·176 syf.····Okunma: 06 Şubat 2025 00:05 “Seni tanımasaydım herhalde başka türlü bir insan olurdum. Daha mı iyi olurdum bilmiyorum; ama herhalde daha az bedbaht olurdum.”
Sanatçıların mektuplarını okumak bambaşka bir zevktir. İster Orhan Veli gibi şair, Kafka gibi yazar ya da Van Gogh gibi ressam olsun, onların yazdıkları mektuplar icra ettikleri sanat eserlerinin arka planı gibidir. Oradaki samimiyeti en samimi yapıtlarının bile ötesinde.
Ama tabii bu zevkin ardında zaman zaman bir utanç hissi de beliriyor, çünkü sonuçta sanatçının gizli hayatına bakıyoruz. Ama her neyse, yayınlayanların ayıbıdır, Orhan Veli hayatta olsaydı yayınlatmazdı bence, çünkü o kadar alışılmamış bir kişilik yansıtmış ki mektuplarında…
Pek sevdiğim ve hatta ara sıra akılda tuttuklarımı sayıkladığım Orhan Veli’nin o tuhaf şiirlerinin arkasında yatan duygudurum sırrını işte bu mektuplar bozmuştur. “Senden daha yakınını tanımıyorum” diye tanımladığı sevgilisi Nahit hanıma duyduğu tam teslimiyet duygusununu yazıya dökerek ona ilettiği mektuplar öyle mektuplar ki… Nahit hanımdan aldığı sitem dolu geri dönüşlerden hoşnutsuzluğunu dile getire getire kitap bitti çukura düştü adam. Yani Nahit Hanım koskoca öğretmensin! Sevgilinin açık açık yazdığı mektupları nasıl da yanlış anlayabilirsin? Okurken bunları yer yer gülümsüyor insan da, yer yer adına biraz üzülüyorum, Orhan’ın.
Şiirlerini daha yayınlatmadan Nahit Hanıma gösterirken, sanki şiirini erkenden hediye ettiği kişi benim hissine kapılıyor insan! Özellikle Hürriyete doğru adlı şiiri. Bu şiir kendisinin de özel favori şiiri imiş! Mamafih (bu kelimeyi pek beğendim), mektupla yazdığı şiirler arasındaki bu bağlantılara rastlayınca yüzüme istemsizce bir gülümseme belliyor.
Mektup yazmakta ne zevkli işmiş ama! Keşke tekrar o döneme geri gitsek, birbirimize uzun uzun derdimizi anlatsak!