Bazen insan öyle bir noktaya gelir ki ne düşmek korkutur ne de yara almak sarsar. Çünkü yeterince yıkıldığında, artık yerin sertliği değil, ayağa kalkma cesareti önemlidir. Umudu törpülenmiş, beklentileri sökülüp atılmış bir ruh, en sert kayalara bile dimdik basmayı öğrenir. Kırılmaktan yorulmaz artık; zira her yara, bir öncekinin tekrarıdır.
Ama işte asıl trajedi burada başlar. Bir zamanlar en ufak darbede yıkılan kalp, şimdi en büyük felaketlere bile gözlerini kırpmadan yürür. Ve işin ironisi, onu en çok ezenlerin, en sonunda neden bu kadar hissizleştiğini sorgulamasıdır. Oysa cevap basittir: Bazı insanlar, kendi elleriyle öldürdükleri duyguların mezar taşına dönüp dua etmeye pek meraklıdır.
Cuma Bozkurt