“İntibah” – Aşk mı? Felaket mi?
Namık Kemal’in İntibahı, "İlk edebi roman" etiketiyle her zaman dikkat çeker ama bence bu kitap sadece edebi değerinden ziyade insana verdiği hislerle de önemli. Bir aşk hikayesi mi, bir trajedi mi yoksa insanın kendi seçimleriyle nasıl batabileceğinin hikayesi mi?
Ali Bey, ailesinin el bebek gül bebek büyüttüğü, hayata dair pek bir fikri olmayan bir genç. Tam bir "yetişkin çocuk" diyebiliriz. Sonra bir gün Mahpeyker'le tanışıyor ve aşık oluyor. Mahpeyker, romanın kötü kadını. Ama kötü kadın denince şeytan gibi düşünmeyin, aslında çok güçlü, zeki ve kendini bilen biri. Ali Bey’in fazla duygusal, fazla toy olması ona pahalıya patlıyor. Sonunda ne mi oluyor? Büyük bir çöküş, intikam, pişmanlık ve tabii ki kaçınılmaz bir trajedi.
Kitap boyunca Ali Bey’in düştüğü hatalara sinir oldum. Öyle körü körüne, mantığını devre dışı bırakıp yaşadığı şeyler var ki… Ama dönemin toplumsal yapısını düşününce belki de bu, ona biçilen roldü. Dilaşub ise tam bir saflık abidesi. Mahpeyker'le tamamen zıt bir karakter. Sanki yazar, okuyucuya “Bakın iyi kadın böyle olur, kötü kadın da şöyle” demek istemiş. Bu biraz rahatsız edici gelse de dönemin ahlak anlayışını görmek açısından ilginçti.
Dili biraz ağır gelebilir ama bir süre sonra alışılıyor. Romantizm akımının etkisiyle bolca duygu yoğunluğu, dramatik sahneler var. Eğer edebi bir klasik okumak istiyorsanız ve trajedi severim diyorsanız, bu kitap tam sizlik. Ama "Abi, ben realist karakterler istiyorum" diyorsanız, biraz sabır gerektirebilir.
Sonuç olarak İntibah, aşkın insanı nasıl kör edebileceğini, yanlış insanların hayatımızda nasıl büyük bir yıkım yaratabileceğini gösteren bir roman. Okuyunca insan biraz da "Acaba ben olsam ne yapardım?" diye düşünmeden edemiyor. 9/10