İlk baskısı 1939 yılında yayımlanan Batmayan Gün, Sâmiha Ayverdi’nin madde ile mânâ arasındaki mücadeleyi merkeze alan derinlikli romanlarından biridir. Ayverdi bu eserinde, kâinata hâkim olan ilahî kuvveti tanıma arzusunu, insanın iç yolculuğu üzerinden anlatır.
Romanın başkahramanı Aliye, “Maddenin üstünde ona hâkim olan bir kuvvet olduğu muhakkak… fakat ben bu kudreti yakından görmek, tanımak isterim.” sözleriyle ifade ettiği hakikatin arayışı içindedir. Bu arayış, onun aslında kendini bulma serüvenidir. Batılılaşma tartışmaları romanda farklı kahramanlar üzerinden dile getirilirken; olaylardan çok ruh hâlleri, iç sorgulamalar ve manevî çatışmalar ön plana çıkar.
Aliye’nin büyükbabası İrfan Paşa, tasavvufî derinliği ve sanatkâr kimliğiyle romanın en güçlü figürlerinden biridir. Onun tuttuğu notlar ve manevî mirası, Aliye için huzurun kaynağı olur. Bu yolculuk, Aliye’yi İrfan Paşa’nın çok sevdiği talebesi Prof. Dr. Kerim Bey’e götürür. Kerim Bey, Aliye için maddî değil; hakikate ulaştıran manevî bir rehberdir. Aliye, gerçeğe ulaşmak için mutlaka müşahhas bir makama, bir yol göstericiye ihtiyaç olduğunu idrak eder.
Roman, insanın yaratılış gayesini şu cümlede özetler: “Hilkatten maksut insan, insandan maksut da mânâdır. Mânâ ise ancak ruh tasfiyesi ve aşkla elde edilir.” Aliye, bu hakikate ilâhî aşkla ulaşır; aşk onun için hakikate açılan bir köprü olur.
Sâmiha Ayverdi, servet, şöhret ve dünya nimetlerinin geçiciliğine karşılık ilâhî aşkın ebedîliğini vurgular. “Gece olduğu zaman güneş kaybolmamış, dünyanın öteki yüzüne geçmiştir.” sözüyle romanına Batmayan Gün adını verir.
Bunun yanında mecazî aşkın insanı nasıl esir alıp tükettiğini Doktor Hüsnü karakteri üzerinden gösterirken; madde–mânâ, iman–inkâr ve körü körüne Batılılaşma gibi meseleleri de yumuşak bir