Bir insan ülkesinden ya da milletinden ne kadar nefret edebilir? Aslında nefret ifadesi biraz hafif kalacak. Biz bu kelimeyi iğrenmek ya da tiksinmek kelimesiyle değiştirelim. Bu sorunun cevabını öğrenmek istiyorsanız “Tiksinti”yi okumanız yeter. Kendi türünde çok istisnai bir kitap “Tiksinti”. Yazar çocukluk arkadaşıyla bir akşamüzeri buluştuğu bir barda sohbet ederek arkadaşının dilinden içindeki tüm nefreti boşaltıyor. Kitabı okumak aslında sağlam bir irade kadar sağlam bir mide de gerektiriyor.
Yazarımız Kanada’ya taşınan arkadaşıyla yıllar sonra bir barda görüşüyor. Arkadaşı o barı özellikle seçiyor. Akşam 5 ila 7 arasında geçen 2 saatlik konuşmada (kitabı okumak için yeterli bir süre) sanat tarihi profesörü arkadaşının bitip tükenmeyen monoloğuna yazar gibi biz okuyucular da katlanmak zorunda kalıyoruz. Yazarımız arkadaşı Vega annesinin ölümü üzerine hiç istemese de miras işlemleri için yıllardır adımını atmadığı ülkesine, El Salvador’a dönmek zorunda kalır. Geri dönüşü biraz da mirası abisine kaptırmamak içindir. Bir aylığına geldiği bu ülkede yaşamı birden cehenneme dönüşür. 18 yıl önce terk ettiği ülkesini çok daha kötü bir durumda bulur. Konuşmasına önce eğitim sisteminden başlayan Vega’nın tonu kitabın sonuna kadar gitgide ağırlaşır.
Vega kendi içinde gördüğüm kadarıyla oldukça kararsız, tutarsız, korkak ve paranoyak biri. Çünkü anlatırken sürekli kendiyle çeliştiğini görüyoruz. Kardeşini, yengesini, yeğenlerini günahı kadar sevmeyen biri onların evinde nasıl misafir olabiliyor ya da bir genelevi ziyaret etme aptallığında bulunabiliyor. Öyle bir ülkenin genelevinde herhalde 5 yıldızlı bir hotel konforu bekliyordu! Adımını attığın her yerde gördüğün idrar, kusmuk, meni ve dışkı görüntüleri ve lekelerinden başka ne görmeyi umuyordun Vega?
El Salvador Vega’nın gözünde suçlarıyla var olan, yüzlerce ülke içinde en aptalı, en aşağılık, en pis olan, hiçbir şeye değmeyecek, halüsinasyondan başka bir şey olmayan bir ülkedir. İnsanları da dünyanın en görgüsüz, en pis, en aptal insanlarıdır. Halkının pisliklerine özellikle geliş yolunda uçakta şahit oluyoruz. Vega’nın uçakta şahit olduklarına insanın inanası hiç gelmiyor. Sümüklerini uçak koltuklarına silenler, tükürükler saçarak görgüsüzce bağıra bağıra konuşanlar, sağ sola kusanlar, uçağın tuvaletinde lavaboya işeyenler, yere sıçanlar ve daha pek çok iğrenç tasvir okura nasıl bir ülkeye gittiğini dair apaçık bir fikir veriyor.
Vega kadar içi nefretle dolu bir karakter henüz tanımadım. Bir insan nasıl olur da bir ülkeye dair her şeyden bu kadar nefret edebilir, tiksinir? Ona göre ülkesinde iyi hiçbir şey yok. Her şey yozlaşmış, değerini ve anlamını yitirmiş. Eğitim sisteminden sağlık sistemine kadar, idari yönetimden insan ilişkilerine kadar aklınıza gelebilecek her konuda eleştirilerini sıralıyor. Bu kitabı ya seveceksiniz ya da ondan tiksineceksiniz, bence bir ortası olmayacak. Ama bence son derece sıra dışı, farklı bir kitap olmuş. Ben kitaptan tiksinmeyenler tarafındayım.