"Kararmış kalbimde bir canlılık var, Persephone. Ölü yüreğimi hayata döndüren biri var. Ruhuma sızdığın aşikâr. Yoksa niye sen güldüğünde kışıma bahar geldi zannedeyim?"
Demir (Hades) Karadağ, ünlü, zengin ve başarılı bir iş adamıdır. Ancak onu diğerlerinden ayıran en büyük fark, Inferno adını verdiği mekânıdır. Dante’nin Cehennem'inden ilham alarak dokuz katlı bir yapı hâlinde tasarladığı Inferno, Türkiye’nin en ünlü ve en gizemli eğlence merkezlerinden biridir. Eğlence için inşa edilen bu yerin tartışmasız hükümdarı ise Demir’dir, yani Hades!
Helen Saral ise ünlü bir yazar olmanın yanı sıra bir cinsel terapisttir. Ancak onun Inferno'ya adım atmasının sebebi bambaşkadır: Kaybolan küçük kardeşini bulmak! Fakat kardeşinin ortadan kaybolmasının ardında sıradan bir hikâye yoktur. Çünkü o, Demir’in gözbebeği Inferno'da büyük bir iş çevirmiş ve ortadan kaybolmuştur. Bu durum Demir’in gururunu fazlasıyla incitse de küçük cadının başına açtığı işler, görünenden çok daha büyük ve tehlikelidir.
Helen, kardeşini bulabilmek için Demir ile iş birliği yapmaya mecbur kalır. Üstelik kimsenin girmesine izin verilmeyen Inferno'nun dokuzuncu katında, yani bizzat Hades’in krallığında misafir edilir. Fakat işler giderek karmaşıklaşır ve Helen, farkında olmadan Demir’in cehennemine adım atarken, bir yandan da Hades’in Persephone'si olmaya başlar…
Kitaba başladığım gibi su gibi akıp gitti! Yazarın daha önce Persona eserini okumuş ve kalemine hayran kalmıştım, ancak bu kitapla birlikte çok yönlü ve etkileyici anlatımını bir kez daha deneyimlemiş oldum.
Yazar, Demir ve Helen arasındaki çekimi o kadar güçlü ve ustaca kaleme almış ki, ancak okuyanlar beni anlayabilir! Gerilim, tutku, tehlike ve gizem bir arada, kusursuz bir kurgu ile harmanlanmış. Bu kitap hakkında söylenecek çok şey var ama büyüyü bozmadan sizi sadece okumaya davet ediyorum. Hazır mısınız? Çünkü Inferno'ya bir kez adım atan, bir daha eskisi gibi olamaz!