Cep Boy

Dürdane Hanım

Ahmet Mithat Efendi
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·193 syf.··
2025 7. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 23:21
Dürdane Hanım , roman okumayı seven , gerçek hayatta da bu okuduklarından izler arayan ,meraklı ve bu merakını gidermek için de elindeki bütün imkanları kullanan, hafiyelik yapan Ulviye Hanımın kendini bir anda bu tarz bir hikayenin içinde bulmasını anlatıyor. Tabi ki Ulviye Hanım da hikayenin baş kahramanı olarak üzerine düşeni yapıyor Dürdane Hanım,1882 Tanzimat döneminde yazılmış ve bence sonu ile çok gerçekçi bir roman. Ve her ne kadar romanın ismi Dürdane Hanım olsa da kitabın ana karakteri Ulviye Hanımdır. Kadın haklarını bu kadar savunan ,tanımadığı bir hemcinsini bu kadar gönülden destekleyen ve en zor zamanında yardım eden bir karakter. Bu arada Dürdane Hanıma yardım etmek için girdiği zorluklar da cabası. Türk edebiyat klasikleri için ,o dönemin şartları ve olayları diye düşünemiyoruz ne yazık ki. Dönem ne kadar değişirse değişsin kadın için bazı seyler hiç değişmiyor. Kitabın dili( günümüz Türkçesi ile okuduğum için) akıcı, kurgusu ve bana göre ters köşeleri ile de keyifli bir okuma oldu. Son dönemlerde okuduğum Türk klasikleri gerçekten çok iyi. #tavsiyemdir
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Karbon Kitaplar · 20192,892 okunma
Puan vermedi·193 syf.··
2020 16. kitabı
Güzel eserlerden biri. Kitabı okuduğunuz zaman ara ara yazarın hayal dünyasına hayran kalıp seveceğiniz ara ara üzüleceğiniz bir roman. Ayrıca fazla betimlemeleri olsa da keyifle okunabilir.
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Karbon Kitaplar · 20192,892 okunma
Küçük Bir Merakın Ardından Getirdiği Büyük Olaylar
9/10
·193 syf.··
2026 23. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 00:27
Küçük bir soru işareti büyük olayları aralayan anahtar olabilir mi? Ahmet Mithat Efendi'nin Dürdane Hanım isimli eseri Ulviye Hanım'ın komşusu Dürdane Hanım'ın hayatında birisi olup olmadığını araştırmasını ve bu eksende gelişen olayları merkezine almakta. Olay kurgusunu en başta çok garipsedim çünkü sanki olayın ortasından başlanmış gibiydi. Ama sonradan anladım ki her bölüm bütünün tabiri caizse puzzleın bir parçası gibiydi. Ve bölümlerde ele alınan kişi, diğer kişiler ve olayın geçtiği zaman/yer gibi ilgili bilgiler çok güzel detaylıca sunulmuştu. Bir puzzleı parça parça yapmaya benzettiğim bu kurguyu çok beğendim. Minik bir parantez; eserin sonunda biraz üzüntü hissettim. Eseri okurken olayın geçtiği 1880'li yıllar İstanbul'unu o dönemlerde yaşamışım gibi deneyimledim. Özellikle Beyoğlu’nun daha modernist/batıcı bir yer oluşu, bir yandan devam eden saray/yalı terbiyesi, gayrimeşru çocuğa karşı tutum gibi kısımlarda dönemi ve o dönemdeki batılılaşma-gelenekçilik çatışmasını adeta yaşadım. Yazarın betimlemelerini çok başarılı buldum. Ulviye Hanım'ın kılık değiştirerek bazı yerlerde, bazı davranış/aksiyonlarda bulunması o dönemde de kadınların toplumsal baskı, norm vs maruz kaldığını ve kadınların o dönemde de temel haklarında sorun yaşadıklarını göstermekte. Ulviye Hanım'ın Dürdane Hanım'ın intikamını kendi meselesi bilmesi ise kadın dayanışmasına hoş bir göz kırpma olmuş diyebilirim. Bununla birlikte bir aşık çift ve meraklı komşu başlangıçlı bir kurmacanın bu denli detaylı, sürükleyici bir noktaya evrileceğini tahmin etmezdim. Bu konuda da yazarı takdir ettim. Mesela Acem Ali'nin Ulviye Hanım olduğunu bir noktaya kadar yazar çok güzel gizlemişti. Eser sürükleyici olmakla birlikte bu sürükleyiciliği çok güzel muhafaza etmekte. Romandaki karakter sayısı
1000Kitap
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Karbon Kitaplar · 20192,892 okunma
Puan vermedi·193 syf.··
2021 43. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2021 01:28
Ah eski İstanbul insanları Başkasının derdini dert edinen bu yolda didinirken hayata ve insana dair keşifler yapan insanlar...Görünenin aslında göründüğü gibi olmayabileceğini öğreten bir anlatı. Çok yönlü bakabilmek... Biz insanlar bunu başarabilirsen büyük aydınlanma yaşayacağız kesinlikle...
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Karbon Kitaplar · 20192,892 okunma
-Spoiler içermez-
8/10
·193 syf.·
2018 2. kitabı
Aşk'ın kitaplaştırılmış hali bence kitabın çoğu yerlerinde biraz sapma olsada iyi bir kitap... Duygularınızdaki değişim, aklınızdaki düşünceler, kalbinizdeki inancada dokunabilecek bir seviyede sıkılmayacağınızı düşünmüyorsanız bir deneyin.
Edebiyat
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Karbon Kitaplar · 20192,892 okunma
10/10
·193 syf.··
Beğendi
·
2020 28. kitabı
Bizim klasikler gibisi yok bir defa daha anladım. Karakterler çok orijinal ve hikaye çok başarılı. Sanki bir noktadan sonra polisiye okuyorum gibi geldi. Meraklı bir komşunun yaptığı planları ve olayları okuyunca hayrete düşeceksiniz.
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Karbon Kitaplar · 20192,892 okunma
9/10
·193 syf.··
2021 12. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2021 23:52
Yazı makinemiz Ahmet Mithat Efendi'nin, Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı eserinden sonra okuduğum ikinci eseri Dürdane Hanım oldu. Kılık değiştirme motifi zaman zaman ipin ucunu kaçırmama sebep olsa da(benim konsantrasyon eksikliğimden de kaynaklanmış olabilir), sonrasında taşlar yerine oturdu. Beklediğimin aksine son derece sade ve akıcı bir anlatımla karşılaştım. Bir sonraki ilk alışverişimde en az iki, üç eserini sepetime ekleyeceğim. Şiddetle tavsiye edilir, iyi okumalar.
1000Kitap
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Karbon Kitaplar · 20192,892 okunma
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 50. kitabı
Tanzimat Dönemi'nin önde gelen yazarlarından biri olan Ahmet Mithat Efendi, "Dürdane Hanım" adlı romanıyla kurgu ve içerik anlamında dönemin çok daha ilerisine layık bir eser sunuyor. Bunu söylememdeki sebep evlilik dışı ilişki, macera arayan ve ajanlıkta her yolu deneyen bir kadın, adalet anlayışı, evlilik kurumu gibi dönemin çok ilerisinde görünen konuları kurgusunda bir oya gibi işleyebilmiş olması... Yazarımızın 1882 yılında basılan bu romanı, sosyolojik özellikler de taşımakta. Ahmet Mithat Efendi erkeklerin güvenilmezliği, kadınların eğitimi, evlilik durumları, cinsellik, tutku ve haz kavramı, kadının cinsiyet olarak aşağı görülmesi, bir kadının rahat edemeyeceği ortamlarda erkek kılığıyla nasıl mutlu olunabildiği, adil davranmanın gerekliliği, intikam kavramı hakkında pek çok görüşüyle okuru aydınlatmayı amaçlıyor. Galata özelinde İstanbul'un gece yaşantısından izler sunuyor. Saha yoğun ve ağır bir üslup tercih ediyor, buna rağmen roman oldukça sürükleyici bir şekilde ilerliyor. Yozlaşmaya başlayan dönem ve İstanbul insanları hakkında keskin yargılara sahip yazar, bu gözlemlerini okura belirtirken süsten ve gereksiz betimlemelerden kaçınıyor. Direkt kurguyu, heyecanı ve merakı ön plana itiyor kalemiyle... Dönemin çokça ilerisinde bulduğum ve beğendiğim bir okuma oldu. Boğaziçi'nde kendisine kalan bir yalıda, yaşlı annesiyle orta halli bir yaşam süren Ulviye Hanım ana kahramanımız... Edebiyata çok düşkündür, roman başta olmak üzere tiyatro, şiir ve düzyazı okumayı çok sever. Okuduklarından büyük heyecan duyar, bu heyecanı gerçek hayata aktarmak ister. Gerçek bir olayın nasıl yaşanabileceği hakkında bir muhakeme yapar. Bu minvalde, yörüngesine komşu yalının kızı Dürdane Hanım'ı alır. Komşu yalıyı takip ederek, erkek kılığına bürünerek, bazen de ajan gibi iz
Edebiyat
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20232,892 okunma
Bayıldımm!
10/10
·149 syf.··
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 13:44
Ahmet Mithat Efendi’nin kalemini çok severim. Felatun Bey ile Rakım Efendi, Çingene, Şeytankaya Tılsımı, Dolaptan Temaşa, Henüz 17 Yaşında, Esrar-ı Cinayat daha önceden okuduğum kitaplarıydı ve hepsini de çok sevmiştim fakat aralarında Henüz 17 Yaşında favorimdi. Şimdi Dürdane Hanım’ı da favorilerim arasına ekliyorum. Gerçekten çok ama çok beğendiğimi söyleyerek yorumuma başlayayım. Telefonun yeni yeni kullanılmaya başlandığı bir zamanda geçiyor kitabımız. Dürdane Hanım, duygularına yenik düşerek bir erkekle ilişki yaşamaya başlıyor ve hamile kalıyor. Fakat âşık olduğu adam düşündüğü gibi onu sahiplenmiyor ve tüm bu yaşadıklarına tanık olan komşusu Ulviye Hanım’la yaşananlar anlatılıyor kitapta. Ahmet Mithat’ın kalemi bu kitapta da yine çok güzeldi, çok akıcıydı. Türk Edebiyatı Klasikleri’ne başlamaya korkanlar sakın korkmasın. Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Mithat Efendi üslupları o kadar sade ve eğlenceli ki size Türk Edebiyatı Klasikleri’ni sevdirir. Başlangıç olarak da bu kitapla başlayabilirsiniz, gerçekten çok eğlendim okurken ama bir yandan da hüzünlendim. Ulviye Hanım’ı çok sevdim, erkek kılığına girip de erkeklerin bile yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri yapmasını çok takdir ettim. Çoğu Türk klasiğinde olduğu gibi bu kitapta da yine kadının toplumdaki yeri çok güzel işlenmişti. Namus ve ahlak anlayışından tutun, erkeklerin sorumsuzluğuna kadar birçok konuya değinilmiş. Ben Ulviye Hanım’ı çok sevdim, kitapta daha çok ön planda olmasına rağmen kitaba Dürdane Hanım’ın adını veren Ahmet Mithat’a kızmadım değil. Bence Ulviye Hanım olmalıydı kitabın adı… Neyse… çok güzeldi dediğim gibi, mutlaka okuyun.
Edebiyat & Roman
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,892 okunma
Insan verdiği sözünün eri olmalıdır..!
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2024 181. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2024 17:01
Okuduğum "roman" türündeki kitaplara inceleme yazmıyorum. Bazı kitaplar tabii istisna. Bu kitap da onlardan biri. Türk edebiyatı denince zengin bir edebiyat geliyor benim aklıma. Neden bu kadar çok Türk yazarların kitaplarını okuduğumu soranlara bu cevabı veriyorum. Gerçekten çok şanslıyız. Kalemi çok güçlü yazarlarımız var. Sadece eski yazarlar da değil yeniler de çok başarılı. Kitabın konusunu tabii anlatmayacağım. Her zaman dediğim gibi :) okuyun kendiniz görün:) Etkileyici güzel bir konusu var ve sadece "bizden". Işte bu" bizden" olması bile bu kitabı anlatmaya kâfi :) Kitapta bir alıntı vardı ibretlik! Özellikle hemcinslerim okusun:) Bence tespit müthiş:) "Bir adamın halini anlamak için onun cep harçlığına dikkat etmek her zaman kifayet eder. Zira cep harçlığınca müsrif olan adam kötü bir ahlaka sahip olmasa bile iyi bir adam sayılamaz.." Ayrıca yazar kendisi de bir erkek olduğu halde erkeklerin ne kadar güvenilmez olduğuna dair müthiş tespitleri vardı:) Tabii genelleme yapmamalı ama tespitler müthişti!! Son olarak çok severek, keyifle okudum. Türk edebiyatına gönül verenlere gönülden tavsiye ediyorum öyleyse:) Yazara Ahmet Mithat Efendi selam olsun. Belki ruhu hisseder kim bilir :) Keyifli okumalarınız olsun...
Edebiyat
Dürdane HanımAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20232,892 okunma

Yazar Hakkında

Ahmet Mithat EfendiYazar · 107 kitap
Ahmet Mithat (d. 1844; Tophane, İstanbul - ö. 28 Aralık 1912, İstanbul), Türk yazar, gazeteci ve yayıncı. Tanzimat dönemi yazarlarındandır. Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. 1878'de çıkarmaya başladığı ve yayın hayatını 1921'e kadar sürdürmüş olan Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biri olmuştur. 1844 yılında İstanbul'un Tophane semtinde dünyaya geldi. Babası Bezci Süleyman Ağa, annesi bekar çamaşırı diken Nefise Hanım idi. Annesinin ilk evliliğinden olma Hafız İbrahim adlı bir ağabeyi ve Halime, Şerife, İsmet ve Şerife adlı kardeşleri vardır. 6-7 yaşlarında iken babasını kaybetti ve ailesi büyük geçim zorluğuna düştü. Ailesi ile beraber ağabeyi Hafız Ağa'nın kaza müdürü olarak görev yaptığı Vidin'e gitti ve bir mahalle mektebinde öğrenim görmeye başladı. Ertesi yıl İstanbul'a dönerek öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebi'nde devam etti. 1857-1861 yıllarında Mısır Çarşısı'nda bir aktar dükkânında çırak olarak çalıştı. 1861’de ağabeyinin yeniden Vidin Kasabası'na atanmasıyla Vidin'e, Mithat Paşa'nın ağabeyini yanına aldırması üzerine Niş kasabasına gitti ve 1864 yılında üç yıllık Niş Rüştiyesini bitirdi. Mithat Paşa'nın Tuna Valisi olarak atanıp ağabeyini vilayet merkezi Rusçuk'a getirtmesinden sonra kendisi de Rusçuk'ta bir devlet dairesine memur olarak atandı. Memuriyetini sürdürürken bir yandan da Arapça, Farsça ve Fransızcasını ilerlettiği için kendisini takdir eden Mithat Paşa ona kendi ismini verdi. Böylece asıl adı olan Ahmet'in yanına 'Mithat' da eklenerek, bu şekilde anılmaya başladı. Bu dönemde memuriyet görevlerine ilave olarak Teşkilat Kanunu gereği çıkartılan Tuna Gazetesi'nin yazıişlerinde yardımcılık yapmaktaydı. 1866'da ağabeyinin yanında tercümanlık göreviyle gittiği Sofya'da ailesinin isteği üzerine evlendirildi. Kısa süre sonra Rusçuk'a dönerek çeşitli işlerde çalıştı. 1868’de Tuna Gazetesi'nde yazar olarak göreve başladı, gazetenin başyazarı oldu. Bu dönemde tanıştığı Muhacirin Komisyonu (Göçmen Komisyonu) başkanlığını yapmakta olan Şakir Bey'in evinde uzun süre konuk olan Ahmet Mithat, onun zengin kitaplığından yararlandı, Şakir Bey'in Romanyalı bir müzisyen olan eşi sayesinde ilk defa Batı sanatı ile tanıştı. Bağdat yılları Şura-yı Devlet Reisi olan Mithat Paşa 1869 yılında Bağdat Valiliği'ne tayin olduğunda Şakir Paşa'yı da merkez mutasarrıfı olarak Bağdat'ta görevlendirmesi üzerine Ahmet Mithat, onunla birlikte Bağdat'a gitmek istedi. Bu isteğini kabul eden Mithat Paşa kendisini bir matbaa kurmakla görevlendirdi ve çıkartılacak olan 'Zevra' adlı gazetenin başına geçirdi. Bağdat yolculuğu sırasında ressam Osman Hamdi Bey ile tanışmıştı. Osman Hamdi ile dostluğu sayesinde Batı kültürünü tanımaya başladı. Bağdat'ta bulunduğu sırada Muhammed Zuhavi ve yarı derviş bir kişi olan Şirazlı Muhammed Bakır Can Muattar ile tanışıklığı onun kültürünü genişletti, öğrenme hırsını kamçıladı. Bağdat'ta hem gazete yönetmenliği yaparken hem de sanat okulu öğrencileri için fen bilgileri kitabı hazırladı. Kitabı Maarif Nezareti'nin yarışmasında ödül kazanıp ders kitabı olarak okutuldu. Devrin Maarif Nazırı Saffet Paşa ile yazışmaları onda İstanbul'a dönme isteği doğurdu. Basra mutasarrıfı (valisi) olan ağabeyi Hafız İbrahim'in ölümü üzerine 1871 yılında görevinden istifa eden Ahmet Mithat, İstanbul'a dönüp ailesinin geçim yükünü üstlendi. 'Ceride-i Askeriye' ve 'Basiret' Gazetelerinde çalıştı gibi matbaahanesini de kurup eserlerini bastı. İlk önce kendi evinin altında kurduğu matbaayı kısa süre sonra Eminönü'nde kiraladığı bir odaya taşıdı. Edebiyatımızın ilk hikâye koleksiyonu olan 'Letaif-i Rivayat' adlı eseri kaleme aldı. 'Letâif-i Rivayat', 'Kıssadan Hisse' ve 'Hace-i Evvel' isimli eserlerini kaleme aldı, bu eserlerin satışıyla geçimini temine çalıştı İlk sayıda kapatılan 'Devir' ve 13. Sayıda kapatılan 'Bedir' Gazetelerinin ardından 'Dağarcık' adlı dergiyi çıkardı. Bu dönemde Genç Osmanlılar ile ilişki kuran Ahmet Mithat, Ebüzziya Tevfik aracılığıyla Namık Kemal ile tanıştı. Kendi bastığı eserlerinin yanı sıra gazetelerde de yazıları yayımlandı. Namık Kemal'in yayınlamaya başladığı "İbret" gazetesinin sürekli yazarları arasına girdi. 1873 yılında kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılar ve Yeni Osmanlılar'la yakınlığı nedeni ile tepki çekti. Özellikle mecmuanın 4. Sayısında yayınladığı “Duvardan Bir Seda” adlı makalesi nedeniyle dinsizlikle suçlandı. Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyununun yarattığı hava içinde Gedikpaşa Tiyatrosu'nda iken 6 Nisan 1873'te Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos'a sürüldü. 38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınladı, Rodoslu çocuklara ders verdi, 'Medreseyi Süleymaniye' adlı bir ilkokul açtı. En üretken dönemlerinden birini yaşayan yazar, 'Hasan Mellah', 'Hüseyin Fellah' ve 'Dünyaya Yeniden Geliş ya da İstanbul'da Neler Olmuş' gibi önemli eserlerini burada yazdı. İstanbul'da çıkan 'Kırkambar' dergisi'ne yazılar gönderdi. Abdülaziz'in vefat etmesi ve V. Murat 'ın başa geçmesiyle çıkan genel af sonucu İstanbul'a geri dönmesine izin verildi. İstanbul'a döndükten sonra gazetecilik, yayıncılık ve romancılığa ağırlık verdi. İstanbul'a dönüşünden 15 gün sonra 'İttihad' adlı gazeteyi çıkardı. Vakit gazetesinde yazar (1877), Takvim-i Vakayi'de müdür oldu (1878). Bu dönemde yazdığı ve sürgüne kadarki hayatı ile sürgün yıllarını anlattığı 'Menfa' adlı eserinde Yeni Osmanlılar'ı eleştirdi; 'Üss-i İnkılab' adlı eserinde de II.Abdülhamid'in siyasetini överek yeni sultanın gözüne girdi. 27 Haziran 1878'de Osmanlı sarayının desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başladı; gazete, Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından birisi oldu. Başlangıçta gazetenin tüm yazılarını kendisi yazıyordu. Zamanla gazetenin yazarları arasına giren Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim gibi isimler, bu gazetenin sütunlarında meşhur oldular. 1879’da Matbaayı Amire'ye müdür olarak tayin edildi. Rodos sürgününden döndükten sonra Kabataş'ta yeni bir eve taşınan Ahmet Mithat Efendi, burada şair Fıtnat Hanım ile komşu olmuştu. Annesi Nefise Hanım'ın kardeşinin kızı olan Fıtnat Hanım ile aralarında doğan aşk, mektuplarla sürdürüldü. Mektuplaşmaları 1944 yılında kitaplaştı. 1880 yılında Beykoz bir çiftlik satın aldı. Ona ait araziden kaynayan suya 'Sırmakeş' adını verdi ve şişeleyerek içme suyu satışı başlattı. Beykoz kıyısında bir yalı satın alarak sanat ve edebiyat çevrelerinden pek çok kişiyi bu yalıda ağırladı. 1884’te büyük kızı Mediha'yı Muallim Naci ile evlendirdi. Damadı Muallim Naci, 1883’te Tercüman-ı Hakikat'in edebiyat sayfasının yönetimini üstlendi. Ne var ki Ahmet Mithad eski edebiyat alışkanlıklarını savunan damadı ile görüş ayrılığına düştüğü için 2 yıl sonra onu gazeteden kovdu. 1888'de 'Gümüş İmtiyaz Madalyası', 1889'da 'Bâlâ Rütbesi' ve ikinci dereceden 'Mecidî' aldı. 1888'de Türkiye temsilcisi olarak Stockholm'daki VIII. Müsteşrikler Kongresi (Doğu Bilimleri Kongresi)'ne katıldı. Dönünce gözlemlerinden yola çıkarak 'Avrupa'da Bir Cevelan' kitabını yayımladı. 1908'e kadar Tercüman-ı Hakikat'te roman, hikaye ve makaleler yazmayı sürdürdü. Yazar, II. Meşrutiyet döneminde yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Yazıları eskisi gibi rağbet görmediği için yazı hayatından da çekildi[1]; Bakanlar Kurulu'nun özel kararıyla Darülfünun'da genel tarih, felsefe tarihi; Darülmuallimat'ta tarih ve eğitimbilim dersleri; Medreset-ül-Vaizin'de dinler tarihi dersleri verdi; ayrıca Darüşşafaka'da gönüllü olarak öğretmenlik yaptı. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka'da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatını kaybetti. Fatih Camii Mezarlığı'na defnedildi. Ölümüne dek ikiyüzden fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. En büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmak idi. Çoğunluğa hitap etmek, dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi 'kırk beygir gücünde yazı makinesi' olarak tanındı. Eserlerinde Avrupa'nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Ürünlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, 'Açıkbaş, Ahz-i Sar, Ziba' adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde ürünler vermiştir. Fransızca'dan yaptığı roman çevirileri, Batı yazınının ilk çeviri örneklerini oluşturur. Romanları, Namık Kemal, Şemseddin Sami ve Samipaşazade Sezai ile birlikte onu ilk Türk romancılar kuşağının bir üyesi yaptı. Gazeteciliğin dışında tarih, coğrafya ve felsefeye ilgi duymuş; çoğunlukla Batı kaynaklarından yararlanarak kaleme aldığı bu eserleri hem kitap oylumunda, hem de fasikül olarak çıkarmıştır.