Puan vermedi·344 syf.····Okunma: 20 Şubat 2025 22:26 Yıl 1945, ikinci dünya savaşının sonları. Aylardan ocak, kara kış. Kızıl Ordu Almanya’nın içlerine doğru ilerlemekte. İnsanlar tedirgin, perişan. Doğu Prusya’da gösterişli bir konaktayız. Duvarında karakalem Hitler portresi asılı bir konak. Aristokrat bir Alman ailenin konağı bu. Savaş onların evine hiç uğramamış gibi. Bolluk ve refah içindeler. Savaşın bütün vahşeti burunlarının dibinde cereyan ederken, son ana kadar kör, sağır ve dilsiz gibi davranmakta direniyorlar. Bazen pencereden esirleri, çapulcuları, gardiyanlar tarafından itilip kakılan “çubuklu giysiler” giymiş birtakım mahkumları görüyorlar. Ve sadece seyrediyorlar.
Kitabın ilk yarısı bir tiyatro oyunu havasındaydı. Sahne konak; konağa girip çıkan birbirinden değişik tipteki tanrı misafirleri detaylıca anlatılmıştı.
Yarıdan sonra olaylar hızlandı ve kişiler kendilerini bir anda, ikinci dünya savaşı tarihinin bildiğimiz akışı içerisinde buldular.
Yazar son derece dramatik bir hikayeyi melodrama kaçmadan, mesafeli ve sakin bir dille anlatmış. Açıkçası ilk kısımda yarım bırakmayı düşündüm çünkü beklediğim roman kesinlikle böyle bir şey değildi. İyi ki devam etmişim. Savaşı bu kez farklı bir yerden, Alman bir ailenin bakışından okumak farklı bir deneyimdi.
Kitap boyunca kar yağdı. Kitabın içinde fazla diyalog yoktu, bunun yerine ölüm ve kar sessizliği vardı… Kışın ortasında kendimce isabetli bir seçim olduğunu söyleyebilirim.