Kızılırmak'ın berrak sularından Yamalı Köy'ün çorak toparaklarına uzanan bir hikâye...
Tam istediğim, beklediğim gibi buram buram bir Anadolu öyküsüydü. Kişiler, tipler, olaylar, tepkiler, diyaloglar ve betimlemeler gerçekten çok başarılı.
Eğer bana karakterleri tarif et derseniz şöyle derdim:
Beyaz sabun kokulu, beyaz yemenili, yüce gönüllü Rabia ana, kavruk ve nasırlaşmış elleriyle helâl ekmek derdiyle harmanlanmış Hurdacı Ahmet, ak güvercin hayaline, tüm Anadolu'nun çocukluğunu sığdırmış Kuşçu Ömer, bozkıra dönen yüreğinin yangınını Kızılırmak ile söndürmeye çalışan Zemheri... Ve daha niceleri...
Bu saydığım isimlerin ve diğerlerinin hayatlarının nasıl kesiştiğine, "aaa yok artık" derken aslında olanların nasıl da hayatın içinden bir kesit olduğuna okudukça şahitlik edecekseniz, şahitlik ettikçe siz de kendinizi onlardan ayırt edemeyeceksiniz.
Bir film tadında, sürükleyici, akıcı, kurgusu labirent gibi iç içe geçerek başarılı bir şekilde örülmüş, satır aralarında çoook anlamlı mesajlar gizli bu hikâyeyi ben çok sevdim, sizlere de gönülden tavsiyemdir.
İnsanımızın ne kadar merhametli, ne kadar içten, ne kadar sevgi dolu; aynı zamanda ne kadar gaddar, ne kadar cahil ve kötü niyetli olduğunun eş zamanlı anlatıldığı bu hikâyeyi okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Buruk sevda türküleri, nefsine yenik düşen insanlar, dini-imanı para olmuş adamlar... Bu hikâyede hepsini bulacaksınız. Daha önemlisi siz de artık Yamalı Köy'ün bir ferdi olacaksınız.
Abdullah Küçükkaya