ama intihar eden kişi çok büyük ah'lar aldı bence. Onu seven adamın sevgisine ihanet etti, onu yetersiz gördü sonra da aynısını birebir yaşadı. Tek farkı kendisi intihar etti. Burada bitireyim düşünce belirtmeyi, daha fazla ayrıntı gerektirecek çünkü devam edersem, öyle de heyecanı bozulur. Kısa sürede bitirebileceğiniz bir eser, hemen sizi kendine çekiyor.
Alıntı
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
Puan vermedi·149 syf.··
2026 10. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 22:38
Ah Dürdane, salak Dürdane! Kitabı bitirince dişlerimi sıktığımı farkettim. Salaklığa tahammülüm var ama kadınlar tarafından sergilenen kararlı salaklığa tahammülüm yok. O yüzden Dürdane dişlerimi sıktırdı. Ulviye ne kadar gözlerimden kalpler çıkardıysa Dürdane hepsine hançer sapladı sağ olsun diyeceğim ama sağ da olamadı. Film izler gibi okuduğum kitaplardan biri oldu Dürdane Hanım. Aslında ben kitaba Dürdane yerine Ulviye’nin adını verirdim ama saygımız sonsuz. Dürdane’nin salaklığı unutulabilir ama Ulviye’nin yaptıkları, tavrı, duruşu, zekası ve cesareti unutulmaz. Hele Dürdane’nin cehaletinin roman okumamasından kaynaklandığını söylediği yer asla unutulmaz. Yine çok severek ayrıldığım bir Türk edebiyatı klasiği oldu. Daimi limanımsın Türk edebiyatı. Kitapla kalın.
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2024 4. kitabı
Sonumuz Ulviye Hanım'a benzemesin arkadaşlar. Neden mi? Ulviye Hanım çok kitap okuyan bir kadın, kitaplardaki gibi bir hayat yaşanılır mı öğrenmek için yan yalıdaki kendinden farklı bir karaktere sahip 17-18 yaşlarındaki Dürdane Hanım'ı araştırmaya başlar. O kadar ilgilenir ki tel çekerek Dürdane Hanım'ın odasında olan biten konuşmayı telefonla dinlemeye başlar. Sadece bu mu? Ulviye Hanım, kılık değiştirerek Acem Ali adında bir kişilikle de yaşamını sürdürür. Sonrasında ise ne maceralar, ne entrikalar. Türk filmi tadını en iyi aldığım kitapları yazmış Ahmet Mithat Efendi bazen komik diyaloglar bazense sağlam dram. Sadece ilk bölümde dönemi, geçen mekanları anlattığı kısımlardaki kelime ağırlığı beni zorlamışsa da beğendiğim bir kitap oldu. Kitapla kalın -.-
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
10/10
·149 syf.··
2025 6. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2025 00:00
Tanzimat Dönemi Edebiyatı deyince aklımıza gelen bir çok yazar vardır muhakkak. Fakat içlerinde birkaç tanesiyle özel bir bağ, farklı bir samimiyet hissederiz. İşte benim için Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Mithat Efendi o birkaç yazarın içerisinde olan yazarlardan birisidir ve her ikisi de listenin üst sırasında yerini bulur Ahmet Mithat Efendi ile bazen anlaşamayız, çünkü cümleleri yer yer ağdalı olduğu için bir paragrafı sadece tek cümle olabilir. Bazen küserim kendisine ama gene dayanamaz hemen elime yeni bir kitabını alırım Eğer kendinizin hafiyelik tutkunu olduğunu düşünüyorsanız kitaplarına şans verin özellikle "Esrar-ı Cinâyât" romanı muntazam bir romandır 🩷 Gelelim Dürdane Hanım'a... Dürdane Hanım romanında roman okumayı pek bir seven, gerçek hayatta da okuduğu romanlardan izler yakalamaya çalışan tabiri caizse hafiyelik yapan Ulviye Hanım ve komşusu Dürdane Hanım'ın hayatını okuyoruz. Bir şekilde Dürdane Hanım'ın hayatında romanlara konu olacak olayın vuku bulduğunu öğrenen Ulviye Hanım, Dürdane Hanım'ın haberi bile olmaksızın Dürdane Hanım'a gizliden gizliye yardım eder. Kitabın dili, kurgusu, ters köşeleri (herkes için geçerli değil tabiki), akıcılığı çok güzeldi. İçerisinde çok güzel alıntılar mevcuttu. Ulviye Hanım adeta tek başına dev bir kadro gibiydi Kadınların isterse üstesinden gelemeyeceği hiçbir şeyin olmadığını o kadar güzel anlatmış ki bu roman üzerinden Ahmet Mithat Efendi... Kitaba hayran kaldım Kitap hakkında verebileceğim tek spoiler kitabın ortalarında biraz şaşırıyorsunuz, en azından ben çok şaşırmıştım Gerisi hafiyelikten hoşlanan okuyuculara kalmış Okuyun, hiç pişman olmazsınız #alıntılar "Ama ben öyle içi boş lakırdılara kulak vermem. İnsan verdiği sözün eri olmalıdır." Syf. 14 "Dünyada benim için bir kadını sevmek mümkün
1000Kitap
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2024 118. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2024 10:20
Dünyada Cenabı Hak'tan sonra her şeye değilse de çok şeye kadir olan ancak paradır. Ulviye Hanım edebiyata düşkün birisi. Çok kitap okuyor ama artık bu onu tatmin etmiyor. Yani daha başka şeyler de istiyor. Telefon o dönem yeni icat edilmiş ve hemen bir tana temin ediyor. Karşı yalıda komşusu Dürdane hanım var ve onun evini dinlemek için telefonu bir köşeye ilistiriyor. Dürdane gariban Dürdane. Bir aşka düşmüş ki evlerden ırak. Saplantı derecesinde birini seviyor ama sevdiği kişi beş para etmez. Üstelik kızı hamile bırakıyor. Ulviye hanım da hayatında macera aradığı için olayların ortasına atıyor kendini. Dürdane ise öyle bir şey ediyor ki buna herkes şaşırıyor en çok da Mergup. Yani sevdiği adam. Ah ah biraz vicdanının olduğunu öğrenmen pek gec oldu Mergup efendi.
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
Dürdane Hanım
10/10
·160 syf.··
2024 15. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2024 03:17
Lise yıllarında isim-yazar ezberleri yaparken neymiş ezberlediğimiz bu türk edebiyatı klasikleri diyerek okumaya başlayıp hiç tahmin etmediğim bir şekilde türk edebiyatı klasiklerini okumayı çok sevdiğimi keşfettim yıllar önce. Herkesin elinde olan popüler kitaplardan sıkılmaya başlayınca önerilerini beğendiğim Harun Çelik’ in “Türk Edebiyatı 30 Yazardan Otuz Kitap” listesinden Dürdane Hanım kitabını okumaya başladım. Yine müthiş bir öneri ve müthiş bir eser. Kısaca bahsedecek olursam Ulviye Hanım roman okumaktan sıkılmış artık bir romanın içinde olmak isteyen zengin bir kadın. Henüz yeni icat edilmiş telefon sayesinde komşusu Dürdane Hanımın odasına kulak misafiri olarak bu merakını gidermeye çalışıyor ama bununla yetinemiyor tabiki ve macerada burada başlıyor. Bu güzel ve sürükleyici kitaptan en sevdiğim alıntıları aşağı ekledim . Herkese iyi okumalar. - Aşkı bir rezaletten ibaret zannedenler, sevdanın ne olduğunu benden öğrensinler. - “… seni yalnız bu dünyada değil, ahirette de sevmek beni dünya ehline rezil ettiği gibi, ahiret ehline de rezil edeceğini bilsem yine seveceğim. Sevdada ben ısrar ve inat etmiyorum. Sevda gönlümle inat ediyor da ben mağlup oluyorum” - İnsan bir şeyi çok istediği zaman zorluk denilen engel o kişiyi asla ümitsizliğe düşüremez.
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2023 16. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2023 20:25
Ahmet Mithat Efendi'nin ilk kez kitabını okumamla birlikte hem bakış açısını hem de yazım tarzını oldukça farklı buldum. Zira dönemin diğer yazarlarından hayli başka. Roman ise Ulviye Hanımla başlıyor. Ulviye, Mısır’dan gelen yirmi dokuz yaşında güzel bir kadındır. Edebiyata düşkün olmakla birlikte sıkı bir roman okurudur. Aynı zamanda meraklı ve güçlü bir karaktere sahiptir. Bir gün İstanbul’daki konağında yaşarken komşusu Dürdane Hanım'ın hayatını merak eder. Dürdane Hanım ise henüz on sekiz, on dokuz yaşlarında genç bir kızdır. Küçük yaşta annesini kaybetmiş, babası ve Gülbeyaz Kalfa adındaki dadısıyla beraber yaşar. Fakat bu durgun, sakin hayat Ulviye'nin gözünden kaçmaz. Mutlaka bu genç kızın hayatında başka şeyler de vardır diye düşünerek bir gün telefon ile Dürdane Hanım'ın konağını dinlemeye başlar. Olaylar da bundan sonra gelişir. Fakat heyecanı kaçmasın diye bazı kısımları yazmıyorum. Yalnız şunu belirtebilirim ki: romanın ana fikri aşkta ölçülü olmaktır. Zira Dürdane Hanım, Mergup Bey'e olan aşkında o kadar ifrata yani aşırıya gider ki hayatından vazgeçecek kadar hastalıklı, saplantılı bir ruh hâli içinde olmaya başlar. Bu durum ise onu felakete sürükler. Ulviye'yi de intikam almaya, türlü oyunlar oynamaya sevk eder. Sonunda ise kimsenin istemediği bir olay vuku bulur ki şahsen bu beni hiç mutlu etmedi. Daha farklı bir son olabileceğini düşündüm :( Ayrıca küçük bir not olarak: kitabı okumaya başladığınızda lütfen önyargılı olmayın. Zira okudukça anlayacaksınız ki yansıtılmak istenilenler aslında çok başka şeyler. Özetle güzel bir okumaydı, sizlere de tavsiye ederim.
1K
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2023 8. kitabı
Aşk’a dair hep nötr düşüncelere hakimdim. Açıkça aşk romanlarını okumaktan da keyif aldığım söylenemez. Bu kitabı okurken de sinirle okudum. Kitap gerçekten güzel , dili desek öyle eski dönemleri tahayyül desem öyle. Türk Edebiyatı’nın vazgeçilmez hüzünlü aşk teması zaten olmazlarımızdan . Kitabın içeriği böyleyken ben düşündürme yönünü daha başarılı buldum. İnsan her konuda olduğu gibi sevgide de ölçüyü kaçırırsa önce aklını sonra ise ruhunu kaybeder. Derbeder olan sadece kendisi olmaktan çıkar, sevdiklerimize akseder. Düşünelim ki öyle aşka düşmüşüz ki ölümü kendimize reva görüyoruz. Neden peki ? Karşımızdaki insana kendimizi harcayarak sevgiye de haksızlık etmiş olmuyor muyuz? Sevgi insanın kendisinden geçip kendisini yok etmesi midir? Sevgi insanı insan kılmalıydı. Diğer seven karektere baktığımda ise yine bir sevgi için divane olmak yetmeyip, her şekilde geldiğinde açık sevecen bir kapı bırakarak ayrılığa geçmişi bırakmayıp aynı yerde kalmak mıdır? Okuyup karar vermek size kalmış Ama bana kalırsa ölçü hayatımızın temeli , olmadığında sevginin bir kıymeti kalmıyor. Bizi biz eden sevgi varolsun
İnsan ve Duygular
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
Puan vermedi
Ahmet Mithat Efendi'nin okumuş okuduğum bu kitabı okumadan önce yazarın Henüz 17 yaşında adlı kitabını önce okumanızı tavsiye ederim.Çünkü yazar bir yerinde önceki kitabına gönderme yapıyor.Ahmet Mithat Efendi'yi hiç okumayanlar için dilinden bahsetmek gerekirse akıcı mizahi bir kalemi var.Yazarın Henüz 17 yaşında kitabında kadınları kötü gösteren klasik eserlere karşı koruyucu tavrı hoşuma gitmişti.Dürdane hanımda da yazar Acem Ali bey in aslında komşusu Ulviye hanım olması üzerinden kadının meraklı doğasını anlatırken dönemin yeniliğini de kitabın konusuna dahil eder.O da telefonun kullanılması olur.Bu icat kitapta olayların gelişip ilerlemesinde önemli bir yer tutar.Diğer taraftan kitaba adını veren Dürdane hanım kimdir?Dürdane hanım sevdiği adam Mergupla yaşadığı aşkını konu alırken erkeklerin doğasına dair düşüncelerini aktarmakla kalmıyor ilahi adaletin tecellisi için mahşere kalmasını beklemiyor diyerek kitabı sona erdirir yazar. Tavsiye eder keyifli okumalar dilerim
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,890 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Ahmet Mithat EfendiYazar · 107 kitap
Ahmet Mithat (d. 1844; Tophane, İstanbul - ö. 28 Aralık 1912, İstanbul), Türk yazar, gazeteci ve yayıncı. Tanzimat dönemi yazarlarındandır. Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. 1878'de çıkarmaya başladığı ve yayın hayatını 1921'e kadar sürdürmüş olan Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biri olmuştur. 1844 yılında İstanbul'un Tophane semtinde dünyaya geldi. Babası Bezci Süleyman Ağa, annesi bekar çamaşırı diken Nefise Hanım idi. Annesinin ilk evliliğinden olma Hafız İbrahim adlı bir ağabeyi ve Halime, Şerife, İsmet ve Şerife adlı kardeşleri vardır. 6-7 yaşlarında iken babasını kaybetti ve ailesi büyük geçim zorluğuna düştü. Ailesi ile beraber ağabeyi Hafız Ağa'nın kaza müdürü olarak görev yaptığı Vidin'e gitti ve bir mahalle mektebinde öğrenim görmeye başladı. Ertesi yıl İstanbul'a dönerek öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebi'nde devam etti. 1857-1861 yıllarında Mısır Çarşısı'nda bir aktar dükkânında çırak olarak çalıştı. 1861’de ağabeyinin yeniden Vidin Kasabası'na atanmasıyla Vidin'e, Mithat Paşa'nın ağabeyini yanına aldırması üzerine Niş kasabasına gitti ve 1864 yılında üç yıllık Niş Rüştiyesini bitirdi. Mithat Paşa'nın Tuna Valisi olarak atanıp ağabeyini vilayet merkezi Rusçuk'a getirtmesinden sonra kendisi de Rusçuk'ta bir devlet dairesine memur olarak atandı. Memuriyetini sürdürürken bir yandan da Arapça, Farsça ve Fransızcasını ilerlettiği için kendisini takdir eden Mithat Paşa ona kendi ismini verdi. Böylece asıl adı olan Ahmet'in yanına 'Mithat' da eklenerek, bu şekilde anılmaya başladı. Bu dönemde memuriyet görevlerine ilave olarak Teşkilat Kanunu gereği çıkartılan Tuna Gazetesi'nin yazıişlerinde yardımcılık yapmaktaydı. 1866'da ağabeyinin yanında tercümanlık göreviyle gittiği Sofya'da ailesinin isteği üzerine evlendirildi. Kısa süre sonra Rusçuk'a dönerek çeşitli işlerde çalıştı. 1868’de Tuna Gazetesi'nde yazar olarak göreve başladı, gazetenin başyazarı oldu. Bu dönemde tanıştığı Muhacirin Komisyonu (Göçmen Komisyonu) başkanlığını yapmakta olan Şakir Bey'in evinde uzun süre konuk olan Ahmet Mithat, onun zengin kitaplığından yararlandı, Şakir Bey'in Romanyalı bir müzisyen olan eşi sayesinde ilk defa Batı sanatı ile tanıştı. Bağdat yılları Şura-yı Devlet Reisi olan Mithat Paşa 1869 yılında Bağdat Valiliği'ne tayin olduğunda Şakir Paşa'yı da merkez mutasarrıfı olarak Bağdat'ta görevlendirmesi üzerine Ahmet Mithat, onunla birlikte Bağdat'a gitmek istedi. Bu isteğini kabul eden Mithat Paşa kendisini bir matbaa kurmakla görevlendirdi ve çıkartılacak olan 'Zevra' adlı gazetenin başına geçirdi. Bağdat yolculuğu sırasında ressam Osman Hamdi Bey ile tanışmıştı. Osman Hamdi ile dostluğu sayesinde Batı kültürünü tanımaya başladı. Bağdat'ta bulunduğu sırada Muhammed Zuhavi ve yarı derviş bir kişi olan Şirazlı Muhammed Bakır Can Muattar ile tanışıklığı onun kültürünü genişletti, öğrenme hırsını kamçıladı. Bağdat'ta hem gazete yönetmenliği yaparken hem de sanat okulu öğrencileri için fen bilgileri kitabı hazırladı. Kitabı Maarif Nezareti'nin yarışmasında ödül kazanıp ders kitabı olarak okutuldu. Devrin Maarif Nazırı Saffet Paşa ile yazışmaları onda İstanbul'a dönme isteği doğurdu. Basra mutasarrıfı (valisi) olan ağabeyi Hafız İbrahim'in ölümü üzerine 1871 yılında görevinden istifa eden Ahmet Mithat, İstanbul'a dönüp ailesinin geçim yükünü üstlendi. 'Ceride-i Askeriye' ve 'Basiret' Gazetelerinde çalıştı gibi matbaahanesini de kurup eserlerini bastı. İlk önce kendi evinin altında kurduğu matbaayı kısa süre sonra Eminönü'nde kiraladığı bir odaya taşıdı. Edebiyatımızın ilk hikâye koleksiyonu olan 'Letaif-i Rivayat' adlı eseri kaleme aldı. 'Letâif-i Rivayat', 'Kıssadan Hisse' ve 'Hace-i Evvel' isimli eserlerini kaleme aldı, bu eserlerin satışıyla geçimini temine çalıştı İlk sayıda kapatılan 'Devir' ve 13. Sayıda kapatılan 'Bedir' Gazetelerinin ardından 'Dağarcık' adlı dergiyi çıkardı. Bu dönemde Genç Osmanlılar ile ilişki kuran Ahmet Mithat, Ebüzziya Tevfik aracılığıyla Namık Kemal ile tanıştı. Kendi bastığı eserlerinin yanı sıra gazetelerde de yazıları yayımlandı. Namık Kemal'in yayınlamaya başladığı "İbret" gazetesinin sürekli yazarları arasına girdi. 1873 yılında kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılar ve Yeni Osmanlılar'la yakınlığı nedeni ile tepki çekti. Özellikle mecmuanın 4. Sayısında yayınladığı “Duvardan Bir Seda” adlı makalesi nedeniyle dinsizlikle suçlandı. Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyununun yarattığı hava içinde Gedikpaşa Tiyatrosu'nda iken 6 Nisan 1873'te Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos'a sürüldü. 38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınladı, Rodoslu çocuklara ders verdi, 'Medreseyi Süleymaniye' adlı bir ilkokul açtı. En üretken dönemlerinden birini yaşayan yazar, 'Hasan Mellah', 'Hüseyin Fellah' ve 'Dünyaya Yeniden Geliş ya da İstanbul'da Neler Olmuş' gibi önemli eserlerini burada yazdı. İstanbul'da çıkan 'Kırkambar' dergisi'ne yazılar gönderdi. Abdülaziz'in vefat etmesi ve V. Murat 'ın başa geçmesiyle çıkan genel af sonucu İstanbul'a geri dönmesine izin verildi. İstanbul'a döndükten sonra gazetecilik, yayıncılık ve romancılığa ağırlık verdi. İstanbul'a dönüşünden 15 gün sonra 'İttihad' adlı gazeteyi çıkardı. Vakit gazetesinde yazar (1877), Takvim-i Vakayi'de müdür oldu (1878). Bu dönemde yazdığı ve sürgüne kadarki hayatı ile sürgün yıllarını anlattığı 'Menfa' adlı eserinde Yeni Osmanlılar'ı eleştirdi; 'Üss-i İnkılab' adlı eserinde de II.Abdülhamid'in siyasetini överek yeni sultanın gözüne girdi. 27 Haziran 1878'de Osmanlı sarayının desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başladı; gazete, Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından birisi oldu. Başlangıçta gazetenin tüm yazılarını kendisi yazıyordu. Zamanla gazetenin yazarları arasına giren Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim gibi isimler, bu gazetenin sütunlarında meşhur oldular. 1879’da Matbaayı Amire'ye müdür olarak tayin edildi. Rodos sürgününden döndükten sonra Kabataş'ta yeni bir eve taşınan Ahmet Mithat Efendi, burada şair Fıtnat Hanım ile komşu olmuştu. Annesi Nefise Hanım'ın kardeşinin kızı olan Fıtnat Hanım ile aralarında doğan aşk, mektuplarla sürdürüldü. Mektuplaşmaları 1944 yılında kitaplaştı. 1880 yılında Beykoz bir çiftlik satın aldı. Ona ait araziden kaynayan suya 'Sırmakeş' adını verdi ve şişeleyerek içme suyu satışı başlattı. Beykoz kıyısında bir yalı satın alarak sanat ve edebiyat çevrelerinden pek çok kişiyi bu yalıda ağırladı. 1884’te büyük kızı Mediha'yı Muallim Naci ile evlendirdi. Damadı Muallim Naci, 1883’te Tercüman-ı Hakikat'in edebiyat sayfasının yönetimini üstlendi. Ne var ki Ahmet Mithad eski edebiyat alışkanlıklarını savunan damadı ile görüş ayrılığına düştüğü için 2 yıl sonra onu gazeteden kovdu. 1888'de 'Gümüş İmtiyaz Madalyası', 1889'da 'Bâlâ Rütbesi' ve ikinci dereceden 'Mecidî' aldı. 1888'de Türkiye temsilcisi olarak Stockholm'daki VIII. Müsteşrikler Kongresi (Doğu Bilimleri Kongresi)'ne katıldı. Dönünce gözlemlerinden yola çıkarak 'Avrupa'da Bir Cevelan' kitabını yayımladı. 1908'e kadar Tercüman-ı Hakikat'te roman, hikaye ve makaleler yazmayı sürdürdü. Yazar, II. Meşrutiyet döneminde yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Yazıları eskisi gibi rağbet görmediği için yazı hayatından da çekildi[1]; Bakanlar Kurulu'nun özel kararıyla Darülfünun'da genel tarih, felsefe tarihi; Darülmuallimat'ta tarih ve eğitimbilim dersleri; Medreset-ül-Vaizin'de dinler tarihi dersleri verdi; ayrıca Darüşşafaka'da gönüllü olarak öğretmenlik yaptı. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka'da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatını kaybetti. Fatih Camii Mezarlığı'na defnedildi. Ölümüne dek ikiyüzden fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. En büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmak idi. Çoğunluğa hitap etmek, dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi 'kırk beygir gücünde yazı makinesi' olarak tanındı. Eserlerinde Avrupa'nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Ürünlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, 'Açıkbaş, Ahz-i Sar, Ziba' adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde ürünler vermiştir. Fransızca'dan yaptığı roman çevirileri, Batı yazınının ilk çeviri örneklerini oluşturur. Romanları, Namık Kemal, Şemseddin Sami ve Samipaşazade Sezai ile birlikte onu ilk Türk romancılar kuşağının bir üyesi yaptı. Gazeteciliğin dışında tarih, coğrafya ve felsefeye ilgi duymuş; çoğunlukla Batı kaynaklarından yararlanarak kaleme aldığı bu eserleri hem kitap oylumunda, hem de fasikül olarak çıkarmıştır.