Önemsiz Şeyler adlı ödüllü oyunuyla tanıdığım Susan Glaspell, modern Amerikan edebiyatının güçlü kalemlerinden biri. Toplumsal normları sorgulayan ve bireyin iç dünyasına derinlemesine eğilen eserleriyle edebiyat dünyasında önemli bir yere sahip. Son Altmış Dakika adlı öykü kitabı da bu anlayışın bir yansıması.
Kitaptaki öyküler, insan doğasının hassasiyetini, adaletin gölgeli yüzünü ve zamanın geri döndürülemez akışını çarpıcı bir anlatımla işliyor.
Savunma, suçluluk ve masumiyet arasında gidip gelen iç hesaplaşmaları gözler önüne sererken adaletin gerçekten kimin elinde olduğunu sorgulatıyor.
A’dan Z’ye, hayatın düzenini harflerin sıralı yapısıyla simgeleştirirken, bireyin kontrolü dışında şekillenen yazgısını etkileyici bir üslupla anlatıyor.
Son 60 Dakika, zamanın en kritik anlarında alınan kararların insan hayatında nasıl bir dönüm noktası yaratabileceğini vurucu bir şekilde ortaya koyuyor. Bu öyküde olduğu gibi çok geç de kalmadan.
Oyunundan sonra Glaspell’in öykülerini de sevdim. Zamanın acımasız işleyişi ve bireyin bu akış içinde kendini konumlandırma çabası üzerine düşündüren öykülerdi. Her bir satır, okuyucuya bir ayna tutarak, hayatın özüne dair sorular sormaya davet ediyor, özellikle adalet üzerine
Uğur Uçum çevirisi
bibliyofil okuur #tavsiyesi
#alıntılarım
“Peki insan, ayrılık saatlerini birlikte geçirmediği biriyle gerçekten yakın olabilir miydi? Kadın o an anlamaya başladı ki, ayrıyken birlikte geçirilen saatler, en samimi saatlerdi.”
“Kişi, en çok kendisine kabul ettirmekten korktuğu şeyin gerçekliğini inkâr ederken hararetlenir ve bir şeyi, söylenmeye hakkı olduğunu iddia edemeyecek kadar içten içe bilirken, ona kızmak kadar acı başka bir öfke hissedemez.”
“Gitmesi gerektiğini hiç sorgulamadı; hayat ve aşk, kolayca düzeltilebilecek şeyler yüzünden kaybedilemeyecek kadar büyük değil miydi?”
#susanglaspell #sonaltmışdakika #kitapinceleme #yedincikatyayınları #ayşegülvekiitaplar #tavsiye
Yedinci Kat Yayınları
Son Altmış DakikaSusan Glaspell · Yedinci Kat Yayınları · 202511 okunma