Depresyon ya da ruh çökkünlüğü en çok adını duyduğumuz ve artık sıradanlaşan bir söylemin parçası olan psikolojik bir durum. “Kaybolan Bağlar: Depresyonun Gerçek Nedenleri ve Beklenmedik Çözümler” {İng. “Lost Connections: Uncovering the Real Causes of Depression and the Unexpected Solutions”} 2018’de Johann Hari tarafından yazılan bir kitap. Kitap, depresyonun sürekli biyolojik bir sebep sunularak “beyinde bozuk bir yer var, oranın tamir edilmesi gerek” düşüncesiyle aşırı derecede reçetelendirildiğini, bunun yanlış olduğunu belirtiyor. Kitaba ilaçların ne denli etki ettiğini sorgulayarak başlıyor, bu ilaçların onay almadan önceki deney aşamalarının güvenilirliğini eleştirdikten sonra plasebo etkisi gösteren bir “değnek”ten söz ediyor. Buna göre hiçbir özelliği olmayan bir değnek insanları iyi ediyordu, bunun da nedeni hastaların bunu ilaç kabul etmeleri, inançlarının kendilerini manipüle etmesine yol açması. Ardından yayınların ilaç şirketleri tarafından yayınlanmalarının etik sıkıntılara yol açtığını söylüyor.
Kitap, depresyonun biyolojik arka planını yadsımıyor ama diğer iki ayak olan toplumsal ve psikolojik nedenlerin göz ardı edilip hemen reçete verildiğini anlatıyor. Nasıl ki insan bir yaz günü öğlen vakti dışarı çıktığında terlerse insan da bazı koşullar altında depresyona sahip olur. Bu durumda o kişiyi gölgeye mi çekmeli yoksa sıcağın alnında terlemesinin onun biyolojik bir nedeni olduğunu söyleyip ona ter önleyici deodorant mı satmalı?
İnsanın bu sistem içinde yitirdiği bağların, insanları depresyona sürüklediğini düşünüyor Hari. Eğer işinizde baskı görüyorsanız, gelecekten umudunuz yoksa, ekonomik sıkıntılarınız arşa değmişse, binlerce yıldır içinde bulunduğumuz doğadan sırf 150 yıl önceki sanayi inkılabı nedeniyle kopup 70 m² bir eve tıkılıp gri bir duvara bakıyorsanız, yaşama yönelik anlam inşa edemiyorsanız ne olmasını bekliyorsunuz ki?
Sakın bu söylemler kişilerin biyolojik olarak bir depresyon nedeni olmadığı anlamına gelmemeli, yalnızca nedenlerin içinde biyolojik nedenlerin sanıldığı oranda olmayabileceği anlamına gelmeli, kitabın mantığı daha çok bu.
Peki nasıl yeneriz bu depresyonu?
Bunun için yazar yeni bağlar kurulması gerektiğini savunuyor? Peki kimle? Diğer insanlarla, sosyalleşerek, anlamlı bir işe sahip olarak, anlamlı değerlerle, duygu paylaşımından doğan sevinçle, çocukluk travmalarını inkâr etmeyip ya da bastırmayıp (aksine kabul edip aşarak) ve geleceği geri kazanarak bunu yapabilirsiniz diyor yazar.
Kitap çokça eleştiri almış olsa da açıkçası ben beğendim, insanın etkin bir varlık olarak mücadele etmesi gerektiğini, koşulların değiştirilebileceğini savunan bir bakış açısı var. Yalnızca kendi içimize bakarak bir şeyler çözmeyi öneren kitaplardan değil, çevrenin de payı olduğunu ve değiştirmemiz gerektiğini savunuyor. Okunmalı bence.