·299 syf.····Okunma: 02 Şubat 2025 00:25 Tarık Tufan’ın Düşerken kitabı, insanın iç dünyasına, yalnızlığına, kaybolmuşluk hissine ve hayatın kaçınılmaz çürümesine dair derin bir yolculuk sunuyor. Yazarın sade ama etkileyici dili, kitabın atmosferine hızla kapılmamızı sağlıyor. Kitap boyunca, hayatın yükünü omuzlarında taşıyan bir karakterin ruhsal gelgitlerine şahit oluyoruz.
Kitap boyunca yalnızlık, neredeyse elle tutulur bir gerçeklik gibi hissediliyor. “İnsan yalnızlığa bir defa düşer, orada kalır.” cümlesi, yazarın yalnızlık kavramına dair keskin bakış açısını özetliyor. Bu yalnızlık, bir tercih değil, içine düşülen ve çıkış yolu bulunamayan bir girdap gibi anlatılıyor. Yalnızlığın, insanı yavaş yavaş tüketen, içten içe çürüten bir şey olduğu fikri, kitapta sık sık karşımıza çıkıyor. “İnsanı çürüten ölüm değil, hayattır.” cümlesi de bu fikri pekiştiriyor. Tufan, yaşamı bir çürüme süreci olarak tanımlıyor ve aslında ölümü bir son değil, bu kaçınılmaz sürecin doğal bir sonucu olarak gösteriyor.
Ana karakter olan İshak, hayatın içinde kaybolmuş, umutsuzluk ve yalnızlık içinde sıkışmış biri olarak karşımıza çıkıyor. Onun hayatı bir düşüş olarak görülebilir. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi, bir tür serbest düşüş içindeyiz. Fakat bu düşüş, her zaman karanlık değil. Çünkü tam “Düşerken” karşısına Jülide çıkıyor. Jülide, İshak için adeta bir kurtuluş simgesi oluyor. “Benim için büyük şans.” diyor karakter. Yani bazen tam en dibe vurduğunu düşündüğün anda biri gelir ve seni yukarı çeker. Belki de Tufan, insanın kurtuluşunu yine insanda araması gerektiğini söylüyor.
Kitapta, gitmek ve kalmak üzerine de derin sorgulamalar var. “Oysa gidenler her daim geç kalmıştır.” cümlesi, gitmenin bazen çözüm olmadığını, tam tersine, kaçışın da bir tür yara olduğunu anlatıyor. Giden kişi de huzuru bulamaz, kalan kişi de gidenin yokluğuyla yaşamaya devam eder. “İnsanın en ölümcül yarası, içinde anbean büyüyen gitme hevesidir.” derken, aslında bu kaçış arzusunun insanın içini kemiren bir hastalık gibi olduğunu vurguluyor. Gitmek bazen bir kurtuluş gibi görülse de, bu duygunun kendisi insana zarar veren bir şey olabilir.
“İnsanın nereye gitmek istediğinin önemi yok, esas olan, hayatın seni nereye çağırdığı.” cümlesi, insanın ne kadar çabalarsa çabalasın bazen hayatın akışına kapılmaktan başka çaresi olmadığını söylüyor. Belki de gerçekten önemli olan, hayatın sunduğu işaretleri doğru okumak ve ona göre hareket edebilmek.
Kitabı okurken bir dizi izliyormuşum hissine kapıldım. Belkide yazarın senarit olmasının etkisi vardır.