9/10
·536 syf.··
2025 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2025 00:00
/Spoiler/Spoiler/Spoiler/ -Yıllardır Ölümcül Oyuncaklar ve Ölümcül Makineler serilerini defalarce kez okumuşumdur belki ama hiçbir okuyuşumda bu kitaplardan asla, asla sıkılmadım. Başka hiçbir kitap içimdeki yerini tutamayacağından objektif davranamayabilirim yazımda. Cassandra Clare kitabın giriş kısmında bu serinin oluşması için 6 aylık bir hazırlık yaptığından bahsediyor. Dönemin özelliklerini tasvir ediş şekli bu yüzden çok yerinde. Bölüm başlarına koyduğu alıntılar ve karakterlerin durmadan kitaplardan bahsetmesi, alıntı yapması o kadar güzel ki… Will ve Tessa arasındaki diyalogları bu yüzden çok seviyorum. İkisinin İki Şehrin Hikayesi’nden esinlenilmesi de ayrı bir renk katıyor bence. Gelgelelim karakterlerin asıl kendisine. Jem, bu hikayenin en çok üzüldüğüm karakterlerinden biri. Ailesinin bir iblis tarafından ele geçirilerek günler boyu hepsine işkenceler yapılması, iblisin Jem’i daha çok küçük bir yaştayken yin fene bağımlı etmesi ve bunun bütün hayatını ölümcül bir şekilde etkilemesi… Çok acılarla dolu bir yaşam. Yin fen, gölgeavcısı olma arzusunu, mutluluğunu elinden almıyor ama. O da herkes gibi hayatını yaşıyor, yaşamaya çalışıyor. Tessa’ya olan ilgisini çok seviyorum. Londra’da gezmeleri, onunla yaptığı uzun sohbetler… Bu hayatta en sadık dostu, parabataisi Will’le de çok ortak noktası var aslında. Belki de onları bir araya getiren şey de bu ortak noktadır. Will, Jem hariç herkese karşı hırçın tarafını gösteren biri. Kendisinin bile fark etmediği anlarda kalkanlarını kaldırsa bile daha da kötü bir şekilde itiyor önündeki mutluluğu. İlerleyen zamanlarda sebebini de öğreneceğiz tabii ki. Sürekli içtiğinden, nasıl dağıttığından bahsetse bile Tessa ve Jem’in bunun doğru olmadığını bildikleri hâlde ses etmemeleri olayların arkasında başka bir şeyler olduğunu gösteriyor. Tessa’ya ilgisini ise her ne kadar bastırmaya çalışsa bile gizleyemiyor. Kendisine bu kadar yakın olan birini uzaklaştırmaya çalışıyor durmadan. Son kısmında onun çocuk veremeyeceği hakkında çirkin söylemde bulunması da bunun bir örneği. Tessa, Kara Kardeşler onu kaçırmadan önce oldukça sıradan bir hayata sahipken bir anda her şey gözlerinin öninde yıkılıyor. İnandığı şeyler, hatta kendi benliği bile sandığından çok daha farklı. Haftalar boyunca bir evde kapalı tutularak işkencelere sırf abisi içim maruz kalması ama abisinin ona olan ihaneti işleri daha da zora sokuyor. Ailesi bile artık yokken bu yeni hayatında ilk tanıştığı kişi Will; onu kurtarmaya gelen, masmavi gözlü, okuma zevkleri birbiriyle çok benzer olan etkileyici biri. Cazibesine kapılırken Will’in onu durmadan kendinden uzaklaştırmasına anlam veremiyor, Will onu gerçekten de çok kırıyor çünkü. Yabancıların arasında, tanımadığı bir şehirde yapayalnız. Kimseye güvenemezken Jem’le tanışıyor. Will’den çok farklı. Yin fen yüzünden görünüşü bile yabancı. Herkese karşı her zaman nazik, içten, güvenilir biri. Onunla ilk defa gece vakti kemanının sesini duymasıyla tanışıyor. Belki de ilgisi ona kaymaya başlamıştır biraz da olsa. Kitapta bansedemeyeceğim kadar beğendiğim sahne var. Ama içlerinden en iyisi bence Tessa’nın Mortmain’i kandırması, bunun için de Will’in ona bahsettiği cesur kadın kahraman Boadicea’nın ilham vermesi ve o anda Will’in ona karşı bütün kalkanlarını kaldırması açık ara en iyi sahneydi bence. Diğer bir sevdiğim sahne ise Tessa’nın Jem’le birlikte onun favori mekanı olan Blackfriars Köprüsü’ne gittikleri sahne. İlk defa arkadaş olmaya başladıkları zaman yani. Camille ve Magnus’un olayın içine tamamen dahil olması ve Jem’in Kilise kedisini bulması ilk kitaplarla olan bağlantıyı çok güzel bir şekilde kuruyor bence. Daha bunun gibi paraleller olması beni çok mutlu etti. Kitapta en nefret ettiğim karakter Nate oldu; şımarık, züppe, değerbilmez çocuğun ve safozun teki gerçekten. Mortmain ise saf psikopat, ona denecek bir şey yok. Bütün hayatı boyunca ona emanet edilmiş bir plan var, korkunç bir plan. Yan karakterler de çok güzel işleniyor kitapta. Jessamine’in gölgeavcılarından ölesiye nefret etmesi ama bir o kadar da cesaretli olması, Sophie’nin yaşadıkları ardından enstitüde kendine rahat bir hayat kurması ve Jem’e olan imkansız aşkı, Agatha ve Thomas’ın ölümü, Thomas’ın hepsine karşı olan iyi tutumu ve Sophie’ye olan aşkı, Henry’nin kendine has sersemliği ve makinelere olan tutkusu, Charlotte’ın 19. yüzyılda bir kadın olarak kendisini çabalama kanıtı, hiç yılmayan dik duruşu ve çocuklara olan şevkati… Hiçbirinin eksiği yok. Karakterlerimiz, kitabın her bir kısmında farklı bir tuzağa düşüyorlar. Sürekli olarak Mortmain tarafından tıpkı otomatlar gibi oradan oraya koşuşturuyorlar. Tıpkı De Quincey’nin parti sahnesi, Tessa ve Jem’in köprüdeki sahnesi, Charlotte ve Henry’nin vampir klanını “temizlemeye” gittiklerinde aynı zamanda Will ve Jem’in Kara Kardeşlerin büyüsünü bozmaya gittikleri sahne, Nate’in planları… Hepsi Mortmain’in uzun süredir devam ettirdiği bir plan. Olay örgüsünün gidişatını beğendim açıkçası.
1000Kitap
Mekanik MelekCassandra Clare · Artemis Yayınları · 20251,700 okunma
·
182 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.