"Bilinç akışı" dedikleri şeye en başta karşıydım. Herhangi birinin zihninden geçenler beni ilgilendirmez" diye düşünüyordum. Nitekim birkaç okuma girişimim akim kalmış ve kitabın devamını getirememiştim. Bu yargım benim gibi zihin hareketleri olan yazarları okuyunca değişti.
Kendi zihin yapımdan genel anlamıyla özellikle tek başına olduğum zamanlar utanmışıdır. Sesler, renkler, kokular... Şiir, nesir, müzik hepsi birbirine karışır. Her cümleye özne olmayı sevmem... gecişsiz bir fiil olmaya katlanamam. Mutlaka bir tesir hissetmek isterim tanımlayamadığım ama inandığım bir bütünün parçası olarak. Bir parçayım evet 'ben' derken bile. Ben'i bütünleyen şeylerin peşinde oluyorum bu yüzden.
Kitap zihin akışının güzel bir örneğiydi. Parçalar birbirini arıyordu. Bazı bölümlerde kişiselleşen parçaları yerine oturtmakta zorlandım evet ama genel anlamda şiire yakın, gizli bir musikisi olan hikâyelerden oluşuyordu kitap. Kitabı okurken kendi iç sesimle okumaya gayret ettim. Ki sanırım bu bana okurken yardımcı oldu. Bazen kitap okurken kendi iç sesinden faydalanmalı okuyucu.