Kişiliklerimiz birer travmalar yumağı. Tümörler gibi. İyi huylusu da var kötü huylusu da var ama neticede her ikisi de dünyayı aslında olmadığı gibi görmemize neden oluyor. Yani diğer bir deyişle tümörün iyisi de tümördür kötüsü de tümördür. Kişilik de öyle. Kişiliksizlik (ve türevleri) kelimesine biraz sempatiyle yaklaşmam sırf bu yüzden. Çünkü şayet bir gün varoluşu geriye kalan herkesten "daha tarafsız ve gerçek" hâliyle algılayabilecek biri varsa muhtemelen kişiliksiz olacaktır. Tüm bu iddialarıma rağmen silahlarımı soyunup kendimi kişiliksizliğin özgür dünyasına bırakacak sosyal cesaretim (belki de yeterince sebebim) henüz olmadı. Ve her geçen gün daha da silahlandığımı göz önüne alınca bu özgürlükten giderek uzaklaştığımı ve belki de hiç bir zaman varamayacağımı söylemek yerinde olur. Karanlığım bana “İstediğin kadar arın kişiliğinden sonunda sana kalan şey insan bedenin ve onun fenomeni olmayacak mı? İnsan bedeninden nasıl soyunacaksın? Oraya kadar boşuna soyunmuş olacaksın belki de... Vazgeç…” diyor. Mantığım bu sese kulak ver diyor, ruhum ise bu fikre zerre saygı duymuyor.
Felsefe
Gönderi kullanım dışı
·
98 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.