Güzelliğe Doğru
"Güzelliğin, yaraları iyileştirici gücünü anlıyordu. Bir tablonun karşısındayken kimse sizi yargılamıyordu, bu da saf bir alışveriş oluyordu."
Antoine, bir Sanat Tarihi Profesörü. Bir gün yaşadığı yer olan Lyon'dan aniden ayrılır ve başkent Paris'te Orsay Müzesi'nde salon bekçisi olarak çalışmaya başlar. Kimse buna bir anlam veremez özellikle müzenin insan kaynakları müdürü Mathilde. İçinde sakladığı üzüntü ve keder onu gittikçe içine kapanık biri yapmaktadır. İyileşmesi için tek çaresinin güzelliğe yönelmek olduğunu düşünmektedir. Müzede sürekli seyredip konuştuğu bir tablo vardır: Jeanne Hébuterne'nin portesi. Bu tablo onu gittikçe içine çekmekteydi.
Fakat bir gün artık daha fazla kaçamayacağını anladı ve olayların yaşandığı yere Lyon'a geri döndü. Artık yüzleşmesi ve kabullenmesi gereken şeylerle karşılaşmaya hazırdı. İstifa ettiği okuluna geri dönecek ve çok değer verdiği öğrencisi Camille'nin eserlerinin yaşaması ve unutulmaması için ne gerekiyorsa yapacaktı.
Sanırım fazla ayrıntıya girmeden ancak bu kadar anlatabilirim. Depresyonun bir insana neler yaptırabileceğini çok acı bir şekilde görüyoruz bu kitapta. Gencecik bir kızın yaşadıkları, yaşadıklarını kimseye anlatamaması ve bütün bunların altında ezilip kendini dış dünyaya kapatması. Sanat ve resimle hayata tutunmaya çalışması fakat maalesef üzücü bir son.
Kitabın aslında beni bu kadar etkileyip ağlatacağını hiç düşünmemiştim Bir kız çocuğu annesi olarak sanırım bir tık fazla etkilenmiş olabilirim. Çünkü Camille'nin annesinin acısını o kadar derinden hissettim ki... Onun kızı için elinden geleni yapması ve sonundaki çaresizliğini... Daha fazla yazamayacağım maalesef çünkü aklıma geldikçe kötü oluyorum. Kitabı okuduğunuzda ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız...
İnsan sonun yaklaştığını görmüyordu; bir kriz yaşadıklarını, biraz kritik bir dönemden geçtiklerini zannediyordu, sonuçta hayat sadece coşkulu duygulardan ibaret değildi, ama bazen de ilk defa ortaya çıkan ve kovamayacağımız bir gölge söz konusu olurdu.