Gönderi

9/10
·517 syf.··
2025 1. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2025 13:31
Okudum ama nasıl okudum, bitirdim ama ben de bittim… büyük umutla başladığım kitap umudumu kırdı. Martın Eden mi desem yoksa Jack London mı bilemedim. Bütün yazarlar kendilerini yazmıyorlar mıydı zaten? Jack London’ın hayatını okurken duygulandım. Aynı zamanda çok kızdım. Bütün yazarlar-şairler yoksulluğun ortasında olmak zorunda mı? Fırlatılmış gibiler. London yoksulluktan tek çıkış yolunun eğitim alıp “beynini satmak olduğuna karar vermiş. Tabi ki para değil dertleri fakat yiyecek yemekleri olmaması da can yakıcıydı. Sadece yazarlık değil siyasete de bulaşmıştır hemen hemen tüm yazarlar gibi. Bir sosyalisttir Jack London. Tüm bunların üstüne bir de aşk, her şeyin başı ve sonu.. Her şeyden önce kitap okumanın üzerinde o kadar durdu ki Martin Eden kendimi buldum o cümlelerde. Kitap okumanın ama gerçek yazarları okumanın önemi tabi ve çok sayıda filozofla çıkıyor bu yola, sürekli onlardan söz ediyor. John Locke, Davıd Hume, Nietzsche, Kant, Herbert Spencer gibiler.. Bu tarafı şahaneydi. Diğer önemli konu ise kitabın çevirisi ve çevirmeni. İyi okuyucular bir kitap çevirisinin ne kadar önemli olduğunu bilir ve okurken anlar yoksa 500 sayfalık bir kitap su gibi akmaz. Bu kitap öyle güzel çevrilmiş. Martın Eden bir denizci, çok okumamış, varoluşunu sorgulamamış, daha 20’lerindeydi, bir neden arıyordu kendisi için, varoluşsal bir neden ve Ruth’u görüyor, aşık oluyor. Aşk aklın ötesinde diyor bir yerde. Artık bir nedeni vardır denizden çıkmak için, kendi evinden çıkıyor. Ait olduğu yeri arıyor aslında ama bulamıyor. Aşkı uğruna okuyor bütün bu kitapları, yazarları, üç sene mücadele ediyor büyük bir heyecanla, çok okuyor.. Dilini, kelimelerini bile değiştiriyor zamanla. Hikayeler yazıp satmaya başlıyor, bu kısmı yaralayıcıydı. Çünkü yazdıklarını komik rakamlara satıyor bazen hiç satmıyor. Beni yaralayan diğer konu da Martın Eden’’in hayatta sadece bir takım elbise bir de bisikleti vardı. Takım elbiseyi sevdiği kadın için almıştı, onun yanına giderken giyerdi. Bisiklet konusunda ise aklıma “Tolstoy”un bisikleti” geldi elbette. Tolstoy daha şanslıydı tabi. Bunlara rağmen çok kitap okuduğunu düşünürsek yolu güzel yürüyor aşkı için. Ruth için şu sözü kullanıyor “kitaplar haklıydı dünyada böyle kadınlar da vardı.” Böyle bir aşktı onunki. Ruth için, Ruth’un içinde olduğu sözde eğitimli kesim için, ailesi için. Ruth ise seviyorum dediği adamı değiştirmeye çalıştı, yanına daha doğrusu çevresine yakıştırmaya çalıştı.. değişmesi gereken oydu. Çünkü kendisi olamayan Martın Eden değildi Ruth ve Ruth’un yanındaki insanlardı.. Martın ait olacağı yeri bulacağını düşünürken, huzura ereceğini düşünürken okudukça okuyor fakat içindeki huzursuzluk azalacağı yerde daha da büyüyordu. Yine de devam ediyor okumaya ve kendini geliştirdikten sonra tartışmalara, konuşmalara katılır o büyük ve yüce gördüğü insanlarla. Bu yönden onu dışarda insanlara Felsefe anlatan Sokrates’e benzettim. Martın Eden çok anlatmaya çalıştı, sonra bakıyor ki bu insanların bir şey bildiği ve anladığı yok, bu insanlar kitaplardan bir şey öğrenmemişler ki. Bir yerde şöyle diyor Martın Eden “nasıl olur da kitaplardan bir şey öğrenmezlerdi?” hayal kırıklığına uğruyor, kendini tepede görenlerin aslında tepede olmadıklarını görüyor. Kirke’nin domuzlara karşı hissetmiş olabileceği bir tiksinti duyuyordu artık onlara karşı. Nietzsche’nin “üstinsanı” sandığı insanlar değildi bunlar. Kitapta devir ve insanlar o kadar iyi anlatılmış ki, mesele sadece aşk değildi yani. Mesela Martın Eden kendisine ‘bireyciyim’ diyordu. Cumhuriyetçileri, Sosyalistleri eleştiriyor birçok yerde. Fakat Ruth da o toplumun içindeydi ve bunca yolu o topluma girmek için yapıyordu biraz da. Doğru yolda olduğunu düşündü fakat İçine girmek istediği o burjuva toplumunun onu daha çok bireyselciliğe ittiğini anladı. Kitabı okurken hep şunu dedim “önemli olan yolda olmak, sonu değil” buna rağmen sonu da güzel olsaydı keşke. Belki ilerde böyle bir sonun da güzel olabileceğini düşünürüm, bilemeyiz. Kendimi o yolda hissettim. Onca yolu git, mücadele et yolun sonuna geldiğinde ise tatmin olma, acı vericiydi Martın Eden için. Aslında bu yolun sonunu içten içe tahmin edebiliyordum okurken istemesem de.. Martın Eden tam bir felsefe adamı, Nietzsche adamı.. Felsefe yolda olmaktır, yolda olmak varmaktan iyidir diyebilseydi keşke , yolun sonuna bu kadar bağlanmasaydı. Bireysel olan bir adam bir topluma girmek için yolun sonuna geliyor ve o yolun onun yolu olmadığını anlıyor. Boşu yaşanmış bir hayat gibi. Denizde bir balığın onu ısırması ve buna “yaşama içgüdüsü” demesi can yakıcıydı. Yaşama arzusu. Açıkçası burda biraz umutlanmıştım..:) Bireyselliğine yeniliyor aslında ve başladığı yerde sonunu buldu. Kitabın sonunda şunu söyler; karanlığın içine düştü, bu kadarını fark edebildi. Bunu fark ettiği anda da farkındalığı sona erdi.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
·
717 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.