KAYITSIZLIĞIN ZİRVESİ: MEURSAULT | YABANCI
9/10
·112 syf.··
2025 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2025 21:35
Öncelikle biraz Meursault karekterine değinelim. Hiçbir şeyi umursamayan ve onun için anlam ifade etmeyen biridir. Öyle ki annesinin öldüğü günü , yaşını dahi hatırlamaz hatta cenazesinde dahi tek bir göz yaşı dökmez. Cenaze sırasında bile düşündüğü şey annesi değildir. Yas tutmak yerine bir gün sonra sinemaya gider, sevgilisiyle takılır. Hatta durumu o kadar belli etmez ki Marie, annesinin öldüğünü giydiği kıyafet üzerinden fark eder ve dehşete kapılır. Başka bir umursamazlığı evliliktir. Karşı tarafın benim hakkımdaki fikri nedir? Şeklindeki soruyu bırakın kendisi karşı taraf hakkındaki düşüncesini bile bilmez. Evleneceği kişinin kim olduğu onun için önemli değildir. Heyecan, üzüntü , kızgınlık , sevinç gibi her insanın yaşadığı duygulara karşı dâhi nötrdür. Hatta kendisinin yargılanma safhasında da kayıtsızdır. Kendisini soruşturan amirin neden bu kadar olayları önemsediğini sorgular , mahkemede savcıya karşı savunmayı dâhi yapmaz yani anlayacağınız kendi davasında bile bu hayata karşı olan tutumu devam eder. Şimdi gelelim asıl üzerinde durmak istediğim konu olan yargılama aşamasına. İlk paragrafta sürekli karakterin umursamazlığından bahsettim hatta somut örnekler verdim. Peki sıkılan dört kurşunun bu umursamazlıkla ne ilgisi var? Karşımızdaki kişi ne kadar narsist , antisosyal olması bunu olayla alakasız bir durumda önemli bir sebep yapmamalıydı ve bence yazarın eleştirdiği konu da buydu. Olaylara öznel bakmamak . Annesinin cenazesinde içtiği sütlü kahve, uyuması hatta ve hatta bir gün sonra gittiği sinemadaki filmin türü gibi detayların cinayette konuşulmasının saçmalığı. En çok dikkatimi çeken şu olmuştu babasını öldüren genç " savcının gözünde" bu olaydan daha önemsizdi çünkü bu olayda Meursaut olaylara kayıtsız kalan, annesinin cenazesinde ağlamayan , cenazeden sonra sinemaya giden biriydi ve bu da onu " toplumun değer yargılarından ayırmıştı" Hâliyle göze batıyordu ve 1.dereceden yakınını öldüren gençten daha çok umursanmasına yol açmıştı. Aslında toplumun bizi belli kalıplara fark etsek de etmesek de soktuğunu gördük. Cenazede ağlamayan birini olayla alakasız bir durumda bile pat diye önüne bu davranışını koyuluverir ve bu davranışı onu idama kadar sürükler. Yanlış anlaşılmasını istemediğim bir nokta var : Karakterin işlediği cinayeti normalleştirmeye çalışmıyorum. Bu sebeplerden dolayı yargılanmaması gerektiğini vurguluyorum . Gelelim idam konusuna. Burada da yazarın idamın olmaması gerektiğini anlattığını düşünüyorum. Ama idam konusunda tartışmalar, ayrılıklar hep devam edecek orası kesin. Sorgulamak istediğim bir şey daha var eğer Meursault her insan gibi olsaydı , o gün cenazede ağlasaydı yaşama ihtimali var mıydı? Kapı komşusunun eşine karşı darbı önemsenmedi . Normal bir şeymiş gibi görüldü aynı hatayı Meursault yapsa ne olurdu? Aslında mahkemede pişmanım diyip iki göz yaşı dökebilirdi ama son ana kadar - hatta Tanrı'nın varlığında bile -düşüncelerini korudu. Kitap çok uzun değildi bence bunun nedeni 1. kişiden dinlediğimiz yani Meursault' nun konuşmayı pek sevmemesi olabilir. Ama bu onu eksik yapmaz. Anlatımı sadeydi fakat etkisi büyüktü. Okuduğum için pişman olmadığım bir kitaptı.
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma
·
62 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.