Puan vermedi·1062 syf.····Okunma: 16 Şubat 2025 00:00 Öncelikle şunu belirteyim ki eğer entelektüel açıdan zengin, derinlikli, dönemin Rusya'sı, kırsal yaşam dinamikleri, toplumun yapısı hakkında bir inceleme arıyorsanız bu inceleme sizi tatmin etmez hatta biraz yüzeysel bulabilirsiniz. Daha çok karakterlere eleştri niteliğinde bir inceleme yazmayı planlıyorum. Rus Klasikleriyle pek alakam yoktur. Ama bir yerden başlamak istiyordum. Anna Karenina ile de filmi sayesinde tanışmış oldum. Film yüzeysel olmasına ve önemli pek çok detayı içinde barındırmamasına rağmen kitaba dair bir ilgi uyandırdı. Karakterleri daha yakından tanımak ve iç dünyalarında olan biteni görebilmek için kitabı okumaya karar verdim. Özellikle Anna, Vronski ve Alexey Androviç arasındaki aşk üçgeni diğer karakterler ve yaşantılarından daha fazla ilgimi çekti bu sebeple 300.sayfadan sonra sadece Anna, Vronski ve Alexey'in içinde bulunduğu bölümleri okudum. (Bu konuda eleştri kabul etmiyorum çünkü kültürlenmek için değil keyif için okuyorum bunun yanında kültürel bir katkısı olursa tadından yenmez orası ayrı.)
Kitabın içeriğine gelecek olursak, sıkıcı değildi ama yinede yavaş ilerledi benim için. Sayfalar bitmedi bir türlü. Anna'nın gelgitleri, belirsizliklere karşı takındığı tutumlar, İkilemleri, kararsızlıkları, düşünce dünyası beni hem çok bunalttı hemde çok empati yaptırdı. İçimizden biri ama daha iyi anlaşılsın diye bir tık abartılmış hali gibiydi. Vronski'nin Anna'yı evde bırakıp kendisinin günlerce sokaklarda gezmesi cidden hiç hoş değil. Kadın sana olan aşkı için itibarından, sosyetedeki konumundan, evladından vazgeçiyor. Çevresinde görüşebileceği doğru düzgün kimse kalmıyor, herkes, kadına sırt dönüyor sırf seni seçtiği için. Ama sen kadını bi türlü hoş edemiyosun. Ha, Anna'nın da haksız tarafları yok mu? Var ama o takıntılı düşünceleri gidermek, kadını endişelerinden arındırmak senin görevindi. (Bu bencesi) Her overthinker kadına bir overexplainer erkek lazım gerçekten ya. Fakat Anna'nın kafasında kurmaları da cidden hem çok tanıdık bir senaryoydu hem de çok sinir bozucuydu. Yani bir taraftan anlıyorum neden böyle düşündüğünü bir taraftan da ne kadar yanlış olduğunu fark ediyorum dur be kadın artık dur diyorum. Benim yaptığım çıkarım Anna'nın biraz da yalnızlıktan, boş kalmaktan kafada fazla kurması ve bunun getirdiği endişeler ve Vronski'nin bu konuda Anna'nın içini rahatlatamada zayıf kalması da Anna'yı bu kötü sona iten şeylerden biriydi. Kadın olduğum için Anna ile daha fazla empati kurmam sebebiyle Vronski'ye pek objektif bakamıyor olabilirim ama onun da Anna için annesiyle ters düşmesi, kariyeri için önemli bir fırsatı Anna için reddetmesi... Bunlarda hoş ve takdir edilesi fedakarlıklardı. Yine de Anna'yı biraz yalnızlık içinde bıraktığını hissettim ben açıkçası. Alexey için de bir çift laf etmek isterdim ama her karakter gerçekten ayrı ayrı incelenmeyi hak ediyor. O yüzden daha fazla devam edemeyeceğim.
Sonuç olarak overthinker bireyleri daha az kafada kurmaya davet ediyorum. Kendim dahil.
Yazara gelecek olursam Tolstoy toplumu ve bireyleri gerçekten de iyi gözlemlemiş bir yazar olduğunu bana hissettirdi. Çünkü gerçekten karakterlerin iç dünyalarında gördüğüm şeyler hiç de uzak, başka değildi. Mesela Anna'da kendimle bağdaştırabildiğim bazı şeyler buldum. Her bir karakterde hayatımızdan geçen insanların da izi vardı.
Ayrıca hayata dair dile getirdiği bazı ifadeler 'evet ya gerçekten böyle' dedirtti. O açıdan da ufak tefek farkındalıklar kattı bana.