Aşk, gurur, ön yargı...
Bir araya geldiklerinde ne kadar korkunç bir üçlü değil mi?
Kim bilir neler kaybettik hayatta gururumuz nedeniyle...
Ön yargılarımız hangi kaybedişlere vesile oldu kim bilir?
Kimleri tanımaktan geçtik bu yüzden?
Hangi aşkları daha doğmadan, anne karnında yok ettik?
Neler kaldı içimizde, hangi acıları büyüttük?
Döneme dair birçok konuda fikir sahibi oluyoruz eseri okurken:
Toplumun kadına bakışı,
Ailenin çocuklara bakışı,
Aile, namus kavramlarının o dönemdeki durumları,
Evlilik,
Saygınlık,
Sosyal statüler...
Ne ararsanız bulabileceğiniz kült bir eser.
Okurken en çok hoşuma giden başkahramandaki "güçlü kadın" imajı oldu. Zira eserde:
Yakışıklılık - güzelliğe tapan,
Balo balo gezip kendisine kısmet bulmaya çalışan,
Mutluluğu aşkta değil parada bulacağını sanan tiplemeler de vardı.
Ve tabii zamanını kütüphanede, okuyarak geçiren tiplemeler de...
Spoiler vermek istemem ama evin kitap delisi kızı evde kaldı. Belki de okumayı sevmenin yegâne getirisi de buydu...
Elizabeth, Darcy'ye karşı önyargılıdır ve Darcy de Elizabeth'e karşı önyargılıdır. Birbirine karşı önyargılı iki genç…
Elizabeth'e ayrı bir başlık açmak gerektiğini düşündüm çünkü bunu hak ediyordu. Jane Austen, söylendiğine göre kitaplarında güçlü kadın karakterlere yer vermeyi seven bir yazarmış. Bu kitapta seçilen güçlü kadın karakterimiz kuşkusuz Elizabeth'tir. Diğerleri gibi bir an önce evlenme derdinde değildir, duygularından çok mantığıyla ön plana çıkmıştır. İnandıkları ve istedikleri uğruna içinden gelenleri söylemekten çekinmez. İnatçı, dik başlı, gururlu, yer yer öfkeli ve kıskanç ama çoğunlukla ölçülü bir kızdır. Çıkarları için hareket etmez. Uysal ve itaatkar olmadığı için annesi tarafından da pek sevilmez çünkü annesi ona sözünü dinletemez.
Mr. Darcy'den bahsetmemek incelemeyi yarım bırakacaktır, o halde yarım bırakmayalım. Kitaba ismini veren 'Gurur'un vücut bulmuş halidir Darcy. Oldukça zengin, bir soylu olan karakterimiz kibarlığından hiçbir zaman ödün vermemekle birlikte soğuk biri olarak tanımlanabilir. Pek konuşkan değildir, konuşmaya layık bulduğu kişi pek azdır, konuşmak zorunda kaldıklarıyla da kısa keser konuşmayı. Saygı duyulan ama pek sevilmeyen bir karakterdir çünkü kimse onu SEVECEK KADAR TANIMAmıştır. Sanki mantığı duygularını esir almıştır. Baskın bir yapıya sahip olan Darcy, arkadaşlarının kararları ve yaşamları üzerinde de etkilidir. Mürebbiyesi onu şöyle tanımlar: Bazıları ona gururlu der ama ben zerresini görmedim. Bana kalırsa diğer delikanlılar gibi şamata yapmadığı için öyle diyorlar.(s.253) Ve Mr. Darcy kendisini şöyle tanımlar: Hayatım boyunca bencil biri oldum. İyi ilkeler edindim ama onları gurur ve böbürlenme içinde takip etmeye bırakıldım. Tek erkek çocuk olarak şımartıldım. Benim bencil ve tahakkümcü olmam, insanları küçümsemem için izin, cesaret, neredeyse eğitim verdiler.(s.373)
Sık sık karşımıza çıkan bir soru vardır: "Bir roman kahramanı olsan hangisi olurdun?"
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki kendimi Darcy'de buldum.
Onun duruşu, sakinliği, insanlarla mesafesi, olaylara bakışı adeta romanda bir yansımam dedirtti.
Bu eseri bu kadar beklettiğime üzüldüm yıllar önce filmini izlemiştim en az kitabı kadar keyif vermişti fakat kitabın verdiği tad apayrı.
Son sayfalara yaklaşırken hafif bir üzüntü sezdim karakterlerden ayrılmak üzdü. Okumak isteyenlere ‘bekletmeden okuyun’ diyorum...