·112 syf.····Okunma: 16 Şubat 2025 17:42 Şimdiye kadar okuduğum en karmaşık makale yapısına sahip ve de beynimi en fazla yoran kitaplardan biri kesinlikle. Hazmetmesi çok zor, ağır bir üslup olmamasına rağmen dört koldan anlatım tarzı sebebiyle insanı fazlasıyla yavaşlatan bir havası var.
Çok değişik bir sunum, alışık olmadığım bir dili var. Okurken yazarın resmen "Bu kitabı sana hitap etmemesi için yazdım" deyişini hissedebiliyordum.
Gnostizim inancına dair çok ilginç önermeler ve aforizmalar söz konusu. Yazar bunları uzun uzadıya paraphrase etse de üzerine düşünüp idrak etmekten alıkoyamıyor okuyucuyu. Her sey fazlasıyla öznel ve değişken bir ruha sahip. Kuklalar dahil.
(I)
Kitabın ilk bölümü, çeşitli yazar ve düşünürlerin gerek eserleri gerek fikirlerinden harmanlanıp ortaya çıkmış bir deneme ile kukla felsefesi, insan iradesine soyut ve ütopik bakışlar içeriyor. Genel olarak gnosistizm ve Hristiyan anlayış üzerinden özgürlük denen kavramı hiç daha önce tartışılmamış yönleriyle ele alırken, dini önermelere fazlasıyla öznel yorumlar getiriyor.
Kitabın bazı sayfalarına şekil veren kritik önermeler var;
"Kötülük eşyaya eklenmiş ıstıraptır. " cümlesi ya da "içsel özgürlük ancak insanoğlunun tesadüf eseri özbilinçli hale geldiğini kabul etmek. " gibi bir cümle. Yani bir kabulleniş. Pasif ve edilgen bi duygu durum. Pratikte deizmin kuvvetli ve toksik bir materyalist inanç ile kavrulmuş bir beyinin cümleleri gibi görünüyor. Fakat yazar hiç de böyle içinden kolay çıkabilecek bir şekilde çözümlemiyor mevzuyu. Ya da bunu yapıyor ama ben sadece aynı sokakta tıkılıp kalmışım.
Alışılmışın dışında bir bakış açısı sunarak okuyucuyu tartışmaya ve eleştirel düşünmeye teşvik etmeyi amaçlamış olabilse de bana göre çoğu konuda haddinden fazla radikal argümanlar tek taraflı düşünmeye sevk ediyor olabilir. Sosyolojinin temelinde öznellik yatar -ki kitapta da fazlasıyla üzerine değinilen bir kavram-. İlk bölümde sıkça yalnız Hristiyan mistisizmi temelinde felsefi önermeler okumak kitaba itici bir hava katıyor bana göre.
(II)
İkinci bölüm ise insanoğlunun ilkel güdülerini ve düşünce yapısını tarihi, zaman zaman kronolojik olgularla çözümlüyor.
Yazar Philip Dick üzerinden örneklemeler:
Hayatındaki korkunç esrarengiz deneyimler ve yanıltıcı bir yaşantı sonucu paranoya ve korkunun metafizik çeşitlemesi olarak nitelendirilen (john gray tarafından) gnostik inanç ekseninde dünyayı yaratan -muamma olarak da yöneten tanrının aciz olduğu fikrine dünyadaki insan yaşamının bir hiçten ibaret olduğuna inanmaya başlamıştır. Eserlerinin atmosferini ve yazgısını büyük ölçüde şekillendiren bu soyut duruş, yazarın insan ve madde kıyaslaması yapıp özgür irade ve bilinç gibi temellere inerek bu karanlığın doğa üzerinden kimi zaman da sanal vücutlara bürünmüş özgürlük modeline örnek vermesine yardımcı oluyor. (Bknz. İnsan, bilinç denen şeyden umudunu kesebilir mi ?)
Ona göre sadece "onun gibi" dünyanın karanlık tarafını gören insanlar bu hakikati kavrayabilir ve kilisede aşılanan alışılagelmiş abartı Tanrı modelinden kurtulabilir. Yine haddinden fazla bi öznellik. Kitaba başlarken bu kadar dini boyutlara karışacağını tahmin edemezdim.
(III)
3. bölümse kitabın ana teması olan kuklalara "makine" parentezini açıyor. Makine, bilinç, taklit gibi kavramlara fütürist yaklaşımlarla açıklamalar sunuyor. (Nasıl diye sorarsan;
İnsanoğlunu soyunu kasıtlı olarak minimize ederk robotik çalışmalara yönelik bir gelecek kurma planı gibi sansasyonel bir eğilimi Darvinist anlayışlarla açıklayan çeşitli sosyolog ve diğer önemli isimlerin veya fenomenlerin girift bir şekilde açıklaması yolu ile)
Sayfa 101'deki bazı cümleler bu eğilimi söyle destekliyor:
"İnsanların bilinçli olduğunu bildiğimize göre -Leopardi'nin hayvan söylediği gibi– başka canlıların da bilinçli olduğunu ruhları hakkındşey günun birinde makineler için de geçerli olacak. "
Yine aynı sayfadan başka cümleler varlığın ve özfarkındalığın bireysel boyutlarını da işin içine katarak, gelecekteki bilinç katmanını genişletiyor:
"Özfarkındalık sahibi olsun ya da olmasın bir yaratık beli ölçüde kendi yarattığı bir dünyanın sakinidir. (...) Evrenin nasıl olup da sonsuz sayıda öznel dünyayı kuşatabildiği belli ki çözülebilir bir problem değildir. "
Çok düşündüm, fazlasıyla savruk bi konu. Yeterince özgür hissetmiyorum karşı argüman üretebilecek kadar..
Konunun içerdiği özfarkındalık ve öznellik durumu ortaya atılan tüm argümanların başına 'acaba' kelimesini koyduruyor. Samanlık misali bir belirsizliğin içinde kaç sahte ve asıl gerçeklik yaratılabilir sorusu tek bir kitaba sığmayacak bir potansiyel taşır zaten.
Kuşkunun yorumlaması: kimisinin dine karşı kullandığı antitezlere gebe olduğu ve akabinde insan deneyimleri dışında herhangi bir yapı taşı ile inanç ve bilgi kavramına ulaşılamayacağına dair yollar izleniyor. Kuklanın asil otomatizmi kavramının bilinç sahibi insanlar tarafından en çok ele alınan yönü bu şekilde kuşku ve bilinmezlik çemberinden oluşur.
Kitapta maddeciliğin yansımaları çoğu önermenin içinde apaçık olmasa da, çorbanın içindeki tuz misali görünmez bir şekilde tadını hissettiriyor.
Kitabın bana göre climax noktasına ulaştığı şu alıntı ile son vermek istiyorum:
"Öyle görünüyor ki, yalnızca insana özgü olan, bilinç ya da özgür irade değil, iç çatışmadır; kendiliğimizi ikiye bölen, birbiriyle çarpışan dürtülerdir. Başka hiçbir hayvan bir yandan arzu tatmini ararken öte yandan da arzularını şeytan işi diye lanetlemez; hayatını bir yandan ölümden korkarak öte yandan da kendi imgesini korumak uğruna her an ölmeye hazır halde geçirmez; düşleri uğruna türdeşlerini katletmez. Bizi insan yapan, özfarkındalık değil, yarılmış kendiliktir."