Mülteci-lik... Ne kadar kolay söyleyebildiğimiz bir kelime hatta neredeyse nefret bile etmeye başladık diyebiliriz (istisnalarımız var tabi ki).
Yazarın bir uçak kazası ve ölenlerden günlerce haberde hüzün dolu bir şekilde bahsettiğini ve ara haberde göç etmeye mecbur kalmış 400 kişinin botunun deniz açıklarında battığını "yine bir göçmen dramı; 400 kişi Akdeniz'i katetmeye çalışırken hayatını kaybetti." diyerek habere son verildiğinden bahsetmiş. Ve göçmenlerin ölümüne uçak kazasında ölenler kadar üzülemediğini yazmış.
Nokta atışı bi konu olmuş bana göre, bizler mülteci durumuna olan insanlara üzülemiyoruz çünkü. kendi ülkemizde kendi evimizde kendi odalarımızdayken onlarla kendimizi kıyaslayamıyoruz. Evet biz düşen bir uçakta olabilirdik ama batan bi botta o kadar insanla birlikte olamazdık diye düşünerek onlarla empati kuramıyoruz, ve bu bizi mülteci durumuna olan insanlara yabancı kılıyor.
İşte yazar bu durumu anlamaya çalışıp herkese de anlatabilmek için Fransa'da olan Hakim ile bir buçuk yıl süren bir görüşme sonucunda bu kitabı yazıyor. Çizgi-roman şeklinde anlatması o anları göz önünde bulundurarak okumak çok farklı ve hissettirerek okumanıza olanak sağlıyor.
Evet insanlar mecburi bir göçteydiler çok zorlandılar ama bizde onlara gereği gibi yardım edemedik.
Şimdi esed rejiminin yıkılmasına o kadar çok seviniyorum ki...
İnşallah ülkelerine sağ salim döner eski hayatlarından daha güzel bir hayatla yaşamaya devam ederler.
Hiçbir zaman ülkelerine dönüpte savaşsınlar diyenlerden olmadım olamazdım da zaten hele o sednaya gibi bi cehennemi gördükten sonra iyi ki "ülkemde mülteci istemiyorum" diyen gerizekalı insanlardan değilim diye şükrettim.
Bu sadece Hakim'in hikâyesiydi kim bilir daha nice nice hikayeler var ve bazıları yarım kaldı.