Bazı polisiye kitapların kendine has bir ritmi vardır. Yükselip alçalan ya da sürekli artan bir tempo değil ama durgun olmayan bir akış. Örümcek Ağı da bu şekilde ilerleyen kurgulardan. Okuru yormuyor ve ilgiyi de kitapta tutmayı başarıyor. Soruştırmayı yürüten ekip her zaman olayı odağında tutuyor. Herkes kendi sorumluluğunda olan kısımla titizlikle ilgileniyor. Zeki ve ipuçlarını özenle değerlendiren karakterler var. Açıkçası polisiye kurgularda beceriksiz polislere tahammülü olmayan okur için oldukça keyifli bir ekip olduğunu söyleyebilirim.
Kurgunun farklı yanı da bu aslında. Serinin ikinci kitabı ve ekip ilk kitapta başlarına gelen şeylerden dolayı sarsılmış ve dağılmış durumda. Kitabın başlarında bunun işlerini etkileyeceğini düşünüyorsunuz. Özellikle ana karakter Niemi ve yeni amir arasında büyük bir uyuşmazlık var. Yazar ikinci yarıda sadece cinayet soruşturmasını değil karakterleri de toparlıyor ve bu açıdan okuru yakalamayı başarıyor.
Sıradan cinayet dedektifleri bizi kesmez, illaki farklı bir yanları olsun isteriz. Jessica Niemi bu beklentiyi karşılıyor. Özel hayatı ve lanet olarak gördüğü kendine has güçleri onu başarılı ve özgün kılıyor. Keyifle okuduğum bir kurgu oldu, polisiye severlere tavsiyemdir.