Normalde buraları pek aktif kullanmam, sadece okuduğum kitapların incelemelerini merak ederim farklı bakış açıları ile okuduklarım nasıl yorumlanabilir diye. Bu kitabı çok beğendim, özellikle kurgusu şu ana kadar okuduklarım arasında özel bir yere sahip. Önce incelememi yazayım, daha sonra attığım neden böyle bir başlık attığımı açıklarım. Pek yazı yazan birisi değilim, eğer hata bulursanız mesaj atmaktan çekinmeyin lütfen.
Öncelikle kitabın konusu ile başlayayım; kitap III.Selim döneminden başlayarak Osmanlı ve devamında Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlaşma bağlamında iki yüz elli yıllık yapısal değişimini anlatıyor ve sanılanın aksine ana odak konusu din değil hatta din ile ilgili kısımları ziplersek belki kitabın yüzde onunu anca oluşturur. Kitap yöremizin askeriye, dil, eğitim, siyaset, millet, kimlik, ekonomi, diplomasi, altyapı gibi alanlardaki problemleri ve çözüm önerilerini, Hobsbawm tarzında (ki Hobs, Berkes'ten sonra doğmuştur ama Türk olduğumuzdan dolayı, süper star akademisyenlerimizi tanıtmamıza gavur akademi engelliyor) neden-sonuç ilişkileriyle alabildiğine farklı görüşlere yer vererek anlatıyor.
Yanlış bildiğimiz kavramları tanıtmakla işe başlıyor Berkes, feodalizm, sekülerizm, laiklik gibi kavramların kökenine inip; Batı'dan kafamıza göre her kavramı alamayacağımızı çünkü o kavramın tanımının o yöreler içerisinde bir anlam kazandığını kendince açıklıyor. Bunu yapmasının sebebi ise o dönemde topraklarımızda çetin bir laiklik tartışmalarının başlaması. Kitapta da sıkça dile getirdiği üzere, Türkler bilmedikleri bağlamdan yeni öğrendikleri kelimeleri bildikleri bağlamda yanlış kullanmasıyla meşhur bir Orta Asya medeniyetidir. Buna sıkça yer verir Berkes ve dolaylı yoldan aslında 1960'lı yıllarda dönen ızgara ateşli laiklik tartışmalarında kavram-tanım-metod üçlüsünün keyfe keder kullanılmasına ve tarafların aslında tartışamadığına göz kırpmakla kalmaz ayrıca "Sizin atalarınız da aynı şeyi yapıyodu olm biraz geliştirin kendinizi sağcınız da solcunuz da aynısınız" diyerek flört bile eder. Bu dil kargaşası problemini özellikle Batıdan alınan kavramlar içerisinde liberalizm ve anayasacılık akımlarında Şinasi-Namık kemal ikilisinde ete kemiğe büründürür. Esasında kitabın ana amacı da bu kavram kargaşalarını ve bunların nasıl ortaya çıktığını açıklamak gibi özellikle ilk ve son bölümleri okuyanlar bol flaşlı bir bek yedi bile.
Peki kitabın alameti ve farikası ve alameti farikası nedir diye soran genç sağcı dimağlara cevabım nedir? Öncelikle bu kitap bir kutsal kitap değil, o yüzden sekülerlere olan nefretinizi bu kitabı gömerek çıkarınca bize hiçbir şey olmuyor arkadaşlar, doslarım, Romalılar! Bizleri sinir etmek isterseniz size gömebileğiniz "Sekülerlerin gömülünce çok üzüleceği 10 kitap" isimli listemi de paylaşmaya hazırım yeter ki benim Muslim Brother'larım kinini daha verimli şekilde kussun. Böyle enerjinize yazık oluyor. Kitabı bu kadar beğenmemin temelde sebebi sıkıcı sıkıcı yapısalcı kitapların aksine "dönemin müzik zevkinin savaş kaybetmemizdeki izdüşümü" gibi zorlama yorumlar yapmadan tarihi çerçevenin değişimini belli bir neden sonuç ilişkisi zincirine dayandırması. Bunu şöyle yapıyor Berkes: Önce bir tarihte o toplumun siyasi, toplumsal ve ekonomik fotoğrafını çekiyor. Sonra bu fotoğraftaki problemleri ve bu problemlerin o dönemde tartışılmış çözüm önerilerini sıralıyor. Sonra hangi çözüm önerisinin tartışmada neden galip geldiğini ve mevcuttaki portreyi nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Yeni değişen koşullarla da (savaş, kıtlık,hastalık, siyasi konjönktür) bu fotoğrafı bir sonrakiyle değiştiriyor. Bu iki fotoğraf arasında geçişleri de çağdaşlaşma bağlamında tatlılar ötesi bi tatlılıkta anlatıyor. Böylece gerçekten de bu alanda bir şeyler okumak isteyen ama kafası tarih metodlarına, belgelere vesaire basmayan benim gibi sahte tarih düşkünleri için 300 senelik, saniyede 24 fotoğraflık, harikulade bir bir film çıkıyor ortaya. (Umarım fotoğraftan filme geçiş şakama herkes gülmüştür. Eğer bu şakaya gülmediyeniz, birazdan herkes-berkes şakası yapacağım ona mutlaka gülmenizi salık veririm).
Peki kitaptaki yazılanlar ne kadar doğru derseniz, zaten Berkes (ulan ne klas bi soyadı, ağza cuk oturuyor) her bölümün sonunda koyduğu kaynakçalar ile ortalama bir sağcı tarihçinin ömrü boyunca okumadığı kadar kaynak ekliyor (ulan nasıl gömeceğimi bilemedim, çok low effort oldu). Ki zaten mevcut siyasi strüktür, okuma yazma öğrenebilmiş sağcıları hemen tarihçi yapıp televizyonlara ve seminerlere çıkardığından (çüşş ahahaha) bu gayet normal. Burada ve ekşide okuduğum eleştirilerin, kitabı okumayan sağcılar tarafından yapıldığı çok belli çünkü zaten okuma yazma bilseler televizyonda tarihçi olabilirlerdi (ahahaha lan nooluyor bana).
Evet şimdi gelelim arkadaşlar hayatın gerçeklerine, Patakute arkadaşa bakıyor musunuz? Yazdığı "reddiye'ye" bir reddiye de biz yapalım. Öncelikle sizlere sağcıları tanıtmakla başlayayım. Sağcıların ortak özelliği, sizi eleştiriyorum ayağına sizden ne kadar nefret ettiklerini, sizin çizdiğiniz "liberal" çemberin boyutuna göre paylaşmalarıdır. Buradaki çemberi çizen kişi ölü olduğundan, içlerindeki sonsuz nefretin çemberini site kuralları belirlemek zorunda kalıyor. Sırayla ele alalım bu nefretgam insanların alelade örneği Pattakutte arkadaşı.
"Abdurrahman Çelebi kontenjanından bir başka memleket sözde aydını olan zatın, en bilinen ve ilk yazımı İngilizce olan eseridir. Türkiye'de Sekülerizmin Gelişimi yerine Türkiye'de Çağdaşlaşma diye çevrilmiştir. En kısa tanımlamayla kitabı; Türkiye'de laikliğin 300 yıllık tarihidir." dakika bir gol bir. Hayır adam da o kadar anlatmış laiklik nedir ne değildir sekülerlik nedir ne değildir diye, inatla sağcı emminin tanımlarını kullanmış. Niye? Çünkü atalarının kavramlarına iman ediyor da ondan. (ahahah)
"Çağdaşlaşmak için laikliği yeterli görmez, hatta çağdaşlamayı sekülerlikle bir görür. Gelişim için geleneklerden sıyrılmayı şart koşar. Büyük sosyolog olduğundan mütevellit Cumhuriyet ile birlikte gelen devrimlerin milletteki etkileri nelerdir falan o konulara girmez." Hayır adam zaten ömrü yetmemesini geçtim, yetse bile kitapta da demiş o kadar "Abi orası inanılmaz uzun, o etkileri de ya bi başkası anlatsın ya da ayrı bi kitap yapalım yahu" diye. Kitap uzunluğu pattakutte'nin isteğinden ufak olduğundan güccük bir sosyolog oldu Berkes. Bir de şu paragrafın ilk cümlesinde ne anlattığını anlamadım, yeni kavram öğrenmiş sağcı heyecanına yenik düşmüş anlaşılan.
"Eğitimini de aldığı zamanın hakim Batı bakış açısının, yerele özel ve katkıdan mahrum tekrarıdır. Osmanlı'nın teokratik bir devlet olmadığını savunurken, yurtdışındaki dönemde tam tersini defeatle söyler." Yine ilk cümle herhangi bir anlama gelebiliyor. Anlatım bozukluğu, sağcılarda çok yaygın bir mental sendromdur. İkinci cümle ise kaynaktan yoksunluğu bir kenara, düşüncelerin değişimi başka bir kenara, belki de pattakutte'nin anladığı sağcı emmi kavramıyla anlatmamıştır teokrasi kavramını. Yine de kitabın incelemesi olarak yazarın başka açıklamalarıyla çelişmesi neden kitabı kötü kılsın o da bi acayip.
"Diğer yazılı materyalleriyle birlikte değerlendirdiğimizde, hem sözde solcu olup hem de köylüyü, cahil bırakılmışı, ezilmişi, çaresizi aşağılamaktan çekinmez." Yine hangi yazılı materyalleri bu köylüyü, cahil bırakılmışı, ezilmişi, çaresizi aşağılıyor tam olarak bilemiyoruz. Acaba sağcı dememek için bu kadar sıfata gerek var mıydı, bu da ayrı bir belgeselin konusu olsun.
"Türkiye ve Arap ülkelerinde toplumsal sınıflar henüz zayıf olduklarından, Sosyalizme geçişin asker ve aydınların iktidarıyla olabileceğini savunur. Kemalizm ile Sosyalizm karması bir diktatorya arzusu bile, seviyesi için iyi bir göstergedir." Ahahah. Yahu adam solcuysa, bu neyin seviyesini gösteriyor tam olarak? Sosyalistlerin tamamı proleter diktasını savunuyor, bu sosyalistlerin seviyesiz karaktersiz adamlar olduğunu mu gösteriyor? Sovyetlerin kuruluşundan, Küba'ya, Çin'e sol harekete bakarsak zaten bunun beklenmesi normal değil mi? Adam kısaca diyor ki: "Ben sağcıyım, ve doğruyum. Siz sağcı değilseniz, seviyesiz ve karaktersizsiniz". Çok sağ ol pattakutte, çok sağ ol. Hayır biz size seviyesiz diyor muyuz? Cık cık cık.
"Bir taraftan din değil gelenektir geriliğimizin sebebi der, öbür taraftan ölüyü diriyi, din üzerinden tahkir eder, mahkum eder. İslamı da bilmez, gerçekten bilmez. Son Vahiy üzerine cehaleti inanılır değildir. Bu cehaletin, tüm eserlerinde ışıl ışıl parladığı da Vahiyden biraz nasiplenenlerin malumudur." Yine sağcıların altı boş argümanlarını gördük. Yahu kardeşim kimi neden din üzerinden tahkir etmiş bi alıntı paylaş bi paragraf koy. Ben "Sağcılar namaz kılmaz çünkü şişkolar!" desem demez misin ne alaka diye yahu? Son Vahiy dediği sanırım İslam, bunun da cahiliymiş de bari bi iki örnek verseymişsin be kardeşim neden cahilmiş bu kadar diye? Hayır bi de tüm eserlerinde bu cehaleti, vahiyden nasiplenenler şıp diye anlarmış, bizim kalbimiz kör olduğundan cahilliğini görememişiz. Yani "Bi argüman koyamadım ama yazar net cahil, göremiyosanız şeytan kalbinizde deccalle yağlı güreş yaptığındandır" demezsin be adam. Üzdün pattakutte, çok üzdün...
"Adamsızlıktan buna nasip olan ilk köy monografisi, o gün için bile bir lise öğrencisinin yapabileceği bilimsel tespitlerle doludur. Bebeği ölen köylüler konuyu kadere bağlıyor, insanlar şehirlerde çalışmayı tercih ediyor gibi.
"Vasatın hallicesi bile olamayan çakma aydınımız, o yıllardaki adam yokluğunda bile bir yerde dikişi tutturamamıştır. Solcu sanılıp da haksızlığa uğradığı teraneleri çok sonradır." Sanırım bunlara cevap vermeme gerek yok. Zaten bunları cevap verme üzerine değil de "Zeus herkesi sağcıların dilinden korusun" duasını herkese ettirmek için gösteriyordum. Bazen dayanamayıp cevap verdiğim oluyor, sağcı büyüsüne kapılmamak çok zor arkadaşlar ahahah.
""Türkiye bir bilmemne kaybetti" ci sığıntıların dedesi olup, ekmeğinin derdine yurtdışına göçmüştür. Amerika'daki üniversitelere yaptığı başvuruların tamamı reddedilmiştir. O yıllarda Banu Alkan'a kürsü verebilecek bir Kanada üniversitesinde işe İslamolog (bak sen) olarak işe başlar." Sanaldan bağırıcam kulaklık tak kimse duymasın. Oha be kardeşim Ohaaaaaaa. Yuh yani, wikiye baksaydın sallarken ahahaha? Bari bi CV ye baksaydın? Adam Chicago'dan kabul almış orada çalışmış, sonrasında Türkiye'de çalışmak istemiş, üniversitesinden solcu olduğu için uzaklaştırılmış. Sonra Kanada'ya gitmiş. Banu Alkan'a kürsü verebilecek üniversite de McGill Üniversitesi ha QS sıralaması 26. Bu sağcılar çok eğlenceliler ya özellikle yalanlar söylerken suratları kızarmıyor. Biz solcular hep beyaz tenli olduğumuzdan kızarıyor suratlarımız hemencecik, o yüzden yalan söylemek istemeyiz.
"Dünyada müsteşrikler de dahil hiç kimsenin söylemediği, aklı başında birinin de söyleyemeyeceği, aslında birebir kendini tarif ettiği aşağıdaki hükmü Mevdudi hakkında verebilmiştir:
"Ya dünyadan habersiz zavallının biri, ya esaslı bir demagog, ya ne İslamı, İslam tarihini bilmeyen bir cahil...."" Hayır insan bi bakar şunu neden dedi diye. Sağcı olunca manavdan vişne seçer gibi cümle seçmek zorunda değilsiniz kardeşim. Mevdudi dediğin adam, Pakistan'ın Hint kurtuluş hareketinden uzaklaşması için İngilizler tarafından kullanılıp atılmış bi adam. Şu an Pakistan bu haldeyse, baş sebep bu adam. Peygamber bellemenize gerek yoktu sanki? Sırf ingilizler halifeliği kullanabilsin diye kalemini satmış bir demagog. Berkes kibar birisi olduğundan böyle söylemiş, Pakistan'da zulmedilen solculara sor bi de istersen?
"Allah var, iyi hatıracıdır. Unutulan Yıllar'daki gibi geyiği iyi yapar. Memleket kriterlerine göre büyük adam olması için bu bile zaten yeter. Aynı ciddiyet yedirilmiş geyik dili, diğer yokluktan meşhur eserlerinde de vardır. Yalandan olduğunu umduğumuz bir coşma, yükseliş, abartı... ardından hüküm.
Yurtdışında, buradaki kısmi mertliği de heder olur. Artık dünyaya, asimile olmuş bir sahibinin sesi kıvamında bakar ve yazar.
Yurtdışında da ne oralı olabilmiş, ne de gelişememiş bir Doğu ülkesinin vasatımsı aydıncığı kisvesinden kurtulabilmiştir. Kibriyle, dünyaya kaykılarak üstten bakışı ile ne tezat bir durum... Azıcık acıyayım burada.
20 yıl kadar evli kaldığı Türk eşi, anılarında nasıl bir gaddar ve narsist olduğunu da açıklıkla anlatır. Zaten evlerini, malı mülkü de tek oğul, torun tanımayıp İskoç karısına bırakarak göçmüştür, ışıklı olduğu umulan six feet under mekanına." Bunlara cevap bile vermiyorum. Sadece okuma yazma bilen sağcı komikliğini göstermek için buraya ekliyorum.
Gördüğümüz gibi, kitap okumak insanları olgunlaştırmaz. Bazılarımız hala ön sıradaki kızın saçını çekerek mutluluğu buluyor. Ben bu insanların bu kitabı okuduğuna inanmak istemiyorum. Belki ucuz olsun diye gizli Fahrettin yayınlarından basılmış olanları falan okuyolardır. Kitap çok güzel, tavsiye ederim.
Not: Herkes-Berkes şakasını yapacaktım ama benden önce bir sağcı yapmış olduğundan vazgeçtim. Mizah dünyamı bile sınırlıyorlar ahahahah