Puan vermedi·78 syf.····Okunma: 05 Şubat 2025 21:22 Nezihe Meriç deyince sıcacık bir duygu gelip yanı başıma oturuveriyor. Onunla ilk kez ‘Çavlanın İçinde Sessizce’ buluştuğumuz o mayıs gününü hatırlıyorum. Bir sayfa, bir sayfa daha derken anılarında kayboluşum, sözcüklerin ona can üflediği, alabildiğine samimi bir sohbeti paylaşıyormuş hissini doyasıya yaşadığım; anlatımındaki, kalemindeki o kendine has tavrına mest olduğum o gün, olanca tazeliğiyle içinde yaşadığım ânı sarıp sarmalıyor. İlk kez o mayıs günü, anılarını okuduğum bu kadının kaleme aldığı kurguları da çok sevebileceğime dair yoğun bir hissi duyumsamaktan kendimi alamıyorum. İşte, aylar sonra ‘Alacaceren’ ile yolum duyumsamaktan kendimi alamadığım bu his vesilesiyle kesişiyor.
Nezihe Meriç’in 78 sayfalık bu incecik romanı, aslında içine sığdırdıklarıyla incecikliğinin aksine dolu dolu bir eser desem hiç de abartmış olmam diye düşünüyorum. Zira yazarın kitabında kendine mesele ettiği konular, yaşamın içinde hassasiyetle üzerinde durulması gereken çok ciddi noktalara temas ediyor. Anne ve babası tarafından terk edilmiş Bengi ve Gün’ün hikâyesine pencere aralayan Nezihe Meriç, mutsuz, sorumsuz ebeveynlerin gölgesinde sevgisizlikle, güvensizlikle, korkuyla, kaygıyla büyüyen iki küçük kız çocuğunu yüreğimizin bam teline dokunurcasına bize anlatıyor. Kendi küçük yüreği büyük Bengi’nin kız kardeşine annelik yaparken erken yaşta nasıl büyümeye zorlandığını, bir şeylerin ayırdına varamayacak kadar küçük olsa da minicik yüreğinde hisseden Gün’ün yaşadıklarını okudukça bu küçük iki kıza kocaman sarılma isteğinden kendini alamıyor insan… Sonra bir gün bir dede çıkageliyor ve iki küçük kızın yaşamına dokunuyor. Sevgiyi, güveni, bir yanları hep eksik kalan ve kalacak olmasına karşın o tek aile bireyinde aile olmayı hissetmeye başlayan küçük kalplerin mutluluğu okura da sirayet ediyor.
Nezihe Meriç, 78 sayfaya aile, ebeveynlik kavramlarını, sorunlu ikili ilişkilerin çocuklar üzerindeki çarpıcı etkilerini sığdırırken bir canlıyı dünyaya getirmekle birlikte onu ilmek ilmek işleyip birey olma sürecindeki o büyük sorumluluğu alabilmekten emin olmanın ne kadar önemli olduğu gözler önüne seriyor. Tüm bunları yaparken de kalemindeki o özel dokunuşu da yapmayı ihmal etmiyor ve bu, kitabın konusu kadar onun kaleme alınış şeklini de kıymetli kılıyor. Sevgili Nezihe Meriç, ‘Alacaceren’ eserinde önce Bengi’yi bir karakter olarak var edip onun yaşamından bir sabahı anlatmakla başlıyor ve bir noktadan sonra yazma, kendi hikâyesini anlatma görevini Bengi’ye devrediyor. Bu andan itibaren kendimizi kurgu içinde bir başka kurgunun ortasında buluverirken tüm hikâyeyi Bengi’den dinlemeye başlıyoruz. Bengi anlattıkça nice Bengilerin, nice Günlerin hikâyesinin sayfalardan sıyrılıp yaşama karıştığını görüyoruz.
Her bir satırını ilgiyle okuduğum bu kıymetli eserin her okur tarafından okunması, üzerine düşünülmesi gereken bir eser olduğuna inanıyor ve altın bir tavsiye olarak buraya iliştiriyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun