Fosforlu Cevriye

Suat Derviş

Yorumlar ve İncelemeler

Ne kadar pır pır etsen, kanatçıkların hava alamoor. Uçamoorsun Cevriyem!
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2023 44. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2023 17:16
Fosforlu Galata’da bir fahişe. İstanbul’un kaldırımlarını bilir, köprü altlarını, Barba’nın meyhanesini bilir uyumak için ve tekmil tüm meyhanelerini şehrin, içip göbek atmak için. Fosforlu’nun aşık olduktan sonra kendini sorguladığı yerlerden namus bacak arasında değil klişesini-çünkü yumurtaya can verdiği gibi klişeye de can veren Allahım- çıkarmak mümkün. Ama bence bundan fazlasına gerek var bu sorgulamaları anlatmak için. Hayalî’nin “ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” sözü daha bir yakışır Fosforlu’ya. İstanbul’u avucunun içi gibi bilir de, kendini zannettiği kadar bilmez bizim kız. Dünyada başka türlü yaşanabileceğini, başka biri olunabileceğini, kadın olmanın ne olduğunu, değerli olduğunu bilmez. Ne tatlı şaşkınlıklarla bakar kendine, ki bu kitabın en güzel yerleri o şaşkınlıklardadır bana göre. Suat Derviş Fosforlu’yu 1940’lı yıllarda yazı dizisi olarak yayınlamış. Türkiye’nin tek partili dönemi. Biri kafasını kaldırıp ben solcuyum deyince idam sehpası Sultanahmet Meydanı’nda gururla salınıyor. Roman boyunca tül perdenin ardından baktığımız ikinci karakter, aşık olunan adam, dönemin bir avuç solcusundan biri. Böyle düşününce Suat Derviş’in onu neden bu kadar az konuşturduğunu anlamak mümkün. Türkan Şoray’lı, Neriman Köksal’lı, bir de Allah affetsin Yeşim Salkım’lı üç ayrı sinema uyarlaması var bu kitabın. Zamanında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda bilet bulmakla lotoyu tutturmak arasında fark bırakmayan harika bir müzikal de sahneye konmuş, ki orada da Cevriye’ye Ayça Varlıer hayat vermiş. Storytel’deki seslendirmen de kendisi. Sümbül Dudu’yu konuştururken, şarkı söylerken geriye sarıp sarıp dinledim. Şimdi biraz Suat Derviş övmek için #reklam arası. Ve de edebiyatla #işbirliği . Be kadın, hangi Cevriye’nin ruhunu açıp da baktın? Kadınların birinin
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
8/10
·272 syf.·
2025 3. kitabı
Suat Derviş yaşadığı dönemde İstanbul'un alt kültürünü çok iyi kaleme almış. Zamanın Türkçesiyle beraber sokak ağzı mecazını birleştirerek bambaşka okuma hazzı veriyor okuyucusuna. Sümbül Dudu, Arap Cemile, Madrabaz Nuri, Zombi Recep, Çatlak Marika, Sele Şevki, Daktilo Emine gibi karakter isimlerinden az çok anlarsınız hikayenin derinliğini. Klişe deyimle bu roman bir "seven kızın romanı"... Hikayede İstanbul'un batakhaneleri ve karakolları arasında gidip gelen Cevriyenin hayatı, kendi dünyasından olmayan birine rastgelince değişmeye başlıyor. İsimsiz beyefendi "siz" dedikçe Cevriye hem onun muhabbetine müdavim oluyor hem de onun yanında saygı gördüğünü içten içe hissederek ona tutuluyor. İşin doğrusu o günden sonra Cevriye hiç hissetmediklerini onun yanında bir bir hissetmeye devam edecektir ki Cevriye bir hayat işçisi olduğu gibi sokakların ahlakını da tevekkülü de pek iyi bilir. Kurgusunu zayıf bulduğum bu hikayede, duygusal betimlemelerin yoğunluğu okumayı yavaşlatıyor. Romanın finalinin de biraz askıda kaldığını belirtebilirim. Ben okuduğuma memnun oldum ama genel okuyucu kitlesini arada bırakacak bi eser olduğunu düşünüyorum. Şarkı nakaratındaki dizeler kitabın bölüm başlıklarına verilmiş. Yani kitaptan önce zaten dillere düşen bir şarkının sözlerinde yaşamış Fosforlu Cevriye. Ama bir yandan Suat Derviş'in kocası tutuklu olduğunda romanı ona atfetmek için yazdığı da söyleniyor. Hatta yazarımız için Nazım Hikmet'in onda bir zamanlar gönlü olduğu, kimi kaynaklarda bu kitabın sonunu Kemal Tahir'in yazdığı da söyleniyor. Buna benzer o kadar rivayet var ki ve eser defalarca yeşilçamdaki filmlere bambaşka uyarlamalarla konu olmuş ki bana kafa karışıklığından başka birşey vermiyor. Herşeye rağmen bazı değerlerimiz kaybolmadıkça bu kitap da daima hasretliğe değer
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
7/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 05:38
Bazı romanlar vardır; bir karakteri anlatır gibi görünür ama aslında bir dönemin vicdanını önümüze koyar. Fosforlu Cevriye tam da böyle bir kitap. Suat Derviş, toplumun kenarında yaşamaya mahkûm edilmiş bir kadını merkeze alırken yalnızca bir aşk hikâyesi yazmaz; görünmeyenlerin, duyulmayanların, adı konmamış yalnızlıkların hikâyesini anlatır. Cevriye, Galata’nın arka sokaklarında yaşayan, hayatın sertliğini erkenden öğrenmiş bir kadındır. Ona “Fosforlu” denir; çünkü gecenin en karanlık yerinde bile ışıldayan bir tarafı vardır. Bu lakap, ironik bir güzellik taşır. Çünkü ışığı, kendi hayatını aydınlatmaya yetmez; daha çok başkalarının karanlığında fark edilir. Romanın merkezinde bir aşk vardır ama bu aşk romantik bir masal değildir. Daha çok, insanın kendini ilk kez değerli hissettiği o kırılgan ana benzer. Cevriye’nin sevdası, karşılık bekleyen bir sevda değildir; var olmak için bir sebep arayan bir kalbin çırpınışıdır. Onun sevgisi, toplumun ona yakıştırdığı kimliğin çok ötesindedir. İşte romanın en sarsıcı tarafı burada başlar: “ahlaksız” diye yaftalanan bir kadının, en saf duygulara sahip oluşu. Suat Derviş’in kalemi güçlü ama gösterişsizdir. Duyguyu büyütmeden derinleştirir. İstanbul ise romanda bir fon değil, başlı başına bir ruh hâlidir. Sisli geceler, loş meyhaneler, dar sokaklar… Hepsi Cevriye’nin iç dünyasının uzantısı gibidir. Şehir ne kadar kalabalıksa, Cevriye o kadar yalnızdır. Ancak romanın zayıf yanları da yok değil. Öncelikle olay örgüsü yer yer melodram sınırına yaklaşıyor. Cevriye’nin fedakârlığı bazı okurlar için fazlasıyla romantize edilmiş gelebilir, bana öyle geldi. Özellikle aşkın tek kurtuluş yolu gibi sunulması, karakterin başka bir çıkış ihtimalini gölgeliyor. Erkek karakterin derinliği ise Cevriye kadar güçlü değil. Onun iç dünyası daha
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
Fosforlu Cevriye
9/10
·278 syf.··
2022 79. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2022 20:48
Fosforlu Cevriye, Suat Derviş'in kaleminden çıkmış, en çok okunan ve beğenilen romanlarından biridir. Bu romanda Cevriye adlı başkahramanın başından geçen olaylara şahit olmaktayız. Cevriye kimsesiz bir sokak kadınıdır. Bir anneye sahip olmanın ne demek olduğunu bile bilmeyen hatta neredeyse yıldızlardan düşerek yeryüzüne geldiğine inanacak kadar bu duyguya sahip olmayan bir karakterdir. Fosforlu lakabı ise ıslak saçlarına değen ışık yansımalarının, saçlarında bıraktığı yaldızlar yüzünden tanıdığı insanlar tarafından kendisine verilmiştir. Romanın asıl konusunu ele alan olay ise Cevriye'ye bir kadın olduğunu hissettiren bir adama aşık olmasıdır. Daha önce hiç hissetmediği duyguları tatmasını sağlayan adama. Eser oldukça sade bir dille yazılmıştır. Keyifle okuyabilirsiniz.
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
Bir Gönüle Aşk Girince
Puan vermedi·272 syf.·
2026 23. kitabı
Son zamanlarda okuduğum kitapların içinde aşkı görüyorum. Bu ay içerisinde okuduğum kitaplardan biri de Mesihpaşa İmamı adlı eserdi. Son derece inançlı, disiplinli, işlerine haram bulaştırmayan bir imamın gönlüne aşk düşünce neler oldu, neler... Okurken hem ufak ufak tebessüm etmiş hem de şaşırmıştım. Şimdi ise İstanbul Galata'sının en meşhur orospusu Fosforlu Cevriye'nin gönlüne aşk düşünce ne oldu? Bir türkü geçiyor aklımdan Sevcan Orhan’nın TRT kaydındaki performansı harikadır: Bir gönüle aşk girince, hey can Ateşte yanmışa benzer, hey can Bir de hasretlik olunca Aşk umut etmektir. Aşk dönüşüm demektir. Aşk için ölmek varken de aşkın için yaşamaktır. Aşk her şeydir... Nazım Hikmet Ran 'in 1920 yılında yazdığı Gölgesi adlı şiiri Suat Derviş'e yazdığı iddia edilir; hatta ona platonik bir aşk beslediği de söylenir. "Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; Bir kere eğemedim bu kadının başını." Suat Derviş ise sol görüşlü, feminist bir yazardır. Dikkat edin; o dönemde bu iki kelimenin yan yana gelmesi büyük bir cesarettir. Hele ki bir kadınsanız... Toplumcu gerçekçi eserler kaleme alan hemen hemen her yazar soruşturmalardan geçmiş, tutuklanmış, dışlanmış ve sürgünü andıran bir hayat yaşamıştır. Fosforlu Cevriye ilk bakışta bir aşk romanı gibi görünse de aslında bundan çok daha fazlasıdır. Roman, İstanbul'un arka sokaklarını, yoksulluğunu, dışlanmış insanlarını ve toplumun görmek istemediği yüzünü anlatır. Suat Derviş'in başarısı da burada ortaya çıkar. O, okuyucusunu sadece bir aşk hikayesine değil, aynı zamanda dönemin sosyal gerçeklerine de tanık eder. Fosforlu Cevriye, toplumun "düşmüş kadın" olarak damgaladığı bir karakterdir. Fakat roman ilerledikçe onun yalnızca bu sıfatla açıklanamayacağını görürüz. O, seven, özleyen, fedakarlık yapan, umut eden ve hayal kuran bir
Aşk
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2023 14:09
“Hiçbir şeyin kalmadığının zannedildiği zamanda bile ümit vardır. Çünkü hayat sayısız ihtimal ve imkanlar demekti.” Cevriye kendisinin yıldızlardan düştüğüne, annesini hiç tanımamakta ve babasına dair de çok az hatıraları olan bir kadın. Güzelliği ile dillere nam salmış Cevriye, saçlarına yağmur damlaları düştüğündeki parlaklığından ötürü Fosforlu olarak bilinir. Hayatın ona karşı öyle acımasız davranmıştır ki, kendisinin tek ekmek kapısı kendi bedenidir. Fakat bir gün karşısına, kendisini sadece bir vücut olarak görmeyen, ona ‘siz’ diye hitap eden biri çıkar. Bu isimsiz kahraman Cevriye’ye hiç tatmadığı duyguları tattıracak ve onu baştan başa değiştirecektir. Suat Derviş’ten okuduğum ikinci kitap olan Fosforlu Cevriye, okunması oldukça kolay, bir Yeşilçam filmi tadında adeta. Ayrıca birçok defa da filme uyarlanması bu tabiri gerçek kılıyor. Hayatta toplum tarafından her zaman dışlanan belli bir kesimi anlatıyor kitap. Hayat kadınlarını. Onların yaşadığı zor koşulları, hayattan beklentilerini, insanların onlara karşı olan tutumlarını ve diğer bir çok şeyi de bünyesinde barındıran kitapta ister istemez kendinizi empati yaparken buluyorsunuz. Bol diyalogların geçtiği kitap, okurken sizi yormuyor. O yüzden hızlı ve keyifli bir okuma deneyimi yaşatıyor size. Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum, kitapla kalın #alıntı “Yıldızların yıldız olmaları daha güzel, sadece ışık olmaları. Belediyenin nasıl fenerleri varsa, bunlar da Allah’ın fenerleri. Onları gökyüzünü süslemek için göğe takmış olmalı.” Fosforlu Cevriye, Suat Derviş
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
Gözlerinden Belli Cevriyem
8/10
·272 syf.··
2025 97. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2025 18:09
Merhamette aşk kadar etkili bir olgudur. Kendisine merhamet gösteren adama aşık olmak, hayatını değiştirdi ve hayatın başka bir yönünü gösterdi. Aklıma bir cezaevi girişinde yazan " her insanın yüreğinin bir yerinde ışık vardır." sözü geldi..
1000Kitap
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
10/10
·272 syf.··
2024 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2024 15:17
Cevriye, namı değer Fosforlu Cevriye… Bu ismi ıslak saçlarına gelen ışık yansımalarından almış. O bir fahişe. O İstanbul’u değil İstanbul onu tanıyor. Bileklerine de kelepçe dövmeleri yaptırmış, yüreği gibi bilekleri de damgalı olsun diye. Bir gece geçirdiği erkekle bir daha görüşmez hatta o sokaktan uzun bir süre geçmez, yüreğini daha önce hiç kimseye kaptırmamış bir kadın o. Ta ki “o” onu bulana kadar… Kitapla ilgili çok fazla bilgi vermek istemiyorum çünkü ne desem bu güzelliği bozacak gibi hissediyorum. Ben bu kitabı ilk kez Osman Balcıgil’in İpek Sabahlık kitabında gördüm. Orada da Suat Derviş’in hayatını anlatıyordu yazar. Yazar solcu bir görüşe sahip ve bu kitabı da 1940’larda yazıyor. Tabii o zamanlar solcu olarak konuşabilmek ne mümkün; yazar da bunu kitabına döküyor. Hatta karakterlere bir iz bırakıyor. Derviş’den okuduğum ilk kitap. Normalde hüzünlü aşk içeriklerini pek sevmem ama bu kitap beni derinden etkiledi. Cevriye ile o Beyoğlu sokaklarında gezmek, gönül bağına ve hüznüne özlemine ortak olmak bambaşka bir keyifti. Okuyacaklara tavsiyem İpek Sabahlık kitabından önce okunması gerekiyor çünkü kitabın sonuyla alakalı bir spoiler var içinde. Fosforlu Cevriye Suat Derviş
Roman
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2024 13. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 27 Temmuz 2024 17:37
İnsan yüreği bir bülbüldür, feryat edemezse ortalık yerinden çatlar,aşk dediğin bir ateştir, içinde yanan kebap olur Ne ağlattın be Cevriyem Bunca zaman okumayı ertelediğime bin pişman olan ben… Şiddetle önceliklendirmenizi tavsiye ediyorum
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2023 19. kitabı
Suat Derviş, bir seks işçisini baş karakter yapmış romanında. Yeryüzüne yıldızlardan indiğine inanan, köprü altı çocuğudur Cevriye. Cevriyenin kara sevdası bir varoluş meselesidir. Sokakta var olmanın sertliğine rağmen, hiç kimsenin tahakkümü altına girmeyen Cevriye en zor zamanlarda bile başımızı kaldırıp yıldızları izletir bize. Başka dünyalara, olasılıklara, hayallere doğru…
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,658 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Suat DervişYazar · 36 kitap
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır.. Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş'in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye'dir. Eserleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır. Avrupa'ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrasi alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir. 1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünun'un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa'nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid'in mabeyncilerinden Kamil Bey'in kızı Hesna Hanım'dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım'ın kardeşidir. Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi'ne, ardından Bilgi Yurdu'na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918'de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından 'hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı. Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir. Şair Nazım Hikmet, 1920'de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş'e ithafen yazmıştır. İlk eserleri Suat Derviş'in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923'de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul'un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925'te ilk hikayeleri Almanca'ya çevrildi. İlk gazetecilik deneyimleri Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey'le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı. Bir süre sonra Alemdar'dan ayrılıp İkdam'a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu. Berlin yılları 1927'da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin'de Sternisches Konservatuvarı'nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya'da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932'de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü. Yurda dönüş ve 1930'lu yıllar Yurda döndükten sonra Babıali'nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi. Resimli Ay'da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi. 1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği'ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi. Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu. Gezinin yapıldığı 1937'de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938'de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939'da "Hiç romanı yayımlandı. Politik yaşamı ve mahkumiyeti Suat Derviş'in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş'i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu. 1944'te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi' romanları gazetelerde tefrika edildi. "Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944'te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan 'Hatice Saadet Baraner' yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı. Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947'de "Büyük Ateş ", 1950'de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi. Paris yılları 1951'de tekrar tutuklanan eşinin 1953'de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa'da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı. Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957'de Le Prisonnier d'Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç'in Drina Köprüsü'nden bile daha iyi bulundu. Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca'ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958'de yayımlandı. Yurda dönüşü Reşat Fuat Baraner'in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye'ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray'dan Bir Perihan adlı romanı 1963'te Gece Postası'nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı. Son yılları ve ölümü 1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti. Moskova'da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişli'deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971'de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı. Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.