Kitaptan alıntılarla dolu oldukça uzun bir inceleme yazacağım. Özeti: Yazar kendini new age kurtarıcı gibi göstermek için gerçek olmayan alıntılarla dolu bir tarih uydurmuş.
Aynı adla okuduğum ikinci kitap. İlki Asil Kan itiraf etmeliyim ki Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'deki son sözü dolayısıyla bu kitapları merak edip okudum ama umduğumu bulamadım. Bunun yerine bükülmüş bir tarih buldum ikisinde de. Attığım başlığı açıklamak gerekirse: Adnan Oktar kendisinin mehdi olduğuna inanılması için hadis büküyor, hadis uyduruyordu. Bakın ortalıkta "Ben mehdiyim." diye dolaşmak değil bu, çeşitli sözler aktarıp insanların sizi mehdi ilan etmesini sağlamak. Heh, işte birebir aynısını bu kitabın yazarı kendini 2. Atatürk ilan ettirmek için yapıyor. Kitapta buna dair saçmasapan, aslında hiç edilmemiş, olmayan sözleri aktarıyor. Şimdi gelin sizlerle bu kitaba bakalım.
19. sayfada Ali İmran suresi 33-34. ayetlerden bahsedip bunların Oğuz Kağan'ı anlattığını söylüyor. Bahsedilen ayet meallerine baktığımızda ise Hz Nuh-İbrahim'in tek soydan geldiğinin anlatıldığını görüyoruz. Türklüğe veya başka bir coğrafyaya işaret olabilecek tek bir ifade yok. 21. sayfada ise aynı ayetlerde geçen "İmran soyu"nun Oğuz Kağan'ın soyunu ifade ettiğini söylüyor. Kime göre neye göre? İlgili hiçbir kanıt, bağıntı, mantık şablonu yok. Kuran'dan kendi kafasına göre "gizli Türk soyu" anlamı çıkartmaya çalışmış.
54. sayfada Atatürk'ün ağzından bazı sözler aktarıyor. Güya Atatürk, "Yüzyıllar sonra yeşil gözlü seçilmiş bir adam gelecek. Onu kollamalısınız." demiş, üstüne üstlük o kişinin aranıp korunması için bir teşkilat kurdurmuş! Bakın, her insanın bir konuşma tarzı, stili olur. Bu stil bana acayip saçma geldi Atatürk için ve araştırıp baktım, böyle bir söz yok. Takip eden 4 sayfa boyunca bu konunun Atatürk ve Ahmet Esat arasındaki diyaloğu aktarılmış ama hiçbirinin kaydı yok, yazar da kaynak göstermiyor zaten. Kitaptaki sözlerle aradım, sözleri eksiltip arttırarak aradım ama bırakın resmi bir kaynağı, yazarın kendi hesapları hariç hiçbir yerde bununla ilgili bir kayıt yok. Ya kendisi paylaşmış ya da Atabey Gençlik Ocakları dediği, kendi kurduğu yapısı veya o yapıdaki kişiler. Daha sonra "Bu Kahveci'nin kendisi mi yeşil gözlü?" diye baktım ve bingo! Evet kendisi yeşil gözlü, kendisini tarif etmek için tarih uydurmuş. Ya da iyimser mi baksak? Belki de adam mitçi falandır, bizim bilmediklerimizi bilip böyle ayan beyan ifşalıyordur. :D Neyse devam.
81. sayfada kötücül Reptilian ırkından bahsetmiş ve bu ırkı tanımak için bazı belirtiler sıralamış. Sanatsal yetenekleri olması, çarpıcı renkli gözlerinin olması bu kötü ırkın özelliklerindenmiş(?) Dünya'daki tüm sanatçıları ve Karadeniz ahalisini sürüngen ırk yaptık, devam! İnsanlarla reptilian melezlerinin (ortak çocuk) ise bazı kişilik özellikleri oluyormuş. Bunlardan biri Dünya'nın geleceği hakkında duyulan kaygı imiş. Eveet, insanların gelecek endişesini de onların uzaylı bir ataları olmasına bağladık! Devam mı yoksa ekran başında gülme krizine girmeye başladınız mı?
103. sayfada Enok'un kitabından -Kuran'a göre ayet diyebileceğimiz- bazı bölümler sıralamış. Bende Enok'un Kitabı baskısı var, açıp tek tek kontrol ederek baktım yazılanlarla aynı mı diye. Ayet diyebileceğimiz numaralı kısımlar aynı olsa da bunların bağlamı yanlış. Enok'un kitabında bu ayetler bir peygamberi tanımlamak için kullanılmış. Yazar ise bu ayetlerin "seçilmiş bir kişinin çıkacağı" anlamına geldiğini iddia etmiş. Daha fenası bu ayetlerin altına, sanki onların devamı gibi italik yazı stilinde bir cümle eklemiş, bilmeyen biri ayetin devamı sanar: "Gizli olanın ismi Gök'te söylenecektir." diye. Böyle bir söz Enok'un Kitabı'nda yok. Bunun da altına 10.000 yıldan fazla zamandır gizlenen bir ruhun Anadolu'da olduğunu, bu bilginin Enok'un Kitabı'nda olduğunu yazmış. Arkadaşlar, Enok'un Kitabı'nda böyle bir bilgi yok. Ne Anadolu veya bu coğrafyayı tanımlayan bir ad var ne de 10.000 sene falan. Tamamen uydurmuş. Artık mitçi ihtimalini eledik, en iyi ihtimalle akıl hastalığı var diyebiliriz bu yazar için. Tabii en kötü ihtimali yani bilerek, kötü amaçla büktüğünü göz ardı edersek.
120. sayfada Nostradamus'un, "Kara'dan çıkacak Tatar yüzlü kral Güney'e yürüyecek." şeklinde bir kehaneti olduğundan bahsetmiş. Türkçe olarak böyle bir kehanet bulamadım. Yine sabır çekip pes etmedim ve İngilizce olarak da araştırdım. Nostradamus'un böyle bir kehaneti yok. Yine sallamış.
126. sayfada Eski Ahit'te geçen Yeremya -suresi diyeceğim- dan bahsetmiş. Surenin 16-18. ayetlerinde "Beklenen kurtarıcının isminin DOĞRULUK olduğu" geçiyormuş. Bahsettiği ayetlerin anlamına açıp baktım, ya bari gram alakalı bir şey olsaydı... Ayetlerin anlamı: "İsrail kurtulacak. İsrail tahtı ve Davut soyu devam edecek." aynen bu. Seçilmişle, isimle ilgili hiçbir şey yok. Bu arada yazar abimizin 2. ismi "Hakkı" Hak=Doğruluk yine kendine bükmüş olmayan şeyi yani.
129. sayfada İncil'deki Korintliler 10'dan alıntı yapmış. İlgili bölümde Hz İsa'nın bir kaya gibi olması anlatılıyor temelde. Yazar ise "Kaya bazen İsa için bazense gelecekteki kurtarıcıyı anlatmak için kullanılır." gibi absürd bir iddia sunuyor bölüm için. Abi geleceği nereden çıkarttın burada? Devam eden cümlelerde gelecekteki bu "Kayaların Oğlu"nun tüm krallıkları parçalayıp Dünya'ya hakim bir devlet kuracağını söylüyor. Anımsatayım: Yazarın varlığını (kendisi olduğunu) iddia ettiği kurtarıcı Atatürk'ün enerjisini taşıyacakmış. Atatürk ise tüm Dünya egemenliği fikirlerine karşı çıkan, bunları saçma bulan biri. Yaptığı İzmir konuşmasından bunu anlayabilirsiniz. Atatürk böyle düşünüyorken sözde onun enerjisini, ruhunu taşıyacak 2. bir kurtarıcı tek Dünya devletini hedefleyecekmiş? Öyle mi? Sakın bu "New World Order"cı birinin beyin yıkama cümleleri olmasın?
166. sayfada Kuran'daki Nur 35 ayetinden alıntı yapıyor: "Onun nurunun misali .... gibidir .... ışık verir." şeklinde gidiyor. Yazar bunu yine seçilmiş bir kişiye gönderme olarak alıyor. Ayetin mealini açıp baktığımızda görüyoruz ki ayetin başında, "Allah göklerin ve yerin nurudur." diye bir ifade var. Yani tüm ayet aslında Allah'ı anlatıyor. Yazar ise ayetin başını kesip bunu bir insanı tanımlar gibi sunuyor. Ben daha ne diyeyim artık..?
167. sayfada Gençliğe Hitabe'nin 19 cümleden oluştuğunu, seçilmiş olan kurtarıcının 19 ile bağıntısı olduğunu söylemiş. Kendim ezberden saydım 19 cümle değil, üstüne yazılı metinden kontrol ettim 19 cümle değil, on beş. "Ön sözüyle birlikte" falan demiş ama bildiğiniz gibi Gençliğe Hitabe aslen Nutuk'un son kısmıdır. Tüm Nutuk metni bu hitabe ile sonlanır. Kendinden önceki cümleleri de dahil etti desem bunun sınırı ne? Nereye kadar önceye gidecek? Gençliğe Hitabe'den önceki Nutuk metninde tam 19 cümleyi tamamlayabilecek kesik bir bölüm, ayrıntı, ek yok. Külliyen sallamış hem de bu kadar ayan beyan kontrol edilebilir bir şeyde. (Yan sayfada kendisi de Gençliğe Hitabe'yi yazmış kitaba. Hani yan sayfadan sayıp yanlış olduğunu görebilirsiniz o derece.) Sonra internetten araştırdım, yazar kendi adı ve soy adındaki harfleri toplayıp 19'u bulmuş. Yani yine kendisini seçilmiş ilan etmek için çok saçmasapan bir şey sallamış.
168-169. sayfalarda "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur." sözlerinin tersten okunuşlarının Latincede anlamlı olduklarını iddia etmiş. Örneğin Olduğun> Nugudlo = Latince'de "Kutsal Makam" demek imiş. Böyle böyle gidiyor. Üşenmedim hepsini kontrol ettim. Hem translate kullandım hem de bu tersten okunuşları İngilizce cümleler içinde kullanarak arattım. Sadece asil=lisa için verdiği anlam doğru çıktı. Diğerlerinin bırak yanlış olmalarını, herhangi bir anlamları bile yok. Külliyen uydurma.
170-171. sayfada o kadar saçma bir hesaplama yapıyor ki okuduktan sonra kitaptan uzaklaşıp soluklanma ihtiyacı duydum. "1960 darbesinden sonraki yıl" diyerek başlamış cümleye. Neden 1960 darbesi? Neden 1980 değil? Neden darbeden bir yıl sonrasını baz almış? Hiçbir bilgi yok, canı öyle çekmiş, hesap öyle tutmuş herhalde. Neyse, bu 1961 yılı Cumhuriyet'in ilanından 38 yıl sonraymış. Atatürk'ün vefatından ise 23 yıl sonraymış. Yazar bu ikisini toplamış 38+23 = 40 yapaa... pardon böyle değildi. Neyse 61 yapıyormuş. Yani seçilmiş kişinin tayin edildiği yer Trabzon imiş! (??????????????????) Benim beynim durdu ama yine de baktım arkadaşlar, evet Hüseyin Hakkı Kahveci Trabzonlu imiş. Siz sormadan söyleyeyim, evet kendine bükmek için alakasız bir tarihi baz almış.
Sonuç olarak: Birileri şizofrenik olma pahasına feci şekilde Türk milletinin yeni bir liderin geleceğine inanmasını bekliyor. Türk milletinin hareket etmesini değil, yerinde oturup kurtarılmayı beklemesini istiyor. Türklerin cihan harbi düşleri ile oyalanmasını, belki de her yandan düşman edinmesini istiyor. Siz siz olun böyle şeylere aldanmayın. Okuduğunuz, dinlediğiniz her şeye sorgulayarak bakın. Bu kurtarıcı masalına inanılması için her an her yerde dillendirmeye başladılar ama Türk deyişleri arasından bir alıntım da var: "Bir şeyi 40 kere söylersen olur." Tek kişi olarak değil ama Türk milleti kendi kendisinin kurtarıcısı elbette olur.