·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Şubat 2025 18:26 · Kitap, dört temel distopya ( Biz - Yevgeni Zamyatin, 1984 - George Orwell, Fahreinheit 451 - Ray Bradbury, Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley) arasında yer alan bir eser. Ancak kitabın sonsözünde de belirtildiği gibi Huxley kitabı kesin olarak distopya yazmak için yazmamış. Kendisi kitabın türünü "kabusumsu" olarak tanımlıyormuş. Bu arada eğer kitabı okuduktan sonra kafanızda soru işaretleri, anlamlandıramadığınız yerler kalırsa sonsözü okumak faydalı olabilir.
Kitabın konusundan da bahsedelim. Bu kısım ÇOKÇA SPOİLER İÇERİR! F.S. 632 yılında Dünya Devleti'nde geçen hikayede insanlar Kuluçka ve Şartlandırma merkezlerinde kişilikleri, ne olacakları (kısmen yazgıları) ayarlandıktan sonra şişelerden çıkarak dünyaya gelmektedirler. Bebeklikten başlayarak insanları şartlandırmaya başlanır. Aile, tek eşlilik, anne, baba gibi kavramlar toplum tarafından müstehcen görülürken; yalnız kalmak, mutlu hissetmemek, toplumdan uzaklaşmak (Psikolojik de olur.), insanların şartlandırmalarına aykırı olarak bilimsel, sanatsal, duygusal bir fikir ortaya koymak, bir çalışma yapmak gibi şeyler de devlet tarafından olumsuz karşılanır, izin verilmez.
Dünya Devleti'nin gözünde insanlar, politik bir amaca hizmet eden farelerden farksızlardır. Kitapta bir kısımda insanlar ne kadar duygularıyla baş başa bırakılırsa toplumun da o kadar zarar göreceğinden söz edilir. Tahmin edileceği gibi de toplumsal düzeni tehlikeye atacak bir davranış, bir bireyin hayatını tehlikeye atacak bir davranıştan çok daha ciddi bir suçtur.
Bu dünyada insanlara mutluluk vadedilir. Mutsuz, kırılmış, öfkeli veya kafası karışık hisseden biri devlet tarafından verilen somalardan tüketerek istediği gibi dinlenip keyiflenebilir. Yaşlılık da problem değil çünkü insanlar ne kadar yaş alırsa alsın daima sağlıklı ve genç gözüküyorlar -ki insan ömrü biraz daha kısaltılmış- . Ölüm, insanlara daha çocukken korkmamaları gereken bir şey olduğu, aksine keyif veren bir durum olduğu şartlandırılıyor. Hastalıklar da yok denecek kadar az. Birini elde etmek mi istiyorsun? Bunun için binbir türlü uğraşa gerek yok. Hipnopedya yöntemi (uykuda şartlandırma) insanlara binlerce defa "Herkes herkes içindir." tarzı öğretiler kazandırdı zaten. Kısaca insanlar diledikleri gibi tüm arzularını gerçekleştirebilirler.
İnsanlara bu düzene daha da bağlanmaları için çeşitli etkinlikler (dini ayinler) düzenlenir. Bu ayinlerde ilahi, konsepte uygun bir şarkı eşliğinde 12 kişilik gruplar ayini tamamlarlar.
Yeni dünya düzeninin işlemediği yerler de vardır. New Mexico'da bulunan Ayrıbölge'de (giriş için herkesin izni yoktur.) Kızılderililer son derece ilkel yaşamlarına devam ederler. Ayrıca düzene karşı gelenleri sürgüne yollamak için kullanılan adalarda da düzen işlemez.
E her şey harika tıpkı bir ütopya gibi diye düşünülebilir fakat aldanmamak gerekir. Bu dünya insanlara mutluluk vadeder, özgürlük değil.
Gelelim kitabın karakterlerine. Kitaptaki en ön planda bulunan karakterlerden bahsedeceğim. Bence her karakter tam olarak böyle bir hikayede olması gereken, yokluğu boşluk hissi yaratacak karakterler. Her biri bir düşünceyi, kitleyi aktarıyor. Hikaye Bernard Marx ile başlarken John (Vahşi) ile şekillenip devam ediyor. Bernard Marx bir Alfa artıdır (hiyerarşinin en üstü) ancak diğer Alfa artılar gibi gözükmemektedir. Vücudu tıpkı Epsilonlarınkine (hiyerarşinin en altı) benzer. Bunun nedeninin Bernard henüz şişedeyken meydana gelen bir kaza sonucu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle günlük hayatında çokça sorun yaşayan Bernard, kendini topluma ait hissedemez, çokça özgüven eksikliği yaşar ve kendini yalnız hisseder. İş yerinde (Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi) yüzü gülmez, biraz aksidir, özel anlarda başbaşa olmak ister ve çok zorunda kalmadıkça soma kullanmayı reddeder. Hikayenin ilerleyen kısımlarında beklediği ilgiyi alınca bir güç zehirlenmesi yaşar ve benliğinden bir süreliğine uzaklaşır.
Lenina Crown ise bir Betadır. Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde çalışır. Tam olarak düzenin beklediği gibi biridir. Etine dolgun bir sarışındır. Öğretileri sorgulamaz bile. Bernard'dan hoşlanır ancak ilerleyen zamanlarda bu ilgi daha çok John'a yönelir.
Helmholtz Watson da bir Alfadır. Üniversitede profesördür. Bernard ile yakın arkadaştır. O da tıpkı Bernard gibi düzenle ilgili pronlemler yaşamaktadır. Ki ikisinin yazgısı da kitabın sonunda aynıdır.
Mustafa Mond ise Batı Avrupa'nın denetçisidir. Fordhazretleri diye de hitap edilir. İşi, bölgesinde düzeni sağlamaktır. Hiyerarşide en tepededir. Kendisi bu pozisyona gelmek için ciddi bir seçim yapmıştır. Yasak olan kitaplara, belgelere, bilgilere erişimi vardır. Bana kalırsa kitaptaki en ilginç karakterlerdendir.
Linda (Beta), zamanında Kuluçka ve Şartlandırma Müdürü (Thomas/ Tomakin) ile birlikte Ayrıbölgeyi ziyaret etmiş ve çeşitli nedenlerle Thomas ile ayrı düşmüştür. Ayrıbölge'de bir başına kalan Linda orada Thomas'tan olan çocuğunu (John) doğurmak ve ona annelik yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Kendisine öğretilen öğretileri yaşamında devam ettirince oradaki Kızılderililerin oluşturduğu toplum tarafından dışlanır, yeri gelir şiddet görür. Olumsuz duygulara alışık olmayan, katlanamayan Linda için soma da bulunmadığından çeşitli maddelere bağımlı hale gelir. John'a ise annelik yapmakta zorlanır, ancak yine de onunla ilgilenir. John'a okuma yazma öğretir, sürekli uygarlıktan ve uygarlığın be kadar mükemmel, kusursuz olduğundan bahseder.
John (Vahşi), Linda'nın oğludur. Çocukluğundan bu yana hep toplumdan çeşitli nedenlerle dışlanmış (ten rengi, soyu yüzünden) ve yalnızlık çekmiştir. Hem Kızılderili kültürü içinde yaşamış, dini ve geleneklerini öğrenmiştir, hem de Linda'nın öğrettiği uygarlık hakkında bilgiye sahiptir. Linda, ona okuma yazmayı öğrettikten sonra bir yerlerden bulduğu, içinde Shekspeare'in tüm eserlerinin bulunduğu bir kitap ile çok güçlü bir bağ kurar, Shekspeare'den çok etkilenir. Shekspeare'e kitapta oldukça yer verilmiştir.
Kızılderililere yakın olmak, geleneklerine dahil olmak ister ancak hep dışlanır. Ayrıbölge'de çektiği yalnızlığa bir gün uygarlığın derman olacağını umar hep. Bir gün Bernard ve Lenina ile yolları kesişince de uygar dünyayı görme hayalini gerçekleştirmiştir.
Kitapta en çok sevdiğim şeylerden birisi de tamamen ilkel bir yaşamın içinden gelen Vahşi'nin gözünden Yeni Dünya'yı görmek oldu. Ayrıca ona olan aşkını kanıtlamak isteyen, onu hakettiğini göstermek isteyen son derece aşık Vahşi ve tam olarak düzenin istediği bir karakter olan Lenina'nın iki zıt nokta olarak karşımıza çıkması ikisinin birlikte olduğu sahnelerde okuyucuya zevk veriyor.
Bernard'ın istediği ilgiyi alınca, egosunu çokça tatmin edince hep kafa tutuştuğu düzenin bir parçası olması veya öyle hissetmesi, bu gücü elinde tutmak istemesi ancak sonrasında akıllanıp dostlarıyla birlikte olması okurken hoşuma gitti.
Kitabın en sevdiğim üç kısım var diyebiliriz. İlki, Lenina'nın John'un evine geldiği sahne. Çünkü bir paragraf önce de belirttiğim durumu bu sahnede en iyi şekilde görüyoruz. İkincisi ise John ve Mustafa Mond arasında geçen konuşma sahnesi. Çünkü burada hem Mond'un geçmişini öğreniyoruz hem de Vahşi'nin uygarlık hakkında yeni bilgiler öğrenmesini, uygarlığa olan bakışını, düşüncelerini en net burada okuyoruz. Üçüncüsü ise tahmin edilebileceği gibi son sahne. Kitabın sonunun böyle olacağını tahmin etmek güç değil ve bence John'un ölmesi çok güzel ve tatmin edici bir sondu. Sadece John'un ölümü değil genel olarak son sahnenin tam olarak hikayeye çok uyduğunu düşünüyorum.
Kitabın bolca 1984 ile kıyaslandığını biliyorum. Ben hangisi günümüze daha yakın, daha gerçekçi sorusuna kolay kolay yanıt veremem. Bana kalırsa ikisini kıyaslamak çok da doğru değil. İkisi de çok değerli eserler ve ikisinin de günümüze benzeyen çok fazla yönü var. Ki tarih boyunca belli dönemlerin 1984'e, belli dönemlerin de Cesur Yeni Dünya'ya benzetilmesi aralarındaki kıyası daha da büyültmüş. Her ikisi de günümüze benziyor.
Belki bu konu hakkında daha ayrıntılı bir gönderi ileride paylaşırım.
Kitabın okunmasını tavsiye ederim. Hele ki bilimkurgu ve distopya sevenlerin kitabı beğenme olasılığı çok yüksek. Kitabın dili öyle ağır değil, anlatımı da sıkıcı değil. Su gibi akıp gidiyor kitap.