Alt başlık: Bir Koltukta Çok Karpuz
Merhabalardan bir demet sayın okuyucular. ≈) Bugün sizlere yapabildiğim kadarıyla ilklerin ismi Halit Kıvanç'ı anlatacağım.
Hoş geldiniz. -Biraz uzun... Çayınızı kahvenizi hazır edin isterseniz. ≈)-
Nereden başlasam bilemiyorum, alt başlıkta da dediğim gibi bir koltukta çok karpuz... -kitabı buraya sığdırmam gerekir≈)-
Öncelikle soyadından başlayalım.
“İlkokul başları falan. Biliyor musunuz, bu soyadı işini okuma yazma bilmeyen annemle, ben küçücük çocuk ... Evet ailede o kadar ağabeyler varken biz gittik, ailenin bütün nüfus muamelelerini yaptırttık. Sıra geldi soyadına. "Soyadı ne" dediler. Listeler var oralarda. "Biz bunu evde bir konuşalım" dedik. Kemal ağabeyim "Ben çok güzel bir soyadı buldum" dedi, "Tarkan". Tarkan hiç fena soyadı değil. O za manlar daha bugünkü Tarkan'ın annesi babası bile doğmamıştı herhalde...Tarkan soyadı denince bir gün, iki gün dü şünüldü. Babam benimsemedi.
- Aile meclisinde konuşuluyor bunlar öyle mi?
- Onlar konuşuyorlar, biz duyuyoruz. Gazetede bir yazı okumuş Kemal ağabeyim. "Soyadı için teklifler" konulu bir yazı. Orada "Kıvanç" da var. Parantez içinde de "İlk defa Atatürk tarafından kullanılmıştır bu deyim" yazıyor. Kemal ağabeyim "Kıvanç" diyor. "Bakın nasıl söylenişi" filan... Gittik, aldık Kıvanç soyadını. -Göbek adıda Mecit imiş. Nüfusta kayıtlı...-
İlk Sunuculuğu
- İşte bu çok enteresandır. Bakın ben bebekken bile kundağımın yanında gazete vardı. Yani bebekliğimden itibaren gazete gördüm ben ve okumaya çok küçük yaşlarda gazete ile başladım...
...
– Kendiliğinizden mi okumuşsunuz, yoksa "Oku da oğlum bir göster amcana" gibi mi?
- Hayır, hayır değil. Annem "Oğlum gazete bile okuyor deyince, ben de başlamışım okumaya. Yani bu, benim ilk sunuculuğum. Kendimi sunmuşum.
(İlkokula alınışı, yaşı tutmuyor...)Ben okumaya başlayınca müdür "Tamam" diyor. Ardından ben başlıkları okuyup aşağıya geçiyorum. Küçük harfleri de okuyunca, bu defa müdürün gözleri açılıyor, "Bunu ikiye mi alsak acaba" diyor. Böyle bir konuşma işte.
-alakasız bilgi hacı şakir babasının eniştesi-
Yargıçlık -öncesi avukatlık var: “Ben avukat olarak yaşamımda yalnızca üç kez cüppe giydim. Üç kez duruşmaya girdim, üç kez ayağa kalktım, üç kez konuştum. Evet, yalnızca üç kez...”-
Zor şartlar altında gelişmemiş, geride kalmış Kozluk ilçesinde yargıçlık... -“Yok çünkü, hiçbir şey yok. Yani yoksul kelimesi oranın yanında zengin kalır.”,
“Sinema yok. Tiyatro yok, elektrik yok, hiçbir şey yok. Adama çalışacak iş de yok, gidecek yol da yok. Kar bastı yollar kapandı. Gazete, telgraf dört günde geliyor. Telgraf Beşiri postanesine geliyor, oradan katırla yolluyorlar telgrafı. Katırlar ağır ağır geliyor tabii. Bazen de gelemiyor kar olduğunda... Gazete desen aynı. İki gün, üç gün sonra... Hani bu haftanın maçını gelecek hafta gazetesinde okurduk. Veya radyoda pil bitti. Biz Siirt'e, Diyarbakır'a gidene pil alması için rica ederdik.”, Kan davaları, gayriresmi evlilerin çok çocuk sonrası boşanmak için kendisine başvurmaları...-
i.hizliresim.com/h424ktt.jpgi.hizliresim.com/omgrjfk.jpg
– Tek yargıç siz misiniz Kozluk'ta?
– Bana gelen resmi yazıda "Kozluk Sorgu Yargıçlığı"na atandığım yazılıydı. Ama gittikten hemen sonra gelen birkaç yazı, görev alanımı öylesine genişletti ki... İlçede benden başka Adalet Bakanlığı görevlisi bulunmadığı, yani yargıç, savcı olarak "cüppeli" tek devlet temsilcisi ben olduğum için... Kısa süre içinde sorgu yargıcı titrime yenileri ekleniverdi. Artık ben hem sorgu yargıcı, hem de... sulh hukuk yargıcı, sulh ceza yargıcı, asliye hukuk yargıcı, asliye ceza yargıcı... Ve de "gecikmesi sakıncalı durumlarda" yetkili savcı yardımcısı O sırada 1950 seçimleri yapılıyor. Genel seçimlerin yapılacağı açıklanınca, bu kez de seçim suçlarına bakacak yetkili yargıç olduğumu bildiren yazı geldi. Yani bir kartvizit bastıra bilseydim, rekorlar kitabına girmeme şaşılmazdı.
Mizah yazarlığından gazeteci oluşuna...
“Ben mizahla başladım bu mesleğe.”
– Dünya Mizah Konferansı'nda Türkiye'yi temsil ettim. Mizah kitaplarım var, fıkralarım var...
i.hizliresim.com/mxtt6un.jpg
...
– Kaç tane mizah kitabım var. Kaç tane ödül kazanan fıkram, hikayem var. Oysa sorduğun zaman, "Halit Kıvanç kimdir" diye sorduğun zaman ya "televizyon sunucusu" derler ya "spor spikeri"... Ama benim mizahçılığım var ve ben bu yanımı önemserim. Gerçi çok istediğim halde karikatür çizemem, fakat bu isteğimi mizahla bir miktar telafi ettim sanıyorum.
Maç spikerliğine ilk adımı biraz değişik oluyor doğrusu:
– Şimdi de ben Rusya'ya gidiyorum . . . Moskova Lenin Stadı'nda birinci devrede Fenerbahçe 1-0 mağlup. Niyazi Sel ağabey birinci devreyi anlatmış. "Halit" diyor, "ben soyunma odasına gideyim. Bir de futbolcularla konuşayım. Gelince anlatırım. Sen devre arasında yorumunu yap". Maçı Moskova Radyosu'nda anlatıyoruz. Oradan da Türkiye'ye aktarılıyor.
– Siz arada yorum yaptınız...
– Evet. Niyazi Sel gelecek, "Buyrun" diyeceğim ve tekrar mikrofon ona geçecek. Ama Niyazi ağabey yok. Takımlar çıktı, ikinci devre başladı; oyun oynanıyor ve Niyazi ağabey yok. Ve ben ne olduğunu anlamadan Ruslar gol atıyorlar. Ben de golü anlatıyorum.
– Yani maçı anlatıyorsunuz.
– Evet. N'apayım, yok. Ruslar "Yok, gelmedi" diyorlar. Maç bitmek üzere...
– Niyazi Sel hiç gelmedi?
– Gelmedi. Maç 3-0 oldu ve Türkiye bir penaltı kazandı. Maçın bitmesine altı yedi dakika kala bir penaltı oldu. Can Bartu'yu devirdiler. Kalede Yaşin var. Dünyanın bir numaralı kalecisi. Çok penaltı kurtaran bir kaleci. Basri geldi, Mehmetçik Basri, Topu dikti ve golü attı. Böylece radyoda maç spikeri olarak anlattığım ilk Türk golü oldu bu. Fenerbahçe olması mühim değil. Bir Türk takımının attığı ilk gol. Mehmetçik Basri'nin Yaşin'e attığı gol. Bunu anlattım ve maç bitti. "Sevgili seyirciler, böylece yayınımız sona erdi, hoşça kalın" dedim, kalktım. Kapıdan Niyazi ağabey girdi. Öptü yanağımı. Meğer Niyazi ağabey asansörü bulamamış. Anlatım yeri de en üst katta. Merdivenlerden gelene kadar maçın beşinci dakikası dolmuş. Bir bakmış ki ben anlatıyorum, hemen çıkıp kaybolmuş. "O kadar güzel anlatıyordun ki kıyamadım seni mikrofon başından kaldırmaya... " dedi. Böylece Niyazi ağabeyin bana verdiği bu şansla spor spikerliğim de fiilen başlamış oldu.
Telefonla Dünya Kupası Maç Nakli
– Bak, şimdi, benim radyoda maç spikerliğimde belki en önemli ilk olay, 1966 Dünya Kupası'ydı. TRT bizi final maçını anlatmak üzere Londra'ya yolladı. Ben de organizasyonun başkanına kadar çıktım. Adam gayet nazik, güler yüzlü, fakat alay ederek "Sizin Tey-ar-ti (TRT demek istiyor) dün mü öğren di Dünya Kupası maçlarının oynanacağını da bugün başvuru yor? Dört yıl evvelden bütün kulübeler dağıtıldı, bitti..." dedi.
– Ve adam haklıydı galiba...
– Tabii haklıydı. Bizimki Türk işi işte...Adam "Yani naklen yayını yapamayacaksınız" dedi. Ben kolay kolay pes et medim. "Bana" dedim, "bir telefon verir misiniz?" Adam bir kahkaha attı. "Yoksa telefonla mı anlatacaksınız" diye sordu. "Ben aynı zamanda gazeteci olduğum için" dedim, "gazeteme yazı geçerim". Adam ona da "peki" dedi. Bunlar maçtan iki gün evvel oluyor.
– Ama maçta siz kulübede değilsiniz.
– Basın tribünündeyim. Sağım solum ünlülerle dolu. Dün-ya çapında ünlülerle...
– Basın tribünü orada da bizdeki gibi miydi?
– Biraz değişikti. Bazı ünlü spor yazarları özel yerlerde oturuyordu. Bir de kalabalık kısmı vardı. Ben o kısımda, basın tribününün yazarlar bölümündeyim. Düşünün, dünyanın dört bir yanından gelmiş yüzlerce tanınmış gazeteci.
Hepsi oturup maçı izliyor. Ama hepsinin önünde telefon var. İşte "ilk on beş dakika" diye yorum yazdırıyorlar. Sonra da sessiz sedasız maç izleyip not alıyorlar. Hafif sesle de telefon da konuşuyorlar. Ancak içlerinde biri var, artık manyak mı dediler, garip mi dediler, deli mi dediler, fanatik mi... bilemi yorum ne deyim buldular, ara sıra ayağa da kalkıp "Şimdi sağdan iniyorlar" diye maç anlatıyor. Ve bu maç yayını maç başlamadan 5 dakika evvel başladı. Bir maç 90 dakikadır, etti 95. Adam haftaymda da 15 dakika durmadan konuştu. Neden? Hat kesilirse bir daha bağlanamaz korkusu mu? Hayır ama kupa finali bu... Haftaymda da 15 dakika konuştu adam. Ne etti? 110 dakika. Maç berabere bittiği için uzatıldı. Sonuç: Uzatmalarıyla 120 dakika maç; 15 dakika haftaym; 5 dakika başlamadan önce. Toplam 140 dakika. Maç bittikten sonra şampiyonluk turunu, kupa törenini filan da anlattık. Toplam 150 dakika aralıksız naklen yayın. İki buçuk saat nonstop konuştum. Maç bitti. Samim Var, rahmetli, o dönemin ünlü spor gazetecisi, geldi, "Halit'çiğim şimdi gazeteden söylediler. Harika bir yayın olmuş" dedi. Bütün Türkiye dinlemiş.
– Yani bildiğimiz düz telefonla maç nakli öyle mi?
– Tabii tabii... Sebebi şu, durumu görünce ben Ankara'ya telefon ettim; onlar da PTT ile temas ettiler. PTT'ciler "Halit Kıvanç telefondan anlatsın maçı, biz o bağlantıyı yaparız ve Türkiye yayını dinler" demişler.
– Temiz çıkmış mı ses?
– Mükemmel bir yayın olmuş. Yıllar sonra bir emekli general bana "Halit Bey, biliyor musunuz, biz o gün Genelkurmay'da kapıya 'Önemli toplantı var' diye yazı astırıp, içeride hepimiz radyoda sizi dinlemiştik" dedi. Samim Var gelip "harika " diyor ama ben kalkamıyorum. İki buçuk saat elim kulağımda olduğu için öyle kalakaldım. Samim bir çevirdi kolumu, dirseğin arkasındaki mafsal yeri mosmor olmuş. Samim boynuma sarıldı. Ertesi sabah ilk işim Harold Mayes'a, adını unutmuyorum Harold Mayes, organizasyon başkanına gittim. Bana verilen telefon için 15 pound yatırdım. "Beni hatırladınız mı? Bana dün telefon verdiniz. Ben Halit Kıvanç'ım. TRT' den Halit Kıvanç. Turkish Tey-ar-ti için teşekküre geldim" dedim. O ise "Tebrik ederim, tebrik ederim" dedi, "bize dahil olmadığı halde elçiliğimizden haber geldi. Türkiye finali baştan sona dinlemiş. Bir mucize yarattınız". Ama o mucizenin de bir bedeli var. Döndüğümde TRT'ye gidip, o 15 poundu masrafa yazdığım zaman üstünü çizdiler. Kayıdı yok çünkü. İngilizler makbuz vermediler. Ben de TRT muhasebesine "Bu 15 poundu, böyle bir gururu ömrüm boyu yaşamak için seve seve veririm" dedim
28 Şubat darbesi sonrası askerler kontrolünde
maç anlatışı...
Brezilyalıdan Çok Brezilyalı
Canlı yayın, naklen yayın için henüz yok televizyon. Radyodan yaptık yayını. Kupada Brezilya şampiyon oldu. Kurala göre Jules Rimet Kupası'nı, Dünya Kupası'nın adı öyleydi o dönemde, üç kere alan evine götürecek. Brezilya üçüncü defa şampiyon olduğu için kupayı da evine götürüyor. Büyük gün yani. Brezilya Televizyonu tribündeki spikerleri dolaşıyor, görüş alıyor, kısa röportajlar yapıyor. Bir bakıyorlar ki bir spiker, ben yani, orada bağırıyorum, hem de çok ateşli, çok heyecanlı. Adam geldi göğsümdeki karta baktı. "Turkey" yazıyor. İşte "Turkey-TRT" yazıyor. Beni Tv'ye çektiler uzun uzun. Farkında değilim aslında.
Bir süre sonra karşılaştığım elçilik görevlilerinden biri "Halit Bey, sizin finali anlatışınızı Brezilya Televizyonu bir hafta da, kaç defa, tekrar tekrar gösterdi" dedi ..
– Niçin? Yani bir sürü radyo spikeri maçı anlatıyor. Halit Kıvanç'ın anlatmasının ne özelliği var?
- Bana olayı anlatan Hariciyeci, "Brezilya'nın şampiyonluğunu dünya medyası, televizyonlar, radyolar nasıl verdi diye hepsini gösteriyorlardı. En uzun ve zum yaparak, adınızı yazarak sizi gösterdiler. Çünkü siz Brezilya'nın zaferini, onla ra yabancı gelen bir dilde, Türkçe anlatıyordunuz ve çok coşkuluydunuz" dedi.
Maç Spikerliğine Hüngür Hüngür Veda
– Cumhurbaşkanlığı kupasında ligi kazananla kupayı kazanan takımlar karşılaşıyor. 1983'te Fenerbahçe ile Trabzon karşı karşıya düştü. Trabzon'un Fener'i 2-0 yendiği maçtı. Trabzon'un ilk golünü anlatmıştım. Yani benim mikrofondaki son golüm. Çıktım. Muhteşem bir tören yapıldı.
– Nerede? 19 Mayıs Stadyumu'nda mı?
– Evet. Çok güzel bir olaydı. Böyle bir veda töreni, bir çeşit jübile yani futbolcu dışında belki bir hakeme, bir antrenöre yapılabilirdi. Ama bir spikere. Düşünün koskoca stad ve stad dolusu insanın tempoyla seni alkışlaması... Ve televizyon bunu naklen verdi.
...
– Benim ortada yaptığım konuşma da verildi. Halkı selamladım ve jübileyi bitirdik - i.hizliresim.com/puqao0r.jpg -.O günle ilgili birçok röportaj, yazı çıktı. Mesela "Halit Kıvanç'ın karısı oh" dedi diye yazdılar.-≈))- Seyfettin Çoban şiir yazmış benim üstüme: "35 yıl hükmeden adam."
–Kendi adına düzenlenen turnuva–
– Haa bir de jübilem sırasında o zamanki Cumhurbaşkanı Kenan Evren şeref tribününde beni kutladı, plaket verdi ve "Erken bırakıyorsunuz" dedi. "Efendim" dedim "her işi zamanında bırakmak gerek". O da "Sizin için değil" dedi, "sizin daha zamanınız değil". İltifat etti. Maç spikerliğine veda töreni bitti, sonra içeri girdim. Bir odaya kapandım ve beş dakika hüngür hüngür ağladım. Hiç kimse görmeden.
Televizyonculuk, radyo, gazete -Milliyet, Tan, Yeni İstanbul, Tercüman, Hürriyet, Güneş-... TRT, programcılığı —sanat (Yazarların bulunduğu kültür yarışması: #219136527)
müzik (Sunucu Halit Kıvanç dünya çocuklarıyla birlikte ekranda. 23 Nisan Bayramı'nda dünyanın dört bir yanından gelen çocuklar Tv'de Barış Manço ile birlikte Arkadaşım Eşek şarkısını söyleyecekler...
i.hizliresim.com/lqt4xv2.jpg ) eğlence “Çarkıfelek'i Şans Çemberi adıyla biz getirdik. TRT'de ben ve birkaç kişi. Şans Çemberi iki yıldan fazla yayınlandı”-, spor- dergiler→Şut, Guguk, Fenerbahçe— , mizah yazıları... Silah sevmeyen bir keskin nişancı, çizgi roman çevirileri -Asteriks ve Oburiks...- sunuculuk, gazinoculuk...
BBC -BBC Türkçe'de program yaptı, haber okudu, hatta radyo tiyatrosunda oynadı-
i.hizliresim.com/c9r839d.jpg , i.hizliresim.com/sbidscs.jpg
Türkiye'nin ilk televizyon spikeri... Türkiye'nin ilk spor gazetesinin kurucularından.
Pele ile röportaj yapan ilk gazeteci Türk:
i.hizliresim.com/qakar4g.jpegi.hizliresim.com/qj7viki.jpegyoutu.be/B5Qql_bKWWo?si=...
Neler neleri paylaşmadım daha çok uzun olur diye. Bir tarih yatıyor kitapta. Kesinlikle okumanızı öneririm.
Kimler var kimler... İsmet İnönü, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal... Pele, Metin Oktay, Neyzen Tevfik, Aziz Nesin, Özdemir Asaf, Can Yücel, Oğuz Aral, Yusuf Ziya Ortaç, Zeki Müren, Barış Manço, Cem Karaca, Muazzez Ersoy, Sezen Aksu, Emel Sayın, Ajda Pekkan, Papa, Türkan Şoray... Ve daha kimler kimler...
Ödüller, vefasız medya, “Türkiye'nin on cumhurbaşkanından dokuzuyla neredeyse kişisel...” dostluğu -Başbakan Adnan Menderes ile tuvalet kuyruğu-...
BONUSLAR
1) #218902553
2) Orhan Kemal, Halit Kıvanç, Haldun Taner:
i.hizliresim.com/fyl991b.jpeg
2) Ben dincinin değil yalnız Fenerbahçelinin de Galatasaraylının da yobazına karşıyım