Ahmet Ümit’in Beyoğlu Rapsodisi, polisiye türünün ötesine geçen, İstanbul’un geçmişiyle bugünü arasındaki çizgide dolaşan bir roman.
Kitap, üç eski arkadaşın hayatlarına odaklanıyor ama aslında her bir karakter, İstanbul’un farklı bir yüzünü temsil ediyor. Zenginlik ve sefalet, nostalji ve modernlik, iyilik ve kötülük... Ahmet Ümit, bu kontrastları çok iyi işlemiş.
Özellikle romanın atmosferi beni en çok etkileyen şey oldu. Beyoğlu’nun dar sokakları, eski binaları, kaybolan kültürü... Kitabı okurken, sanki İstanbul’un geçmişine yolculuk yapıyormuşum gibi hissettim. Cinayet hikâyesi bir yana, esas vurucu olan şey, şehrin içindeki değişim ve dönüşümün bir karakter gibi işlenmiş olmasıydı.
Ahmet Ümit’in polisiye romanlarını zaten severim ama Beyoğlu Rapsodisi, sadece bir suç hikâyesi değil, aynı zamanda İstanbul’a yazılmış bir ağıt gibi.