Gözlerinden bellidir Cevriyem sen de de kara sevda var
Puan vermedi·272 syf.··
2025 3. kitabı
Osman Balcıgil'in "ipek sabahlık" adlı kitabından tanıdığım Suat dervişin okuduğum ilk kitabı Fosforlu Cevriye, kitabın dili akıcı okuması gayet keyifli bir kitaptı. Yeşilçamda Türkan Şorayla birlikte tanıdığımız fosforlu Cevriyeyi okurken ne kadar zevk alsamda zihnimde hep Türkan Şoray canlanması hoş olmadı, kitabı okumadan filmini izlememek gerekiyor, gerçi sinemaya ve müzikale uyarlanan fosforlu Cevriyelerin konuları farklı ve kitaptan uyarlanmadığı söylense de aynı replikleri içeriyor. İstanbul sokaklarında büyümüş, evsiz, barksız, anasız, babasız Cevriye; yaşamın kendisine verdikleri ile yetinmiş, gözü yukarılara kaymamış, erkeklere istediklerini “sadece” bir defa vermiş, ikinci kez aynı kişi ile ilişkiye girmemeye özen göstermiş, çevresindeki -kadın, erkek bütün yasaya uymadan yaşayan- kişilerce tanınan ve tanıyan biri. Bir gece, bir kayık içinde uyuyup kaldığında, ceketini üzerine örtüp, elindeki ağır paketlere rağmen onu belinden kavrayıp, taşıyarak, evine götüren, sıcak bir oda, bir yatak, -hatta çay- verip, yattığı yatakta yanında yer açtığında gelmeyerek, divanda yatan, en önemlisi ilk kez ona “siz” diye biri… Cevriye, evinde (yatağında) bir hafta geçirdiği, adını, kim olduğunu hiç bir zaman öğrenemediği bu kişiye, ilk kez, onbeş yaşında el değmemiş bir kızın saflığı ile aşık olacaktır, yılların (sokaklarda büyümüş) fahişesi, aşkın ne olduğunu bilmeden. Ayrılacakları zaman, o adam, “bir daha kendisini aramaması, burada gizli kaldığını, kendisinden kimseye söz etmemesi” söyler. Cevriye ketumdur. Bu söze uyar. Fakat zaman zaman oraya, O’na gitmeye karşı koyamaz. Yine ona gitmeye hazırlandığı bir gece, çevresindeki yasadışı kişilerden birisi tarafından eline tutuşturulan eroin paketi ile yakalanınca, önce tutuklanır, bir yıl hapis cezası alır ve cezası sonrası Bolu’ya sürgün’e yollanır. Bu süre içinde O’nu göremediği gibi, O’ndan kimseye söz de etmez. Bolu’da sürgün süresini doldurmadan, ilişki kurduğu bir kamyon şoförü tarafından İstanbul’a getirilir. Şimdi hem kaçak, hem de -ismini bile bilmediği- O’nu kimseye bir bilgi vermeden aramaya çalışır. (Zaten kendisi de fazla bir şey bilmemektedir.) Görüşmelerinin son zamanlarına katılan Kerim’den (O’nun saklandığı hanın kapıcısı) yardım ister. Cevriye’nin öğrendiğine göre “O” gıyabında ölüm cezası giymiş biridir ve -suçunun ne olduğunu söylememekle beraber- bu nedenle saklanmaktadır. Cevriye, ölüm cezasını öğrendikten sonra, iyice hırçınlaşır, yinede kimselere bir şey söyleyemez, yalnız Kerim’den, O’nun -daha hafif bir cezayı gerektiren- başka bir suç nedeni ile tutuklandığını ve -ölüm cezası için- teşhisini kolaylaştırabilecek bir takım eşyadan kurtulmalarını sağlarsa, “kendisi ile iftihar edeceğini” söyler. O’nu kurtarmak fikri ile Cevriye teklifi hemen kabul eder, bir gece -kayıkla denize açılarak- bir kısım “ağır” paketi denize atacaklardır. Anlaştıkları gibi Kerim ile buluşmaya giderken, peşine bekçinin -ve diğerlerinin?- düşmesi üzerine, Cevriye, Kerim’i beklemeden kayıkla denize açılır ve yakalanacağını anlayınca, paketi denize atarken dengesini kaybedip kayık içinde düşerken başını vurması ile bayılarak denize düşer. Çok iyi yüzebilen Cevriye düştüğü denizden bir daha çıkamayacaktır.”
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,662 okunma
·
70 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.