I
Mesihpaşa İmamı Halis Efendi, kadı olmak gayesiyle iyi derece medrese eğitimi almış, fakat babasının ölümü üzerine genç yaşta meslek verâseti yoluyla onun yerine imamlığa geçmiş dürüst ve namuslu; mizaç bakımından ise haşin, huysuz ve sert bir karekterdir. Bu yönüyle de inancı ve mizacı arasında bir çatışma yaşar.
II
Mesihpaşa İmamı'nın yaşadığı bu ikililik, romanın en özgün, en dikkate değer yönünü teşkil eder. Roman türünün trajediden beslendiğini göz önünde bulundurursak bu hakikatiten irdelenmeye değer bir konudur. Ancak yazar bunu klasik softa-sûfî karşıtlığı üzerinden ele alarak bu ilginç psikoloji üzerinde derinleşmekten uzaklaşır. Çünkü yazarın bir tek amacı vardır: Bir softa olarak çizdiği Halis Efendi'ye bir aşk deneyimi yaşatarak ona kendi tasavvuf tezini doğrulatmak.
III
Romanın ikinci kısmında Balkan Savaşları, bu savaşlarda perişan olan ve İstanbul'a göç eden muhacirlerin yaşadıkları sefalet fon olarak kullanılır. Yazarın, bu meseleye teması romana ayrıca değer katmakla birlikte yazarın vermek istediği tez, bu konuda da aceleci davranmasına neden olur.
IV
Daha önce okuduğum, yazarın ilk romanlarından olan Batmayan Gün ile kıyaslandığında yazarın dilinin, anlatımının ve kurgusunun daha sağlam bir zemine oturduğu rahatlıkla söylenebilir.
V
Romanın "tezli" olması bir eleştiri konusu değildir. Kaldı ki hemen her roman bir teze, bir dünya görüşüne veya verilmek istenen bir iletiye dayanır. Önemli olan yazarın bunu boşlukları olmayan, çok sağlam bir kurguyla ortaya koyması ve ayakları yere sağlam basan karakterler oluşturmasıdır.
VI
Sâmiha Ayverdi iyi bir romancı mıdır? Bu konu tartışılabilir. Ama ele aldığı konularla, bu konulara ve hayata bakış tarzıyla mühim bir boşluğu doldurduğu, okuyanda güzel bir tat bıraktığı ve yeni tefekkür kapıları