·57 syf.····Okunma: 18 Şubat 2025 00:30 Franz Kafka'nın babasına yazdığı bir mektuptan oluşan "Babaya Mektup" kitabı: kolay okunabilecek, -sayfa sayısı olarak- kısa bir kitap olsa da anlatılanların fazlasıyla etkisinde bırakan çarpıcı bir kitap.
Baba figürünün çocukluktan yetişkinliğe hatta yaşlılığa kadar bir insan için ne kadar önemli olduğunu Franz Kafka'nın babası ile yaşadığı olaylardan görebiliyoruz.
Franz Kafka kitapta "gerçek" manada bir şiddete maruz kalmadığını dile getiriyor. Ama şiddet her zaman fiziksel değildir. Bazen küçümseyici bir bakış, ciddiye almama, dalga geçme de şiddettir. Belki de Kafka, o yaşadığı tüm problemler -problem diyip geçilecek basit şeyler olmadığını kitabı okudukça görüyoruz- yerine dayak yemeyi tercih ederdi. Kitapta tek suçlu baba da değil bence. Baba kadar anne de suçlu. Babanın gölgesinde kalan bir anne çünkü. Annesi ve babasının ilişkilerinin de iyi olduğunu görüyoruz kitapta, Kafka bizzat kendisi söylüyor zaten bunu. Keşke çocuklarıyla da aynı şekilde iyi ilişkileri olsaydı.
Çocukluktan kalan bir "baba" travması diyip de geçilecek türden şeyler değil Kafka'nın yaşadıkları. Çünkü çocukluktan kalmış bir şey yok. Kafka büyüdüğünde, tabir-i câiz ise koskoca adam olduğunda bile devam ediyor Kafka'nın babasının "baba olamayışları"...
Okurken gerçekten Kafka'nın babasını boğmak istedim. Kitabın isminin " Babaya Mektup" olması da bir çok şeyi açıklıyor bence. "babaMa mektup" değil "Babaya Mektup". Herhangi iyelik eki yok, sahiplenme yok. Sanki babasına değil de yabancı birine yazılmış gibi... "Babaya Mektup."
Babalık iyi imkanlar sağlamayla, düzgün kıyafetler giydirmeyle, ele muhtaç etmemeyle olmuyor. Babalık ilgi ile, sevgi ile, çocuğuna verdiğin emek ile oluyor.