·411 syf.····Okunma: 24 Haziran 2017 20:28 Eleştirmenler tarafından Remarque’ın en başarılı ikinci romanı olarak gösterilen bu roman bana göre yazarın en kasvetli, en karanlık, en depresif romanı. Sürekli yakalanma ve sınır dışı edilme korkusu, gece karanlığı, geleceğe dair tükenen umutlar, amansız bir kovalamacalar okura kadar sirayet ediyor. Alışageldiğimiz Remarque temalarını fazlasıyla görmek mümkün: savaşın gereksizliği ve kaçınılmazlığı, yersiz yurtsuz insanlar, savaşın insan hayatı üzerindeki etkileri, parçalanan aileler ve umutlar vs…
Ravic kitabın ana karakteridir. Ravic Nazi rejimin desteklemeyen başarılı bir Alman cerrahtır. Ancak Nazilere ihanetinden dolayı acımasızca işkencelere maruz kalmış, toplama kampına gönderilmiş ve Nazi rejiminin Almanya’nın kontrolünü ele geçirmesinden sonra da oradan kaçmayı başarmıştır. Artık hayatta tek bir amacı kalmıştır: Kendine ve sevdiklerine işkence eden o adamdan öcünü almak. Paris’te ruhsatsız ve kaçak bir şekilde Fransız cerrahların yerine ameliyatlara girer ve hayatını gölgelerde yaşayarak devam ettirir. Paris o yıllarda ucuz otelleri, taşlı yolları, köhne yapılarıyla Avrupa’nın dört bir yanından gelen sığınmacılar için en uygun ve en güvenli yerlerden biridir. Ancak buradaki mülteciler sürekli tedirgin, adeta diken üstünde yaşamaktadırlar. Öyle ki pek çoğu paranoyak olmuştur. Nihayetinde 2. Dünya Savaşına hızla giden bir Avrupa’da yaşanabilecek en güvenli yerlerdendir burası.
Savaş kapıda olmasına rağmen ana tema aşktır. Aşk burada güçsüz ve yabancılaşmış bireylerin totaliter rejimler altında yaşamak için buldukları yegâne içsel güçtür. Aşk olmadan geleceğe güvenle bakmak imkânsızdır. Ravic için de aynı şey geçerlidir. Ancak yaklaşan savaş ve mülteci sorunundan dolayı bu aşk daha en baştan bitmeye mahkûmdur.
Az önce de belirttiğim gibi “Zafer Abidesi” çok kasvetli ve yavaş ilerleyen, neredeyse belli başlı bir olay olgusunun olmadığı, hatta zamanın durmuş gibi hissettirdiği bir roman. Keyifli okumalar.