nereden başlasam bilemediğim bir kitap. öncelikle (bkz: marquis de sade) doğduğu ailenin sosyal statüsünün ona sağladığı ayrıcalıklar sayesinde bugün adından söz ettirebilen bir yazar. bu kitabı, 1875'te bastille hapishanesinde kaldığı dönemde, sapkın düşüncelerini eylemlere dökemediğini kabullendiği zamanlarda yazmaya başladı. sadece 37 günde, 12 metrelik bir ruloya yazılmış 400 sayfalık bu eseri, el konulma korkusuyla bir hücre duvarına saklamak zorunda kaldı. sonrasında, charenton akıl hastanesine bir tutanakla çıplak olarak sürüklendi ve o sırada bu eserin yok edildiğine inanılıyordu; ancak eser, keşfedilmiş ve korunmuştu.
araya zaman girdi ve justine isimli romanını yayınladı. napolyon, bu eserden o kadar nefret etti ki, 1801'de sade'i bunun yüzünden hapse attı. anılarında, bu kitabı en sefalet içinde yaratılmış en tiksindirici eser olarak tanımlayacaktı. başlangıçta sade, paris'teki bir hapishaneye konuldu, ancak genç mahkûmları baştan çıkardığı iddiaları üzerine yeniden charenton akıl hastanesine gönderildi. orada, 1810'da 14 yaşındaki bir kızla bir ilişkiye girerek son sapkınlığını gerçekleştirdi; bu ilişki, 1814'te 74 yaşında ölümüne kadar devam etti.
ölümünden sonra, oğlu bulabildiği her el yazmasını yaktı ve ailesi bu kara lekeyi unutmak için elinden geleni yaptı. ancak bu çabalar işe yaramadı, özellikle de 1904'te alman psikiyatrist ıvan bock'un sodom'un 120 günü el yazmasını satın alıp yayımlamasıyla işler iyice karıştı.
the 120 days of sodom or the school for libertinage, bir dük, bir yargıç, bir piskopos ve bir bankerden oluşan dört libertinin, kaçırdıkları genç erkek ve kızlardan oluşan bir haremiyle birlikte bir kaleye hapsolmalarını anlatıyor; bu gençler arasında kendi kızları da var. kitap dört aya ayrılmıştır; her ay, libertinleri haremdeki gençlere işkence ederken eğlendirmek için işe alınan farklı bir anlatıcı tarafından anlatılmaktadır. ancak sade kitabı tamamlayamamıştır; yalnızca ilk yarısı yazılmıştır, diğer aylar ise sadece detaylı notlardan oluşmaktadır.
ilk ay, kasım, basit tutkuların ayıdır, bu şekilde adlandırılır çünkü hiçbir (bkz: penetrasyon) içermez ve genç kızların yüzlerine m*stürbasyon yapan ve idrar ve dışkı tüketimine düşkün erkeklerin hikayelerini anlatır. ay boyunca, libertlinler kendi kurbanlarıyla benzer eylemlerde bulunur.
ikinci ay, aralık, karmaşık tutkuların ayıdır ve genç kızların tec*vüze uğraması, ensest, kırbaçlanması ve küfür içeren eylemlerle ilgili hikayeleri anlatır.
üçüncü ay, ocak, suç tutkularının ayıdır ve üç yaşındaki kızların (bkz: sodomize) edilmesi, ebeveynlerin kızlarını fahişeleştirmesi ve kızların parmaklarının koparılarak ve kızgın dikenlerin batırılmasıyla sakatlanması hikayelerini anlatır.
son olarak, dördüncü ay olan şubat, cinayet tutkularının ayıdır ve diri diri derisi yüzülmüş çocukları, sakatlanmış cinsel organları, bağırsakları çıkarılmış hamile kadınları ve yeni doğan bebekleri önlerinde öldürülürken diri diri yakılan aileleri tasvir eder. bu ay boyunca, libertinler altı çocukla birlikte kendi kızlarını da vahşice öldürür. bu çocuklardan biri olan 15 yaşındaki augustine'in cinayeti mide bulandırıcı miktarda ayrıntıyla anlatılır. bunlar yeterli değilmiş gibi, marquis'nun tonu, kara mizah kullanımı ve bizden dost canlısı okuyucusu olarak bahsetmesi, sizi masum bir okuyucu değil, bu korkunç işkencelerin suç ortağı gibi hissettirir.
1975 yılında filmi de çekilmiştir ve benim hafızamda kitapta olmayan pier paolo pasolini'nin "we fascists are the only true anarchists, naturally, once we're masters of the state. ın fact, the one true anarchy is that of power." repliğiyle yer edinmiştir.
bu hasta filozofun kitapları, okurken insanı rahatsız etse de özgürlük arayışı içinde yaşanan çelişkileri, insan psikolojisinin derinliklerini ve ahlaki sınırları sorgulayan bir ayna niteliğindedir; bu nedenle, her okuyucunun kendi etik değerleriyle yüzleşmesini sağlayan bir edebi deneyim sunar. gene de siz okumayın. burdan alacağınız muhtemelen yeterli olacaktır.