Her şey çocukların adaya düşmesi ile başladı. Beraber adadan kurtulma yolları vs. derken güzel gidiyordu taa ki Jack her şeyin içine edene kadar. Topluluğa baş kaldırıp yeni bir kabile kuran Jack adada bir düşmanlık ateşi de yakmıştı. Domuzcuğun bilgili oluşunu, Ralph'in önder oluşunu ve bilimsellikten ayrılmayan Simon'u çekemedi derken allem etti kallem etti Domuzcuk ve Simon'un hayatına son verdi. Ah ahh... Hayat da böyle değil mi? Ne zaman "Tamam, oldu, işler yolunda." desek bir yerden patlak veriyor bu düzen. Seni dibe çekmeye çalışanlar da cabası. Sağduyulu çocukları göz göre göre yiyip bitirdiler yaaa. Aynı bizim iyiliğimizi çekemeyen akbabalar gibi.(Siz anladınız!)
Bu kitap Mercan Adası çocuklarına benzetilse de insanın ne kadar vahşi olduğunu gözler önüne seriyordu. "İsterim ve alırım." hesabı vardı. (Hayır, efendim. Her istediğini yapamazsın. Bir kanun ve nizam var. Issız bir adada olsan bile.)
Jack'i asla affetmeyeceğim asla. İyi bir domuz avcısı olabilir. Amaaaan neyine be. Domuzcuk ve Simon'u öldürdü o vahşi. (İyice darlanıyorum.) Favori iki kahramanım Ralph ve Domuzcuk oldu. Karakterinden ödün vermeden umut edip akıllıca adımlar attılar.
Gelelim adamım Simon'a... Simonnn bu kadar acı bir ölümle gitmemeliydin. Kahrolası Jack!!! Simon çocukların gece uyurken sesinden ve gölgesinden ürkütüğü yaratığı keşfe çıktı. Aslında aradığı bir yaratık da değildi. Golding öyle güzel bir gerçek hayal kurgusu yapmıştı ki. O yaratık insanların korkusunu temsil ediyordu. İnsanın içinde yarattığı bir zindan vardı ve o zindan da çıkmak pek mümkün değildi. Zaten bunu başaranlar hayatı iyi bir noktaya da getiriyordu. Kitabın sonunda Azra Erhat'ın incelemesi her şeyi en ince detayına kadar anlatıyordu. Ben bu incelemede biraz olsun kitabın bende bıraktığı duygusal izden bahsettim. Sanırım uzunca bir süredir de etkisinden çıkamayacağım. Bu kitabı geç olmadan okuyun, okutturun.
Ne kadar kurgu bir kitap da olsa Domuzcuk ve Simon'a rahmetle...