Medya Denetimi ve Tarihi
10/10
·70 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
Bu kitabı farketmem garip bir tesadüfe dayanıyor. Democracy at Work kanalındaki ünlü yunan ekonomist Yanis Varufakis, ve Standfordlu ünlü ekonomist Richard Wolff , değişen dünya ekonomisi hakkındaki güzel bir sohbette bu kitap Varufakis’in kitaplığından kendini gösteriyordu. Özellikle farkedilmesi için orada duruyordu. 1991’de yazılan bu kitap hala geçerliğini korumakta. Noam Chomsky’nin Medya Denetimi (Manufacturing Consent) adlı kitabı, Edward S. Herman ile birlikte geliştirdiği "Propaganda Modeli" çerçevesinde, demokratik toplumlarda , ana akım medyanın nasıl rıza üretme ve propaganda aracı olarak kullanıldığını inceliyor. Chomsky, medya kuruluşlarının görünüşte bağımsız olduğu ancak gerçekte güçlü ekonomik ve siyasi çıkar grupları tarafından yönlendirildiğini savunuyor. Chomsky kitabını 4 temel argüman üzerine kurmuş. Propaganda Modeli (Rızanın İmalatı Modeli) Chomsky ve Herman, medyanın özgür ve bağımsız olduğu fikrini sorgular ve bunun yerine medyanın bir propaganda aracı olarak işlev gördüğünü savunur. Medya, toplumda egemen olan güç yapılarının (devlet, şirketler, elitler) çıkarları doğrultusunda çalışır ve halkın rızasını bu çıkarlara uygun şekilde şekillendirir. Chomsky ve Herman, medyanın beş filtre üzerinden işlediğini öne sürer: a) Sahiplik: Medya kuruluşları büyük şirketler tarafından kontrol edilir ve bu durum haberlerin tarafsızlığını zedeler. b) Reklamcılık: Gelir kaynaklarının büyük bölümü reklamlardan geldiği iç Medya Denetimi in medya, reklam verenleri rahatsız edecek içerikleri sansürleyebilir. c) Kaynak Kullanımı: Medya, haberlerini genellikle devlet yetkilileri ve büyük şirketlerden aldığı için bağımsız bir denetim mekanizması olmaktan çıkar. d) Karşıt Tepki Mekanizması: Medya, statükoya karşı çıkan eleştirel sesleri marjinalleştirir veya itibarsızlaştırır. e) Anti-Komünizm ve İdeolojik Denetim: Tarihsel olarak anti-komünizm, medya için bir sansür mekanizması olmuştur; günümüzde ise bu rol "terörizm" veya "millî güvenlik" gibi kavramlarla doldurulmaktadır. Özgür Medya Miti ve Medyanın İşlevi: Rıza Üretmek Chomsky ve Herman'a göre medyanın asıl işlevi, halkın egemen güç yapılarının politikalarını sorgulamadan kabul etmesini sağlamaktır. Bu, rızanın imalatı olarak adlandırılır. Medya, halka neyin önemli olduğunu, neyin görmezden gelinmesi gerektiğini ve nasıl düşünmesi gerektiğini söyler. Demokratik ülkelerde medya özgürlüğünün olduğu iddia edilir ancak Chomsky, bu özgürlüğün büyük sermaye ve devletin etkisi altında olduğunu gösterir. Medya, belirli konulara odaklanarak veya belirli anlatıları ön plana çıkararak kamuoyunu yönlendirme gücüne sahiptir. 3. Seçici Algı ve Çifte Standartlar: Medya, Batı’nın çıkarlarına uygun olayları sansasyonel hale getirirken, Batı karşıtı söylemleri ve insan hakları ihlallerini göz ardı edebilir. Örneğin, bir ülkedeki hükümet Batı dostuysa, onun baskıcı politikaları görmezden gelinebilir; ancak Batı karşıtı bir yönetim varsa, medya onun hatalarını sürekli vurgular. Medyanın haberleri seçici bir şekilde sunduğunu ve çifte standart uyguladığını öne sürer. Örneğin: - ABD'nin müttefiklerinin işlediği insan hakları ihlalleri görmezden gelinirken, düşman devletlerin benzer eylemleri büyük bir vurguyla sunulur. - İktidara yakın grupların çıkarlarına hizmet eden haberler ön plana çıkarılırken, toplumsal muhalefet ve eleştirel sesler marjinalleştirilir. 4) Demokrasi ve Medya İlişkisi Chomsky ve Herman, medyanın demokratik bir toplumda “özgür ve tarafsız” olması gerektiği fikrini sorgular. Onlara göre, medya demokratik bir toplumun değil, kapitalist bir sistemin hizmetindedir. Medya, halkın çıkarlarını değil, iktidar sahiplerinin çıkarlarını korur. Chomsky'nin kitapça sıkça değindiği "Elitler ve Şaşkın Kalabalık" kavramı, propaganda modelinin temel taşlarından biridir. Elitler ve Şaşkın Kalabalık: Demokrasi ve Medyanın Rolü: Chomsky, ABD’deki medya sisteminin sadece hükümetin değil, aynı zamanda ekonomik ve politik elitlerin çıkarlarını koruyacak şekilde işlediğini savunur. Bu bağlamda, Walter Lippmann’ın ortaya attığı "şaşkın kalabalık" (bewildered herd) kavramına atıfta bulunuyor. Lippmann’ın Görüşü: Demokrasi Yönetilebilir Olmalı Walter Lippmann, 1920’lerde modern toplumun "akıllı azınlık" (yani elitler) ve "şaşkın kalabalık" (halk) olarak ikiye ayrılması gerektiğini savunuyordu. Ona göre halk, karmaşık siyasi kararları anlayamayacak kadar bilgisiz ve irrasyonel bir kitledir. Bu yüzden, toplumun yönlendirilmesi ve halkın pasif kalması için medya bir araç olarak kullanılmalıdır. Bu konuyla ilgili kitaptan 3 alıntı : 1) "George Kennan'ın ve Kennedy aydınlarının gurusu, önde gelen bir ilahiyatçı ve dış siyaset eleştirmeni olan, bazen de "kadrolu ilahiyatçı" diye adlandırılan Reinhold Niebuhr, aklın, sınırları çok daraltılmış bir yeti olduğunu ileri sürer. Ancak çok az sayıda insan ona sahiptir. Çoğu insan duygu ve dürtüleriyle hareket eder. Akla sahip olanlarımız, saf budalaları az çok yola sokabilmek için "gerekli yanılsamalar" ve duygusal yoğunluklu "basitleştirmeler" yaratmalıdır" 2) " ilk olarak, kamuyu ilgilendiren konularda aktif rol alması gereken yurttaşların sınıfı gelir. Seçilmişler sınıfı işte budur. Politik, ekonomik ve ideolojik sistemlerdeki işleri yürüten, icra eden, kararlar alan ve analiz yapan insanlardan oluşur. Bu, nüfusun küçük bir yüzdesini kapsar. Elbette, tüm bu fikirleri öne sürenler bahsedilen küçük grubun bir parçasıdır ve sürekli ötekilerle ilgili olarak ne yapılması gerektiğini konuşurlar. Küçük grubun dışında kalan ötekilerse Lippmann'ın "şaşkın sürü" olarak tanımladığı büyük çoğunluktan oluşur. Kendimizi "kükreyen ve düzene karşı gelen şaşkın sürüden" korumalıyız. O halde demokrasinin iki "işlevi" var: Sağduyulu insanlardan oluşan seçilmişler sınıfı, düşünmek, planlamak anlamına gelen idari işleri yürütür ve ortak çıkarları anlarlar. Sonra şaşkın sürü gelir, onların da demokraside bir işlevi vardır. Onların işlevi, Lippmann'a göre, aktif katılımcı değil "seyirci" olmaktır. Ancak bundan başka işlevleri de vardır, çünkü bu bir demokrasidir. Arada sırada nüfuzlarını, seçilmişler sınıfının bu ya da şu üyesine ödünç vermelerine izin verilir. Diğer bir deyişle, "Sizin liderimiz olmanızı istiyoruz" ya da "Sizin liderimiz olmanızı istiyoruz" demelerine izin verilmiştir. Bunun nedeni, devletin totaliter değil, demokratik olmasıdır. Bunun adı seçimdir. Ancak nüfuzlarını herhangi bir seçilmişler sınıfı üyesine ödünç verdikleri anda, tekrar geldikleri yere dönerek katılımcı değil seyirci olmaya devam etmeleri beklenir onlardan. Bu, doğru bir şekilde işleyen demokrasilerde böyledir. Bunun arkasında bir mantık vardır. Hatta bir çeşit zorlayıcı ahlaki ilkesi bile vardır. Zorlayıcı ahlaki ilke, halkın büyük çoğunluğunun bir şeyleri kavrayamayacak kadar aptal olmasıdır. Eğer kendilerini ilgilendiren konuların yönetiminde söz sahibi olmaya kalkarlarsa, sorun çıkarırlar. Bu nedenle, böyle bir şeye izin vermek uygunsuz ve ahlaksızca olacaktır. Şaşkın sürüyü evcilleştirmemiz gerekir, ki galeyana gelip de her şeyi ezip geçerek, yok etmesinler." 3) "30'ların başlarında, modern iletişim biliminin kurucusu ve önde gelen Amerikalı siyaset bilimcilerden biri olan Harold Lass-well, "insanın kişisel çıkarları için en iyi yargıcın yine kendisi olduğunu söyleyen demokratik dogmatizme" teslim olmamalıyız diyordu. Çünkü, onlar böyle değildir. Toplum çıkarlarının en iyi yargıcı bizleriz. Bu yüzden, sıradan ahlaki değerlere göre de onların, kendi yanlış kararlarına dayanarak harekete geçmelerine fırsat tanımamalıyız. Günümüzde, totaliter ya da askeri rejim olarak tanımlanan yönetimlerde bu oldukça basittir. Kafalarının üstünde bir copu hazır bekletirsiniz ve yoldan çıktıkları takdirde onu kafalarında parçalarsınız. Ama toplum, daha özgür ve demokratik bir hale dönüşmüşse bu gücü kaybedersiniz. Bu nedenle artık propaganda tekniklerine yönelmek zorundasınız. Mantık çok açık. Totaliter devlette cop neyse demokraside de propaganda odur. Bu bilgecedir ve iyidir; çünkü yine, şaşkın sürü ortak çıkarları bir kenara atar. Onları anlayamazlar" Chomsky'nin Eleştirisi: Gerçek Demokrasi Manipüle Ediliyor Chomsky, Lippmann’ın bu görüşünün gizli bir otoriterlik biçimi olduğunu ileri sürüyor. Ona göre ABD’de demokrasi, halkın gerçek karar alma süreçlerine katılmasını değil, yalnızca seyirci olmasını ve sistemin kurallarına uyum sağlamasını hedefler. Medya, halkın tartışması gereken konuları belirleyerek onları pasif ve yönlendirilmiş bir şekilde tutar. Şaşkın Kalabalık Nasıl Yönetilir? Chomsky, elitlerin medyayı kullanarak halkı yani şaşkın kalabalığı nasıl manipüle ettiğini açıklarken üç ayaklı bir mekanizmaya dikkat çekiyor: 1. Dikkat Dağıtma: Önemli politik ve ekonomik kararlar alınırken, halkın ilgisi spor, magazin ve skandallarla dağıtılır. Gerçek sorunlar yerine yüzeysel tartışmalar ön plana çıkarılır. 2. Korku Yaratma: Dış düşmanlar (örneğin komünizm, terörizm) veya iç tehditler (örneğin göçmenler, suç oranları) sürekli gündemde tutularak halkın dikkatinin asıl sorunlardan uzaklaşması sağlanır. 3. Sahte Tartışmalar Üretme: Örneğin, ABD'deki seçimlerde Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında yoğun tartışmalar yaşansa da, her iki taraf da büyük şirketlerin çıkarlarına hizmet eden ekonomik politikaları sorgulamaz. Sonuç: Gerçek Demokrasi Yerine Kontrollü Bir Sistem Chomsky’ye göre, medya sayesinde halkın siyasi ve ekonomik sistem üzerinde gerçek bir etkisi olması engelleniyor. Elitler karar alırken, şaşkın kalabalık sadece "demokratik" bir gösteriye tanık oluyor. Bu bağlamda Medya Denetimi, sadece medya eleştirisi yapmakla kalmaz, aynı zamanda modern demokrasinin nasıl bir manipülasyon aracı haline geldiğini de gözler önüne serer. Chomsky, propaganda tekniklerinin 5 büyük ölçekli kullanım alanını kitabında örneklemiş. ABD’nin I. Dünya Savaşına Sokulması Süreci ve Creel Komisyonu (Kamuoyu oluşturma ve Yönlendirme) Amaç, ABD kamuoyunu Almanya’ya karşı kışkırtarak savaş yanlısı bir atmosfer oluşturmaktı. 1917’de ABD, I. Dünya Savaşı'na katılmadan önce Amerikan halkı savaşa büyük ölçüde karşıydı. Başkan Woodrow Wilson, halkın savaş desteğini kazanmak için George Creel liderliğinde bir propaganda kurumu olan Kamu Enformasyon Komitesi’ni (Committee on Public Information – CPI) kurdu. Bu komisyon, daha çok Creel Komisyonu olarak bilinir. Bu komisyondaki ünlü bir sima da, halkla ilişkilerin kurucusu olarak bilinen Edward Bernays'dır. Aynı zamanda psikoloji biliminin duayeni Sigmund Freud’un da yeğeni olan Edward Barneys, psikolojik manüplasyon ve propaganda tekniklerini bi komisyonun çalışmalarına entegre etti. Kitapta ABD'nin 1. Dünya Savaşına Girmesi için Kamuoyunda Rıza Oluşturulma süreci ve Kamuoyunun Manüplasyonu şöyle anlatılıyor. "Modern devletin ilk propaganda operasyonuyla başlayalım. Woodrow Wilson hükümeti zamanıydı. Woodrow Wilson, Birinci Dünya Savaşı'nın tam ortasında, 1916 yılında "Peace Without Victory" (Zafersiz Barış) sloganıyla başkan seçilmişti. Son derece pasifist olan halk, bir Avrupa savaşına dahil olmak için hiçbir neden göremiyordu. Aslında savaşa çoktan imza atan Wilson yönetimi, bu konuda bir şeyler yapmak zorundaydı. Hükümetin "Creel Komisyonu" adıyla kurduğu bir propaganda komisyonu, altı ay içinde etkisini göstererek o barışçıl halkı, histerik bir savaş çığırtkanı haline dönüştürdü ve Alman olan her şeyi yakıp yıkmak, tüm Almanları lime lime etmek, savaşa gidip dünyayı kurtarmak isteyen insanlar yaratmayı başardı. Bu esaslı bir başarıydı ve ardı sıra gelen başarılara da önayak oldu... Bu işi organize eden ve işin başını çeken o çok büyük güç, aslında medyadan ve iş dünyasındaki büyük şirketlerden gelen yoğun destekti ve tam anlamıyla bir başarıydı" Creel Komisyonunun Kullandığı Propaganda Yöntemleri 1. Basın ve Medya Kullanımı: Gazetelerde, dergilerde ve radyolarda Almanya karşıtı hikâyeler yayımlandı. Belçikalı bebeklerin Alman askerleri tarafindan kollarının kopartıldığı gibi iddialar yayınlandı. Almanya, barbar ve vahşi bir düşman olarak gösterildi ve ABD’nin savaşa katılmasının bir zorunluluk olduğu anlatıldı. 2. "Dört Dakikacılar" (Four Minute Men): Hükümet destekli konuşmacılar, tiyatrolarda, okullarda ve kamusal alanlarda kısa konuşmalar yaparak savaşı savundu. 3. Afişler ve Görsel Propaganda: "I Want You for U.S. Army" gibi ünlü asker toplama afişleri üretildi. 4. Sansür ve Baskı: Savaş karşıtı görüşler medyada yer bulamaz hale geldi. Almanca konuşan Amerikalılar hedef alındı ve düşman ajanları olarak damgalandı. İlerleyen 35 yıl sonra E.Barneys'i Birleşik Devletlerin, Guatemala'daki kanlı bir darbesinde önemli bir aktör olarak göreceğiz. " Bernays, bu bağlamda çok önemli bir başarıya imza atmıştır. 1954 yılında, Birleşik Devletler Guatemala'nın kapitalist-demokrat hükümetini devirmek için harekete geçerek, onun yerine, faydasız demokrasi sapmalarından daha iyi korunmak için o zamandan bu zamana varlığını ABD'nin sürekli para akışıyla sağlayan ölüm timine dönüştürülmüş toplumu başa getirdiğinde, Bernays United Fruit Şirketi'nin halkla ilişkiler kampanyasını yürütüyordu" 2. Kamboçya ve Doğu Timor (Medyanın Çifte Standardı) Kitapta, ABD medyasının insan hakları ihlallerine yaklaşımındaki çifte standartlar ele alınır. Kamboçya (Kızıl Kmerler Dönemi, 1975-1979): ABD medyası, Kızıl Kmerler’in işlediği vahşetleri yoğun şekilde haberleştirdi. Chomsky, Kızıl Kmerler’in gerçekten de ciddi insan hakları ihlalleri yaptığını kabul etmekle birlikte, medyanın bu olayı Batı’nın politik çıkarları doğrultusunda aşırı vurguladığını savunuyordu. Doğu Timor Katliamı (1975): Aynı dönemde, ABD destekli Endonezya, Doğu Timor’a saldırdı ve on binlerce insan hayatını kaybetti. Ancak ABD hükümeti Endonezya’ya askeri ve ekonomik destek sağladığı için medya bu konuyu büyük ölçüde görmezden geldi. Chomsky, bu iki olayın medyada nasıl işlendiğini karşılaştırarak, medya organlarının yalnızca Batı’nın çıkarlarına zarar veren insan hakları ihlallerini ön plana çıkardığını savundu. 2. Nikaragua ve El Salvador (ABD’nin Müdahaleleri ve Medya Çarpıtması) El Salvador (1980'ler): ABD destekli hükümet ve sağcı ölüm mangaları binlerce insanı öldürdü. Medya, hükümetin işlediği suçları büyük ölçüde göz ardı etti ve olayları "komünist tehdit" çerçevesinde sundu. Nikaragua (Sandinista Hükümeti ve Contras, 1980'ler): Sandinista yönetimi, solcu bir hükümetti ve ABD tarafından tehdit olarak görülüyordu. ABD, sağcı Contras milislerini destekledi ve onları "özgürlük savaşçıları" olarak tanıttı. Oysa Contras, insan hakları ihlalleri yapıyor ve sivilleri hedef alıyordu. Ancak medya, bu gerçeği büyük ölçüde göz ardı etti. 3. Vietnam Savaşı ve Medyanın Rolü Chomsky, ABD medyasının Vietnam Savaşı’nı ele alış biçimini de analiz ediyor. İlk başta medya, savaşı tamamen ABD’nin anlatısına uygun şekilde sundu ve müdahalenin komünizme karşı gerekli olduğunu savundu. Ancak savaş uzadıkça ve kamuoyu baskısı arttıkça medya, savaşa eleştirel bir perspektiften bakmaya başladı. Yine de Chomsky, savaşın eleştirildiği dönemde bile asıl sorunun ABD'nin savaş suçu işlemesi değil, savaşın "başarısız" olması şeklinde çerçevelendiğini vurguladı. 4. 1985'te İsrail’in Filistin ve Lübnan'daki Katliamları ve İnsan Hakları İhlalleri (Çifte Standart, Sansür ) a) İsrail’in Lübnan’a Hava Saldırıları (1985) 1982’de başlayan Lübnan Savaşı'ndan sonra İsrail, 1985’te Lübnan’daki Filistinli mültecilere ve Hizbullah’a karşı yoğun bombardımanlar gerçekleştirdi.İsrail ordusu, Beyrut ve Güney Lübnan’daki sivil yerleşim alanlarını bombalayarak yüzlerce kişinin ölümüne ve binlercesinin yaralanmasına yol açtı. Bu saldırılar, Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendirildi. b) Filistin’de İnsan Hakları İhlalleri (Batı Şeria ve Gazze, 1985) İsrail, Filistin topraklarında geniş çaplı toprak gaspları, zorunlu tahliyeler ve askeri baskılar uyguladı. İsrail’in askeri operasyonlarında Filistinli siviller öldürüldü, birçok kişi gözaltına alındı ve işkenceye maruz kaldı. "Bahsettiği çarpışmalar Israil-Lübnan sınırında meydana gelen çarpışmalardı. Ezici yoğunlukla İsrail kaynaklı olan ve genellikle bahane bile bulmadan çıkartılan bu çarpışmalar, Birleşik Devletler tarafından desteklendiği için, kural gereği, ne terörizm sayılıyordu ne de terörizm tarihinin bir parçası O zamanlar, ABD'nin kararlı desteğiyle İsrail, planlanmış bir istila için bazı bahaneler bulmak amacıyla Lübnan'a saldırılar düzenliyor, orayı bombalıyor ve daha birçok zulme başvuruyordu. Doğrusu, bahane bulamasa da her koşulda, on sekiz bin insanı öldürerek istilayı başardı ve sonrasında daha birçok vahşete imza atarak yirmi yıl boyunca Güney Lübnan'ı işgali gerçekleştirdi; ancak bunların tümü kayıt dışıydı çünkü Birleşik Devletler'in azimli desteği arkasındaydı." ABD Medyasının Çifte Standardı Chomsky ve Herman, bu olayları ABD medyasının nasıl ele aldığını karşılaştırmalı olarak inceler: İsrail’in saldırıları, ABD medyasında ya çok az yer buldu ya da meşrulaştırıldı. İsrail’in saldırıları genellikle "meşru müdafaa" veya "terörle mücadele" olarak çerçevelendi. Filistinli sivillerin ölümü büyük ölçüde görmezden gelinirken, İsrail’in kayıpları geniş biçimde haberleştirildi. Aynı dönemde ABD medyası, Sovyetler Birliği veya ABD karşıtı ülkeler tarafından işlenen insan hakları ihlallerine geniş yer veriyordu. Eğer aynı saldırılar ABD karşıtı bir ülke tarafından gerçekleştirilseydi, medya bunu terörizm ve felaketi olarak yansıtacaktı. 5. Irak Savaşı (Öncesi ve Sonrası, 1991 ve 2003) ABD medyası, Saddam Hüseyin’i mutlak bir düşman olarak gösterdi ve savaşın kaçınılmaz olduğu algısını yarattı. 2003’teki Irak Savaşı sırasında da benzer bir propaganda süreci yaşandı. ABD hükümeti, Saddam’ın kitle imha silahları olduğuna dair kanıt sunamamasına rağmen medya bu söylemi yaygınlaştırdı. Sonrasında silahların olmadığı ortaya çıktı ancak medya, bu hatayı sorgulamak yerine hızla başka konulara yöneldi. Türkiye ve ABD’de medyanın belli gruplar elinde tekelleştiği bilinen bir gerçek. Bu konuda Turay GÜL’ün Tanımadığınız Patronlarla Tanışın: Yahudiler kitabında ABD medyasının ne olduğu ve medyayı kontrol eden gruplar hakkındaki bölümden alıntı yapmak istiyorum. “ ABD medya holdingleri Comcast Walt Disney Group Warner Media Viacom CBS Sony Corporation of America) İnternette kolaylkla bulunabilen çesitli makalelere göre söz konusu 5 dev-holding, ABD medyasınin %96'sini kontrol etmektedir. %96'lk oranın doğruluğunu tespit etmek oldukça zordur, ancak bu makalede bahsedilen holdinglerin kuruculann, patronlarını ve yönetim kurullarını, makaleden bağımsız olarak araştırdığımızda iddiaların doğru olduğunu görmekteyiz. Yahudi sermayesinin kontrolündeki söz konusu holdinglerin, küresel medyanın %90'indan fazlasını kontrol ettikleri bir gerçektir Bu holdinglerin tümünün ABD nüfusunun %2'sini olusturan Yahudilerin kontrolünde olması bir rastlantı olabilir mi? Kanımızca bu kesinlikle bir rastlantı değildir, Yahudiler medyayı kontrol etmeyi çok stratejik bir hedef olarak görmekte ve bunun için bütün çabaları göstermektedir. Bu kolektif çabaya bir örnek olarak ilerleyen bölümlerde CNN patronu Ted Turner'ın hikâyesi, Ted Turner ile Yahudi Medya Patronlarının Savaşı başlığı altında verilmiştir… “ ABD medyası diye birşey yoktur. Yahudi medyası vardır” —---------------- Noam Chomsky ve Edward S. Herman'ın "Rızanın İmalatı kitabında bahsedilen “beş filtre” modelini günümüzdeki uygulama alanı ve somut örneği ne olabilir diye düşündüğümde aklıma gelen ilk somut örnek, İsrail’in Filistin ve Lübnan’daki katliamları ve ağır insan hakkı ihlalleri. Ana akım medyanın uyguladığı sansür, görmezden gelme veya çarpıtma gibi 5 filtre ve çerçeveleme metodu, İsrail'in Filistin ve Gazze'deki eylemlerinde sıklıkla kullanılmakta. İşte son üç yıla dair bazı çarpıcı örnekler: 1. Mayıs 2021 Gazze Çatışmaları: "Eşit Taraflar" Çerçevesi Olay: İsrail'in Gazze'ye yönelik 11 günlük saldırılarında 256 Filistinli (66'sı çocuk) öldürüldü, 1.900'den fazla kişi yaralandı. İsrail tarafında ise 13 kişi hayatını kaybetti. -Medya Çarpıtması: - BBC, CNN ve The New York Times gibi Batı medyası, olayları genellikle "taraflar arası çatışma" olarak tanımladı. İsrail'in askeri gücüyle Filistinlilerin el yapımı roketleri arasındaki eşitsizlik vurgulanmadı. - Başlıklar: "İsrail ve Hamas Şiddeti Tırmandırıyor" gibi başlıklar, İsrail'in Gazze'yi bombalamasını "tetikleyici" olarak Filistin direnişine bağladı. Oysa saldırılar, İsrail'in Doğu Kudüs'te Filistinlilere yönelik şiddeti ve Mescid-i Aksa baskınıyla başlamıştı. - Görmezden Gelme: Batı medyası, İsrail'in Gazze'deki altyapıyı hedef almasını (su tesisleri, hastaneler, medya binaları) çoğunlukla görmezden geldi. Örneğin, Associated Press (AP) ve Al Jazeera'nın ofislerinin bombalanmasına dair haberler sınırlı kaldı. 2. Şubat 2023 Jenin Baskını: Sivil Kayıpların Gizlenmesi - Olay: İsrail ordusu, Batı Şeria'nın Jenin kentine düzenlediği operasyonda 10 Filistinliyi öldürdü. Ölenlerin çoğu silahsız sivillerdi. - Medya Çarpıtması: - The Washington Post, haberi "İsrail Güvenlik Güçleri Terörle Mücadele Operasyonu Yaptı" başlığıyla verdi. Ölen sivillerin hikayeleri yerine İsrail'in "güvenlik endişeleri" öne çıkarıldı. - Sky News, öldürülen bir Filistinli çocuğun cenazesini gösteren görüntüleri yayınlamadı. Bunun yerine, İsrail askerlerinin "tehlike altında" olduğunu vurgulayan bir anlatım benimsendi.ı, Edward S - Sansür: Filistinli aktivistlerin sosyal medyada paylaştığı görüntüler (silahsız sivillerin vurulması), Instagram ve Twitter gibi platformlarda kaldırıldı veya kısıtlandı. Bu sansür, Batı medyasının ana akım söylemiyle paraleldi. 3. Nisan 2022: Gazze'deki Çocuk Ölümlerinin Görünmez Kılınması - Olay: İsrail'in Gazze'ye düzenlediği bir hava saldırısında 5 Filistinli çocuk öldürüldü. - Medya Çarpıtması: - CNN, haberi "İsrail, Gazze'deki Militan Hedefleri Vurdu" başlığıyla verdi. Çocukların ölümü ancak haberin son paragrafında belirtildi. - BBC, çocukların isimlerini ve yaşlarını vermedi. Bunun yerine, "İsrail, Hamas'a ait bir tüneli imha etti" ifadesini kullandı. Oysa saldırıda tünel bulunmamıştı. - Görmezden Gelme: İsrail'in çocuk ölümlerine yol açan saldırıları, Batı medyasında günler sonra ve sınırlı detayla yer buldu. Buna karşılık, Filistinli grupların roket atışları anında manşetlere taşındı. 4. 2023: Batı Medyasında "Apartheid" Kelimesinin Yasaklanması - Olay: Amnesty International, Human Rights Watch ve İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarını "apartheid" olarak nitelendiren raporlar yayımladı. - Medya Sansürü: - The New York Times ve The Guardian gibi gazeteler, "apartheid" terimini kullanmaktan kaçındı. Bunun yerine, "ayrımcılık" veya "insan hakları ihlalleri" gibi daha yumuşak ifadeler tercih edildi. - CNN International, İsrailli yetkililerin raporları "antisemitik" olarak nitelendirmesini haber yaptı, ancak raporların içeriğini derinlemesine analiz etmedi. 5. Ekim 2023: Gazze'deki Hastane Bombalanması ve Medyanın İlk Tepkisi - Olay: Gazze'de bir hastanenin bombalanması sonucu 500'den fazla sivil hayatını kaybetti. İlk kanıtlar saldırının İsrail'e ait olduğunu gösteriyordu. - Medya Çarpıtması: - BBC ve Sky News, olayı ilk saatlerde "İsrail, Hamas'ın Hastane Vuruşunu Reddetti" başlığıyla duyurdu. İsrail yetkililerinin açıklamaları sorgulanmadan aktarıldı. - The Washington Post, "Hamas ve İsrail, Hastane Saldırısını Birbirine Yükledi" başlığını atarak yalancı eşitliği (bothsidesism) normalleştirdi. Oysa bağımsız analizler, İsrail'in sorumluluğuna işaret ediyordu. - Düzeltmeler: Medya kuruluşları, sonradan saldırının muhtemelen İsrail'den geldiğini kabul etse de, ilk haberlerdeki yanlış çerçeveleme kamuoyunu şekillendirmiş oldu. 6. Batı Medyasında Filistinli Uzmanların Yokluğu - Sistemik Çarpıtma: ABD ve İngiltere medyasında İsrail-Filistin tartışmalarına davet edilen "uzmanların" çoğu, İsrail yanlısı think-tank'lerden veya eski İsrailli yetkililerden oluşuyor. Örneğin: - CNN ve Fox News, İsrail-Filistin konusunda Filistinli akademisyenleri veya aktivistleri nadiren konuk ediyor. - The Economist, Gazze'deki insani krizi analiz ederken BM yetkililerinin açıklamalarını değil, İsrail Savunma Bakanlığı'nın açıklamalarını kullanıyor. 7. Sosyal Medya ve Algoritmik Sansür - Meta (Facebook/Instagram) ve Twitter: Filistinlilerin İsrail şiddetini belgeleyen gönderileri sıklıkla kaldırılıyor veya etkisizleştiriliyor. Örneğin: - 2021'de "Filistin" etiketi altındaki gönderilerin erişimi kısıtlandı. - İsrail askerlerinin Filistinli çocuklara şiddet uyguladığı videolar, "şiddet içeriği" gerekçesiyle sansürlendi. - Meta, Filistin’e destekleyen bazı kullanıcıları, profillerini “terörist” diye etiketledi. Tepkiler üzerine bunun yanlışlıkla olduğunu iddia ederek, kullanıcılardan özür diledi. Bu örnekler, ana akım medyanın egemen güç yapılarının çıkarlarını nasıl koruduğunu gösteriyor. Haberlerdeki çarpıtmalar, seçici dil kullanımı, resmi kaynaklara aşırı güven ve sivil kayıpların minimize edilmesi, Chomsky'nin "Rızanın İmalatı" modelinin güncel yansımalarıdır. Kitap, Medyanın toplumsal rıza üretmek için nasıl kullanıldığını ve bu süreçte hangi mekanizmaların devreye girdiğini açıklayan bir başyapıt. Chomsky ve Herman, medyanın özgür ve tarafsız olduğu mitini yıkarak, onun iktidar yapılarının bir uzantısı olduğunu bize gösterirken, ana akım medyanın sınırlamalarına karşı alternatif medya kaynaklarının öneminini ve Kamuoyunda hergün karşı karşıya kaldığımız gündem ve tartışmaların ne kadar organik olup olmadığı, medya ve medya figürlerenin samimiyeti ve tarafsızlığı konusunda insanı gerçekten zorlu sorgulamalara itiyor.
Medya DenetimiNoam Chomsky · Everest Yayınları · 2016248 okunma
381 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.