Sanırım ben sorunluyum. Hayatımda en uzun soluklu okuduğum kitap, Kur'an oldu. Bu okumalarımda araştırmaya dönük olduğu için sürekli eleştirel şekilde olduğu için bende galiba arıza kaldı. İster istemez, eleştirel olarak okuyorum her okuduğumu.
Bu kitabı, tavsiye üzerine okudum. Tavsiye eden kişinin, kişiliğinden olsa gerek kitabı bir roman olarak düşünmemiştim. Ruhsal olarak toplumdan soyutlanmış birinin, bilgece yazımlmış pskolojik açılımı olarak kaleme alınmış bir yazı dizesi umuyordum. Ama bir roman çıktı karşıma. Hoş, romanda kısmen bu ayarda bir romandı. H.Haller'in eline geçen ''Bozkırkurdu İncelemesi'' kısmını zar zor okudum. Üst üste o kadar çok soyut cümleler kuruluydu ki, çok kere aklım anlam aramaktan ümidi kesti ve gözlerim anlam aramadan satırları otomatik plotta geçti. Normalde kitapları hiç acımadan yarıda bırakırım ama bu inceleme kısmından önceki anlatım hoşuma gittiği için dişimi sıktım. Birazda ileriki sayfalara baktım, daha ne kadar bu işkence devam edecek diye hesap ettim, baktım ki, çoğunu okumuşum, devam ettim. Sonra ne olduysa, sayfalar deli gibi akmaya başladı. Gece 12:00 den sonra o inceleme kısmını bitirmiştim ki, kitabı elimden bırakamadım. Sabah 04:00'e kadar okudum. Kitap, anlatacağını o kadar güzel cümlelerle, o kadar ustaca anlatıyordu ki, sürüklendikçe sürüklendim. Ve işin nerede biteceğini merak eder oldum. Ve sonraki birkaç günde kitabı bitirdim.
Ve ruhsal konularda, aç gözlü ve sorgulayıcı olduğum için doymadım. Ve kendimle ilgili bir tespit yaptım. Ben kitapları, kitapların öğretilerini öğrenmek için değil, kitabın ruhuma tesir edişi ile kendi içimdeki gizli cümleleri uyamdırmak için okuduğumu, kitaplardan böyle bir lezzet aldığımı bu kitapla netleştirdim. Bu kitapta bunu hatırı sayılır derecede iyi yaptı. Ancak, kitaptaki gerçek dışılıklar beni biraz kitaptan soğuttu. Kitabın akışı, akıl almaz tesadüfler ve ilginçliklerle yönlendirilmiş ama bu akıl almaz tesadüflere dair zerre kadar bir açıklama yapılmamış. Örneğin, hiç ilgisiz biri kendine Bozkırkurdu diyen kahramana, ''Bozkırkurdu İncelemesi'' isimli bir broşür veriyor ve bu broşür tam bizim kahramanı anlatıyor, daha sonra bu broşürü gören adamı bir mezarlıkta görüyor, sıkıştırıyor ve sıkışan adam kahramanı Kara Kartal Meyhanesine yönlendiriyor. Orada çat diye diğer kahraman Hermine ile tanışıyor. Hermine her nasılssa, kahramanın resmen içini okuyor, sonra aralarındaki ilişki gelişiyor, Hermine, H.Haller'den tuhaf bir istekte bulunuyor ve kitabın son bölümünde ne olduğu belli olmayan, Pablo'nun sihirli tiyatrosu diye anılan bölüme geliniyor, H.Haller tuhaf tuhaf hikayelerin içine girip çıkıyor, saçma sapan şeyler oluyor bu bölümde ve kitabın hiçbir yerinde bu olağanüstülüklere ve garipliklere bir izah yapılmıyor. Sanki olağanüstülük, bu derece inanılmaz tesadüfler hayatın çok sıradan bir durumuymuş gibi gayet sıradan, izahatsız şekilde işlenmiş. İşin güzel yanı ise şu, hiçbir okur bunu umursamamış. Bununda sebebi şu, hani bir ilizyonist birşeyi saklarken, diğer şeyi öne çıkarır ve algıyı bozar ya, o misal. Yarzın anlatım becerisi o kadar iyi ki, sihir gibi dikkatleri o yöne çekmiş ve açıkta kalan bu noktalar kimsenin umurunda olmamış.
Öte yandan, kitabın anlatısıda tartışılır. Fakat, felsefe kaç kişinin umrunda ? O kısma girmeyim. Lafın kısası, çok eleştirel okumayınca kitap, anlatım dili sebebi ile sürükleyici. Ben her nedense Kürk Mantolu Madonna'ya benzettim kitabı. Yani konu benzemiyorda, anlatım becerisi ve H.Haller'in ev sahibinin, H.Haller'e ait gerçekleri, onun bıraktığı bir çeşit defter gibi bir kalıntıdan analiz etmesi ve becerikli anlatımı bana hep K.Mant.Madonnayı hatırlattı.