Gönderi

8/10
·157 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2025 05:59
Herkesin bildiğinden başlayayım: Ivan Denisoviç Şuhov’un bir “özel kamp”ta geçirdiği uzun mahkumiyet sürecinden bir günlük kesitin anlatıldığı bir romandır bahsedeceğimiz. Romanda bir kaç kere geçen bu “özel kamp” ifadesine bir açıklık getirelim. Özel kamplar Stalin döneminde siyasi hükümlülerin tutulduğu kamplardı. Doğal olarak bir sürü entelektüel bu kamplardaydı. Yazar zaten Sezar gibi bazı hükümlüler üzerinden buna değinmiştir. Fakat 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında Şuhov gibi esir düşen askerler de casusluk suçlamasıyla bu kamplara gönderilmiştir. Adil yargılama diye bir şey söz konusu değildir. Ceza süreleri sabittir, mesela 10 yıl. Bu sürenin sonunda salınıverileceğiniz de belli değildir. Cezalar uzayabilir, bir on yıl daha eklenebilir. Dolayısıyla ortada olan şey bir yargılama ve karşılığında alınan ceza değil, siyasi bir tasfiye operasyonudur. Sistem açısından sakıncalı bireyler uçsuz bucaksız Rus coğrafyasında gözden kaybedilir. Bu tür çalışma kampları Sovyetler’e de özgü değildir. Örneğin, bizim ülkemizde de Varlık Vergisi’nin uygulandığı dönemde bu vergiyi ödemeyen mükellefler, ki bunlar neredeyse tamamen gayrimüslimlerdi, Aşkale başta olmak üzere Erzurum’daki çeşitli çalışma kamplarına gönderilmişlerdir. Elbette bu kamplar Sovyetler’in kamplarıyla ne amaç ne de kapsam olarak boy ölçüşemezler. Fakat arkasında yatan düzenek benzerdir. Sistemden çıkarılmak istenen bir grup insan bu tür ayrıştırıcı ve sert koşullara maruz bırakılarak sistemden uzaklaştırılır. Bizim ülkemizdeki, ayrı bir tartışma konusu olacak Aşkale kampını bir kenara bırakarak romana geri dönelim. Romanda asla bunaltıcı bir anlatım tarzı yoktur. Tanrısal bir bakış açısından bir gün içinde Şuhov’un başından geçenler oldukça detaylı bir biçimde tasvir edilir. Bu anlatıcı zaman zaman Şuhov’a dönüşerek isyankar bir tutum da takınır ama genel olarak son derece sakin ve kayıtsızdır. Şuhov 8 yıldır birden fazla kampta cezasını çekmekte olan bir mahkumdur ve kamplar konusunda oldukça deneyimlidir. Kamp ortamı mahkumları, mahkumlar arasında kamp yönetimine çalışanları, muhafızları ve üst yönetimiyle aslında ayrı bir cumhuriyet gibidir. Orada bir ekosistem oluşmuş ve o ortama özgü davranış kuralları zaman içinde şekillenmiştir. Bu kuralları anlayıp özümseyenler kamp süresini başlarını çok da belaya sokmadan geçirirler. Bunu yapamayanları en iyi ihtimalle yoksunluk, bunun dışında da ölüm beklemektedir. Şuhov da bu yazılı olmayan kuralları yıllar içinde gayet iyi özümsemiştir. Aslında biraz köylü kurnazı karakteridir Şuhov. Saftır, günaha girmekten korkar, hak yemek istemez ama yolunu da bulur. Daha paralı olan diğer mahkumların işlerine koşturur, bunun karşılığında onlardan para, yemek ve tütün gibi kazançlar elde eder. Zaten kamp ortamında tek ihtiyacı olan da bu temel ihtiyaçların karşılanmasıdır. Yeterli olmasa da karnı doyuracak kadar yemek, tütün, kuru çizmeler ve gün içinde biraz olsun sıcaklık. Günlük olarak az olan yemekten biraz olsun fazlaca alabilmek en güzel kazançtır. O gün hücre cezasına çarptırılacak bir şey yapmış olmamak da kazanç hanesine yazılabilir. Fakat o ortamda bu da zordur. Herhangi bir kuralın ihlali ile hücreyi boylayabilirsiniz. Fakat kuralları hiç ihlal etmeden de o ortamda ayakta kalamazsınız. Mesela basit bir malayı kendiniz için saklamanız bile sizi hücreye gönderebilecek bir suçtur ama bunu yapmazsanız o malayı bir daha hiç elde edemeyebilir, bu yüzden de iyi çalışamayıp günlük tayın hakkınızın azalması riski ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Romanı etkileyici yapan da odaklanılan bu detaylardır. Detaylara odaklanılması hem kahramanı hem de biz okuru şimdide tutar. Geçmişi ya da geleceği çok fazla düşünmeyiz. Çok çalıştığımız için düşünecek vaktimiz de azdır; bunu da genellikle hayatımızın pratik yönlerinde kullanırız. Kamp hayatı “arbeit macht frei” ifadesini geçerli kılar; ama sizi özgürleştirmek bir yana geçmiş ve geleceğin hapishanesinden kurtarıp şimdinin hiç de özgür olmayan hapishanesine tıkar. Anormal olan, acınası olan normalleşir. Üç günde bir çizme kurutabilmek normalleşir. Gereksiz yere dayak yemek, beş dakika daha ılık bir mekanda kalmak için çakallıklar yapmak, balığın kılçığını sıyırmak normalleşir; her şey hayvanca bir varoluş savaşına döner. Bazı mahkumların diğer mahkumlar tarafından gece boğazları kesilerek katledilmesi dahi normalleşir; bunlar vaka-ı adiyeden sayılır. Her şey olabilir, insanın başına her şey gelebilir. Sadece ortama uyup olası belalardan sıyrılmaya çalışmak gerekir. Geri kalanı anlamsız bir çaba olur. Bu roman kamp edebiyatının öncülü olarak kabul edilmiş. Buna bir itirazım olacak: Dostoyevski’yi ne yapacağız o zaman? Bana göre, bu bir türse, türün başlangıcı “Ölüler Evinden Anılar”dır. Iki romanda da gerçekçilik ön plandadır. Bu yüzden kamp edebiyatı diye bir türden bahsedeceksek bunun öncülü Dostoyevksi’dir diyebiliriz. Bir eleştirim de yayınevine olacak. İletişim Yayınevi kapakta kullandığı görselde romandaki zamanla hiç alakası olmayan, 19.yy.’ın ikinci yarısına ait bir görsel kullamış. Bu görselde dikkat edilirse saçlar başın bir yanında kazınmış haldedir. Bu ayrıntı mesela “Ölüler Evinden Anılar” romanında mevcuttur. Fakat 1950’lere geldiğimizde artık bu saç tıraşı yoktur. Giysiler de tamamen dönem dışıdır. Bu tür ayrıntılara daha iyi dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazar ile aynı dönemde bu kamplarda kalmış Ukraynalı ressam Nikolai Getman’ın kamplar ile ilgili çok sayıda resmi mevcuttur. Aşağıdaki bağlantıdan bu resimlerden oluşmuş bir koleksiyona göz atabilirsiniz: victimsofcommunism.org/collection/the-...
İvan Denisoviç'in Bir GünüAleksandr Soljenitsin · İletişim Yayınevi · 20211,412 okunma
·
80 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.