“Sonsuzluk demiş Emily Dickinson, şimdilerden oluşur. Peki insan yaşadığı anda olmayı nasıl başarabilir? Öteki şimdilerin hayaletlerinin araya girmesini nasıl önler? kısacası nasıl yaşayabilir? “
Yaklaşık 400 yıl yaşayan ama bir hastalık ( belki bir lanet yada mucize karakterimiz de buna karar vermeye çalışıyor) yüzünden çok yavaş yaşalanan ve şu an 41 yaşında gösteren bir karakterim hayat hikayesini okuyoruz. Biraz şu an yaşadıklarını ve hissettiklerini okuyoruz biraz da o tetiklenip, hatırladıkça onunla parça parça geçmişe gidip geçmişi okuyoruz.
“ Yaşamak en büyük ayrıcalık ve ben bu gezegendeki en ayrıcalıklı kişiler arasındayım. Sen gelecek milenyumda da epey uzun yaşayacaksın. Benden sonra. Agnes‘dan sonra. Sen bir tanrısın Tom. Kanlı canlı bir tanrısın. Bizler tanrıyız onlar mayıs sineği. Tanrısal varoluşunun keyfini çıkarmayı öğrenmek zorundasın. “
Aslında hikaye biraz fantastik yada bilimkurgu denebilecek bir konuyla başlasa da aslında çok daha derin şeylerden bahsediyoruz, çok daha derin anlamlar arıyoruz hayatın içinde. Tom’un hayat amacını, yaşamın anlamını, ölümü, aşkı ve dehşeti her irdeleyişiyle bizde kendimizi sorguluyoruz. Onun kendine koyduğu kuralları, değerleri teker teker yıkışını ve tekrar yapılandırmasını izliyoruz. Hem geçmişin acılarını hemde geleceğini kaygılarını aynı anda taşıyan 400 yaşında ve muhtemelen bir 400 yıl daha yaşayacak o adamla birlikte hayatın tüm bunlara değip değmeyeceğini sorguluyoruz.
“ Yüzümü gerçekten göremeyecek kadar iyi biliyorum. Aşinalık insanı kendine yabancılaştırabilir. Kimim ben ? kimim ?kimim?”
Ben kitabı çok sevdim. Şimdi biraz da aslında size kitabı niye çok sevdiğimi anlatmak ve biraz da yazarımızı övmek istiyorum. Öncelikle bu kitap benim yazardan okuduğum ilk kitap ama kesinlikle son kitap olmayacak, mutlaka diğer kitaplarına da bakacağım. Yazarımızın dili, üslubu o kadar samimi, o kadar içten ve doğal ki, sanki ben gerçekten Tom ile konuştum ve bu yolculuğu bana o anlattı. Tom’un tüm duyguları, düşünceleri, kendi içindeki mücadelesi, ölümsüz olmaya çok yakın bir adamın düşünme, hatırlama, davranış biçimi ancak bu kadar iyi , çok doğru gelen bir yumuşaklıkta anlatılabilirdi. Çok doğru yerlerde doğru alıntılar, derin anlamlar vardı. Aslında çok daha ağır yazılabilecek bir kitapken yazarımız herkesi içine alabilmek için yüzeyde kalmak ama bir yandan da derinlik katmak dengesini o kadar iyi sağlamış ki. Aynı zamanda akıcılığı da oldukça iyiydi. Bunun yanında karakterlerimizi çok sevdim özellikle Rose benim favori karakterlerimden biri oldu. Onun mücadele gücü, inançı, cesareti ve Tom ile aralarındaki o güven beni hayran bıraktı. Tom’un Rose’a olan sevgisi, aşkı, merakı herşey o kadar gerçek işlenmişti ve okura o kadar iyi geçiyordu ki. O anılar, melankoli, korku, sıkışmışşık ve hayata karışamamak, hepsini karakterimizle birlikte hissettim. Bu kitap benim için kış günü içilen bir bardak çay gibiydi, boğazınızı yakan ama aldırmadığınız çünkü huzur verici içinizi ısıtıcı bir bardak çay.
“”Bir öpücükte müzik gibidir, zamanı durdurur. Bir ilişkim vardı. Bir yaz meyve bahçesinde çalışan biriyle. Öpüşüp koklaştık ama ona aşık değildim. Birine aşık olduğunda tek bir öpücük dünyayı uydurabilir derler buna inanıyor musun?” Rose lavtayı
yatağa bırakıp beni öpmeye başlayınca gözlerimi kapadım ve tüm dünya durdu.”
O kadar çok alıntı var ki bu kitap içinde sevdiğim, eminim hepsi buraya sığmayacak ama en güzellerinden biriyle size bu kitabı öneriyor ve yazımı bitiriyorum;
“ Keşke zamanı durdurmanın bir yolunu bulabilseydik. Üstünde çalışmamız gereken şey bu. Hani bir mutluluk anı gelip geçerken ağzımızı üstüne atıp bir kelebek gibi yakalayabilirsek, o an sonsuza kadar bizimle kalsa.”