·1080 syf.····Okunma: 12 Şubat 2025 00:00 İnançlarımız, düşüncelerimiz, okuduklarımız, bunalımlarımız, buhranlarımız, acılarımız, duygu ve düşüncelerimiz ve pek tabii anlama kapasitemizle birlikte kısacası yaşam tecrübemiz, kitapları anlama ve yorumlama noktasında bize yol gösterir. Böyle hacimli bir kitabı da okuduktan sonra sindirebilmek gerekir. Çünkü hem yazarın hem de Rus Edebiyatı'nın ve biz okurların başyapıt olarak gördüğü bu muhteşem eseri yorumlamak haliyle korkutuyor. Ama tekrar tekrar okumak isteği uyandırdığı için kaçırdığımız bir nokta bu okumalarla ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum.
Gönül rahatlığıyla başyapıt diyorum çünkü bunu fazlasıyla hak ediyor. Oluşturduğu karakterler ve bu karakterler üzerinden yaptığı felsefi diyaloglarla, sorgulamaya iten ahlaki çıkarımlarıyla ve toplumun bir uzantısı olarak bireyin o çalkantılı ruh hallerini, öyle bir tahlil ediliyor ki okuyan hiç kimse ‘yo, ben etkisinde kalmadım’ diyemez.
Olayların edebi derinliğinin yanı sıra, yazarın ışık tutmadığı konu yok gibi. Felsefeden sosyolojiye, teolojiden psikolojiye her alanda eleştirel düşünme becerilerimizi adeta harekete geçiriyor. Mesela felsefi açıdan inancı sorgulamayı; Tanrının varlığını ya da yokluğunu ve bunun neticesinde nelerin mübah olduğunu, psikolojinin inanan insanın varoluşundaki önemini, dini düşüncenin kökenlerini, sosyolojik açıdan; çökmüş bir aileyi, bireyi ve toplumu, onun ahlaki çatışmalarını, baba olmayı, baba sevgisini, bir cinayet üzerinden; adalet sistemini, hukuki değerleri, suç, ceza, yargılama, merhamet ve vicdan gibi etik kavramları derinlemesine irdelemeyi, din üzerinden; bağnazlığın, yobazlığın ve kilisenin durumuna eleştiril bir açıdan bakabilmeyi sağlıyor.
Gelelim karakterlere…
Her biri öyle güçlü ve öyle gerçekçi ki hem yazarın kendi hayatından izler taşıması sebebiyle hem de kitabın daha anlaşılır olması adına üzerinde fazlaca durulması gerekiyor. Zamanla yeni bir kavramın oluşmasına zemin hazırlayan bu karakterlerin ortak eğilimleri ve toplumda da sıkça görülen aşırılıklar; bencillik, şehvet, kavga, hırs gibi özellikliler ‘Karamazovluk’ olarak adlandırılıyor. Bu sebeple her karakteri ele almak yerine ana karakterlere dair kısaca bilgi vermekle yetindim.
Baba; şehvet düşkünü, cahil, bilgisiz, ye, iç kısaca keyfine bak düşüncesinde ama oldukça da dalavereci bir tutum sergileyen, yaşamın onun için pek bir anlamı olmayan bir karakterdir.
Mitya; havai, delidolu, ihtiraslı, sabırsız, kıskanç, içki âlemlerine düşkün sefih bir hayat yaşayan olarak nitelendirilir. Daha sonra ise ‘feda edilen insan’ rolünü üstelenmiştir. İçinde uyanan vicdan ateşiyle yepyeni bir benliğe kavuşmuş ve en büyük korkusu bu uyanan vicdanın yeniden uyuşması olmuştur.
İvan; kültürlü, sorgulayıcı, iç buhranları, bunalımları, hezeyanları, inançları-inançsızlığı gibi özellikleriyle oldukça dikkat çeken ve adeta Dostoyevski’nin agnostik geçen dönemlerinin bir yansımasını ifade eden karakterdir. Aşırıya kaçan bir anlayışla ‘her şeyin mübah olduğu’ düşüncesini savunarak etrafındakileri istemeden etkisinde bırakmaktadır. O ‘Karamazovluk’ denilen eğilimlerin akıl yönünü temsil eder ve onun tek arzusu hiçbir şeye boyun eğmemektir.
Alyoşa; kendini az çok bu Karamazov özelliklerinden kurtarabilmiş, dürüst ve gerçeğe susamış biridir. Başkalarından hiç de farklı olmadığının bilincinde, oldukça hoşgörülü, insanları seven olgun biridir. Bu da yazarın kendi yaşamında dinginlik yani dine yöneldiği dönemin bir yansımasıdır.
Smerdyakov; kimine göre aklı kıt, cahil olarak nitelense de oldukça zeki, insanları gözlemleyen, onları hor gören ve Rusyadan nefret eden korkak ama bir o kadar da cüretkar biridir.
Starets Zosima karakterine karşılık Peder Ferapont, çıkarlarına düşkün Rakitin ya da farklı bir buhranın yansıması olarak Liza, Gruşenka ya da Katerina her biri toplumun sınıfsal ayrılıklarına, yozlaşmasına dair birer örnek niteliğinde karakterlerdir.
Kitapta en sevdiğim, okumaktan en keyif aldığım kısımlar; Büyük Engizisyoncu, Starets Zosima’nın verdiği öğütler, İvan ile Şeytanın konuşması ve Mahkeme bölümü oldu. Orda geçen diyaloglar oldukça çarpıcı ve düşündürücüydü. Mahkeme sahnesi yakın zamanda izlediğim '12 Öfkeli Adam' filmini anımsattı. Küçük İlyuşka ise Pal Sokağı Çocuklarını… İvan ile Alyoşa’nın meyhanede konuşması İvan’ın çocukların acı çekmesine dair aktardığı kısa kesitler yüreğimi dağladı, kahroldum hele ki Türkler ile ilgili söylediklerinde.
Sonuç olarak; çocuklar bizim geleceğimizdir onların hayatında kısa da olsa etkili, güzel anılar oluşturabilirsek o tohumlar büyür, filizlenir ve kocaman bir ağaç olur altında insanların rahatça serinleyebileceği. Çoğumuz ölümlü insanlar olduğumuzu unutarak ve belki de insani özelliklerimizden en önemlisi olan vicdanımızı uyuşturarak yaşamlarımıza devam ediyoruz. İnsanız hata yaparız ama kim içinde bir canavar taşıdığını bilebilir ki başına istemediği bir olay gelene kadar. Ve tabii olaylar karşısında bize verilen iradeyi kullanarak gerçek kişiliğimizi en alt seviyede tutmak yerine, en üst seviyede kullanabilmek için çaba sarf etmemiz gerekir. O yüzden başkalarını yargılamadan önce kendimize dönüp bir bakmalıyız ve hepimizin içinde o Karamazovluk olduğunu unutmamalıyız.
Sevgiyle ve kitaplarla kalın.