Az önce bir başyapıtı üçüncü kez okudum. Okurken bazı bölümlerde bu nasıl bir kitap bu kitap nasıl yazılmış şaşkınlığıyla okumuştum. Bitirince aynı şeyi yine düşündüm. Huzur’u anlamak için önce Tanpınar’ı tanımak lazım.Kendi kurduğum İyileştiren Okumalar atölyesinde hep bunu söylüyorum. “Huzur” Tanpınar’ı tanıdıktan sonra büyük bir başyapıta dönüşüyor. İhsan,Macide,Mümtaz,Suat karakterlerinin başrolde olduğu ve her karakterin ayrı bir anlam taşıdığı bir metafor olduğu bir roman. İhsan’ın gerçek hayatta Yahya Kemal olduğunu bilmeyen yoktur. Nuran karakteri de gerçek hatta bazı konferanslara katılmış. Kitaba gelecek olursak ikinci dünya savaşıyla başlayan romanda savaştan çok az bahsedilse bile etkileri karakterlerin konuşmalarında ve psikolojilerinde yer edinmiş. Babası öldürülen Mümtaz annesiyle İstanbul’a amcasının oğlu Mümtaz’ın evine geliyorlar ve bir süre sonra da annesini kaybediyor. Baba gibi gördüğü ihsan onun düşünce dünyasının şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Tıpkı gerçekte de Yahya Kemal’in Tanpınar’ın hayatında olduğu gibi. Mümtaz Nuran adında bir kadına aşık oluyor,Nuran’ı kocası başka bir kadın için terketmiş. Mümtaz Nuran’da kendini bulsa da terkedilme psikolojisini tüm derinliklerine kadar kitaba işlemiş. Nuran’la bir senelik bir zaman diliminde sevişiyorlar bu süreçte Suat karakterini de tanıyoruz. Suat aslında bir başrol olması ihtimal değilken ilginç bir şekilde kitabın en önemli karakteri oluyor. Acaba neden? Çünkü Suat Tanpınar’ın üst benliği. Mümtaz iç huzurunu bir türlü oturtamayan huzursuz bir karakter çünkü hayata ayrılıklar penceresinden bakıyor oysa dünya birliktir tasavvufa göre. Tanpınar da gerçek hayatında böyledir. Bohem hayatından vazgeçemeyen ve eşikte kalan bir yazardır. Mümtaz gibi. Bu yüzden eşik kavramı onunla ortaya çıkmıştır.