Melih Cevdet Anday Melih Cevdet Anday 1915 yılında Çanakkale'de doğdu. Doğumundan kısa bir süre sonra ailesiyle İstanbul'a geldi ve çocukluğu Kadıköy'de geçti. Babasının işi nedeniyle Ankara'ya taşınmalarının ardından, lisede Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la tanıştı. Edebi hayatına 1936'da Varlık'ta yayımlanan ''Ukde'' şiiriyle başlayan Anday, 1937'den itibaren Garip tarzının öncü şairlerinden biri oldu. Garip(1941) kitabında Orhan Veli ve Oktay Rifat'ın şiirleriyle birlikte Melih Cevdet'in şiirleri de yer aldı. 1962'de yayımlanan Kolları Bağlı Odysseus kitabıyla başta mitoloji olmak üzere metinlerarasılığın yoğun biçimde kullanıldığı bir şiire yöneldi ve bu tarzı son şiirlerine kadar devam ettirdi. Yunan mitolojisinin yanı sıra Gılgamış Destanı gibi Doğu metinlerinde de, Karacaoğlan gibi halk şairlerinin şiirlerinden de yararlanarak kendi deyişiyle ''metinler üstüne şiirler'' kaleme aldı. 1989'da yayımlanan Güneşte kitabındaki şiirlerle, felsefesinin eşlik ettiği bir ''ara şiir dili'' geliştirdi. Şiirin yanı sıra romanları, oyunları ve denemeleriyle de önemli bir yazar olarak anıldı. 28 Kasım 2002'de hayata veda etti.
Gaz Sobaları Ortaklığı şirketinin çalışanı İsa, hiç beklemediği bir anda İthal Ambarları ve Uluslararası Elektronik Birliği kurumuna terfi ettirilir. Bu işyer değişikliği alelade yaşam süren İsa'nın yaşantısını iyiden iyiye değiştirir.
İsa kafasındaki sorularla, yorgun ruhuyla, başkalarının yönlendirmesiyle yaşamaya alışkın bir karakterdir. Öyle ki evleneceği kadını bile hasbelkader seneler sonra karşılaştığı üniversite arkadaşının tavsiyesiyle bulmuş bir gecede evlenmeye karar vermiş tuhaf bir insandır. Hayatını bu minvalde tuhaf bir gizem içerisinde sürdüren İsa evden işe işten sevgilisinin evine oradan da karısının koynuna sürdürmektedir. Evet senelerdir bir sevgilisi ve yaşadığı tuhaf cinsel birlikteliği de mevcuttur İsa'nın. İlkel benlikleriyle yaşayan İsa kadın bedenine karşı koyamaz pek fazla eşiyle de, sevgilisiyle de ve hatta baldızı ile cinsel birliktelikler yaşar. Bunları da gayet doğal bulmaktadır. Yeni görev yerinde bulduğu dört parça kağıt İsa'nın başına bela olur. Sorgulara, izlenmelere, hakaretlere maruz kalır. İsa'nın tuhaf ve sakin yaşantısı yine tuhaf fakat bu kez daha çapraşık bir hal alır. İsa artık bir kuşku ve gözlem evreninde savaşmaktadır. Gittiği her yerde izlenmekte, hayatı sırlarla dolu bir labirente dönüşmektir, İsa bu labirentin gizemli koridorlarında ruhunu, benliğini, varoluşunu ve etrafını saran sırları çözmek için bir savaşım sürdürmektedir.
Melih Cevdet Aday muazzam bir dil ve ilgi çekici hoş bir üslupla ördüğü bu romanında modern insanın hayatını saran tutkulara, arzulara, kuşkulara ve yalnızlığa geniş bir perspektiften bakıyor. İsa'nın özelinde cinselliği, iş hayatının tuhaf bürokrasisini, kuşkunun insan ruhunu nasıl kavurduğunu gözler önüne saran Anday, modern bireyin derin ve kimliksiz yalnızlığına da parmak dokunduruyor. Bu kitabı ve tuhaf karakterini okurken aklımda Franz Kafka'nın Dava kitabında suçunu bilmeden yargılanan ve bu yargılamada perişan olan karakteri hatırladım, yine bu roman karakterinde ünlü yazar Albert Camus'un muazzam eseri Yabancı'nın başına onlarca şey gelip de kılını kıpırdatmayan kahramanını da hatırladım. Anday'ın bu eseri böyle karakter ve güçlü eserleri hatırlatan derin, çok katmanlı ve üzerine okunup tartışılacak bir kıymetli eserdir. Ve bence daha çok tanınmalı ve okunmalıdır. İsa'nın Güncesi